Birleşik Devrimci Parti (Devrimci Parti) Merkez Yürütme Kurulu ve Kadınların Kurtuluşu yazılı bir açıklama yayınlayarak yasaklanan Onur Haftası etkinliklerine katılım çağrısı yaptı.
Açıklamada şunlar vurgulandı;
Hetero-patriyarka LGBTİ+’ları her gün artan bir saldırı dalgasına, ayrımcılığa, şiddete ve sömürüye maruz bırakıyor. Translar yakılarak katlediliyor, failler korunuyor, LGBTİ+’ların yaşam alanları yok edilmeye çalışılıyor. Fakat tüm bu saldırı tarihinin karşısında LGBTİ+’lar da direniş ve mücadele tarihlerini yazmaya, eşitlik inadını yükseltmeye devam ediyorlar.
Bu sene 31.’sini kutladığımız Onur Haftası’na engellemeler ve polis saldırıları ile başladık. LGBTİ+’lara hayatın her alanında saldıran; çalışmadan, eğitimden, sağlığa her türlü hakkını elinden almaya çalışan; nefreti örgütleyen erkek-devletin kurumları Onur Haftası etkinliklerini yasakladığını duyurdu. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü bugün yapılacak. İktidar LGBTİ+’lara nefret üzerinden kendini tahkim ederken bunun nedeninin kutsal aileleri korumak olduğunu söylüyor. Haklılar, hetero-patriyarkal ailelere sığmayan yaşamların, bedenlerin, cinselliklerin varlığı ve mücadelesi bu. Bizler de bu mücadelede hetero-patriyarkal kapitalizmin tam karşısında, LGBTİ+ mücadelesinin tarafındayız.
Geçtiğimiz hafta, 6 yıl aradan sonra Trans Onur Haftası yeniden örgütlendi. Bu yıl 9.’su örgütlenen Trans Onur Haftası’nda lubunyalara yönelik polis şiddeti uygulandı. “Dönmeyiz, Buradayız” diyen lubunyalar yasağa rağmen yürüdü ve basın açıklamasının akabinde işkence ile gözaltına alındı.
Yasağı delip geçen lubunyalar ezilenlerin mücadele ortaklığı ve var oluşları saldırı altında olan Kürt halkının özgürlük mücadelesinin birlikteliğiyle Kürt halkı için haykırdı: “Kürdistan Vardır, Lubunyalar Vardır!”
AKP-MHP faşist ittifakı her gün katmerlenen nefret politikaları ile LGBTİ+’ları, işçileri, kadınları, mültecileri, başta Kürt halkı olmak üzere ezilen halkları zapturapt altına almak istiyor. Hetero-patriyarkal kapitalist devletlere karşı yürütülen mücadeleler birbirinden ayrı değildir. Bugün Kürt halkı gibi her alanda LGBTİ+’ların da varlığı reddediliyor.
İşçi sınıfı ağır sömürü altında ezilirken; lubunyalar istihdam alanı bulamıyor, güvencesiz seks işçiliği cenderesine sıkıştırılıyor. Şiddet tehdidi ile yaşamlarını sürdürmeye çalışıyorlar. Aileler içinde kadınlar erkek tahakkümü altında itaate zorlanırken aynı ailelerde yönelimler ve kimlikler gizlenmek zorunda bırakılıyor. Ailelerine açık beyanda bulunan lubunyalar katledilmek dahil birçok şiddet ile karşı karşıya kalıyor.
LGBTİ+ düşmanı ittifaka Yeniden Refah ve HÜDA-PAR gibi faşist-kontra partiler eklenirken yasaklar ve saldırılar da tırmanıyor. Trans Onur Haftası ve LGBTİ+ Onur Haftası’na giderken lubunyaların birçok etkinliği yasaklandı. Artan baskıların sonucunda İstanbul/ Kadıköy’de lubunyaların çay içme etkinliği dahi yasaklandı. Aydın’da Onur Haftası kapsamında kitap etkinliği örgütleyen lubunyalara “Toplanabilirsiniz ancak kitap okuyamazsınız, cinsel yönelimleriniz hakkında konuşamazsınız” dendi. Lubunyalar her gün yeni yasaklarla, yeni baskılarla karşılaşıyor. Lubunyalar sadece belli bir ay değil her an, her yerde yaşamlarına müdahale eden devlet tacizine karşı mücadele ediyor.
Yanısıra doğal bir afet olan depremin katliama dönüştürüldüğü 6 Şubat ve sonrasında Erdoğan, katil devlete yönelen öfkenin hedefini şaşırtmak için Kürt halkını, mültecileri ve LGBTİ+’ları hedef gösterdi. Deprem bölgesinde mülteci halklar yağmacılıkla suçlanırken LGBTİ+’lar “aile düzeni” denilerek kimi yerlerde dayanışma bölgelerine alınmadı, alınanlar ise kendini gizlemek zorunda kaldı. Devletin hayatın her alanında ezilen halklara ve lubunyalara dönük baskıları, Haziran ayında Onur Haftalarına dönük artan yasaklarla pekiştiriliyor.
Onur Haftalarına/etkinliklerine dönük artan yasakların 2015’te başlaması tesadüf değil. Tüm toplumu Kürt, Mülteci düşmanlığı ve aile mefhumu üzerinden dizayn etmek isteyen bir iktidar var. Fakat bizler başta 2012’de Rojava Devrimi’nde dünyanın dört bir yanından gelen lubunyaların, Kürdistan halklarıyla omuz omuza vererek TC’nin beslediği Işid çetelerine karşı savaştığını biliyoruz.
