İstanbul Tabip Odası İstanbul Depremine Yönelik Sağlık Hizmetinin Yapılanması Çalışma Grubu, beklenen İstanbul depremine ilişkin basın toplantısı düzenledi. Cağaloğlu’nda bulunan oda binasında İstanbul depreminden doğrudan etkilenecek 9 ilin tabip odaları, İstanbul sağlık meslek odaları, uzmanlık dernekleri, sendikalar, TMMOB İstanbul şubeleri ve birçok yerel yönetimlerin temsilcilikleri katıldı.
Oğan: İstanbul depremi her an olabilir
İstanbul Depremine Yönelik Sağlık Hizmetinin Yapılanması Çalışma Grubu Genel Koordinatörü Dr. Hasan Oğan, “İstanbul sağlık hizmeti depreme hazır mı” sorusunu sormalarının birkaç nedeni olduğunu belirtti. Oğan, “Bunlardan birincisi, İstanbul uluslararası bir mega kent. 18 milyon güncel nüfusuyla, yoğun bir nüfusa sahip bunun yanı sıra plansız, çarpık, sağlıksız bir kentleşme çerçevesinde büyüyor ve birçok yerleşim alanında da yoksul kesimler yoğun bir şekilde yaşıyor. Eski İstanbul çerçevesinde düşündüğümüz zaman itfaiyenin dahi giremediği dar sokaklar bu kentin önemli özellikleri arasında yer alıyor. Üstünde durmamız gereken ikinci nokta da tüm yer bilimciler İstanbul depreminin her an olabileceği konusunda hemfikirler. Ve sürekli bizi, yıllardan beri, son günlerde de daha fazla uyarıyorlar. İstanbul ve bu çerçevede Marmara düzeyinde kalan iller içerisinde bir depremle, 7,5 büyüklüğündeki bir depremle karşı karşıya olduğumuzun altını çiziyorlar. Yani İstanbul depremi yakın ve ciddi bir tehlike. Üçüncüsü de 1999 Marmara depreminde ve 2023 Şubat depremlerinde Türkiye’deki deprem gerçeğinde yaşananlar. Özellikle Kahramanmaraş ve Hatay’da yaşanan gerçekler bizim nelerle karşı karşıya olacağımızın bir göstergesi” dedi.
Dr. Oruç, İstanbul Tabip Odası olarak iktidarın bu konuda şeffaf olmasını istediklerini belirtti ve sözlerini şu şekilde tamamladı: “Bizim elimizde neredeyse veri yok, örneğin sağlık binalarının durumuyla ilgili veriler başta olmak üzere pek çok veriyi talep edeceğiz. Biz isteriz ki koordineli, planlı şekilde çalışalım devlet kurumlarıyla. İstanbul Tabip Odası ve diğer meslek örgütlerinin görüşleri dinlensin dikkate alınsın ama biz bunu beklemeyeceğiz. Böyle bir adım atılsın atılmasın İTO olarak bu işin altına elimizi koyduk. Yapabileceğimiz tüm eylemleri, çabayı bu konuda vermeye hazırız İstanbul Depremine Yönelik Sağlık Hizmetinin Yapılanması Çalışma Grubu’nu da bunun için kurduk, bu toplantıyı da bunun için yaptık.”
Devletin depremin ardından demokratik kitle örgütlerinin yardımlarını ve çalışmalarını engellediğini söyleyen Yavuru, deprem sonrası demokratik kitle örgütlerinin tespitlerinden bazılarını şöyle aktardı:
🔹”Afete müdahaleden sorumlu kamusal kurumların 3-5 günden önce müdahale etmediği, edemediği, müdahalenin ancak merkezî yerlere yapıldığı, periferdeki yerleşim yerlerine müdahalenin neredeyse ulaşmadığı,
🔹İnsanlar yakınlarının cenazelerine ulaşmak için kendileri uğraşmak ve çoğu zamanda özel kurumlardan ücretli hizmet almak zorunda bırakıldığı,
🔹Afetzedelerin durumları ile bilgi vermeleri açından hayati önem taşıyan ve kamu sorumluğunda olan iletişim olanaklarının kullanılamadığı ya da kısmen kullanıldığı ve belirli bir süre iletişimin kısıtlandığı,
🔹Kamusal sorumlular sivil toplum örgütlerine karşı destek olmaktan çok OHAL durumu kullanılarak engel olmayı tercih ettiği, çoğu zaman STK’lar kendi olanakları ile yardımlarda bulunma yolunu seçmek zorunda bırakıldığı ya da hizmet vermeleri engellendiği,
🔹Kamu, yaşamsal temel gereksinimleri (barınma, yemek, hijyen, güvenlik) karşılamada yetersiz ve yavaş kaldığı,
🔹Geçici çözümler planlı ve belirli bir standart anlayışına uygun oluşturulmadığından mevcut sorunlara ek sorunlar (su basma, yangın, hijyen) yaratıldığı,
🔹Geçici çözümler, geçen süreye rağmen kalıcı çözümler üretilmediğinden kalıcı olma haline dönüştüğü,
🔹Enkaz kaldırmanın her haliyle yeni sorunlara neden olduğu, enkazların hızla kaldırılmasının birçok hukuki kanıtın yok olmasına yol açtığı, yaşamını kaybedenlerin bedensel bütünlüğüne gerekli saygı gösterilmediği, gerekli kimlik tespitlerinin yapılamadığı ve hak ihlallerinin gerçekleştiği,
🔹Enkazların kaldırma, taşınma ve dökümlerinde hiçbir kurala uyulmadığı, çevre kirliliği yaratıldığı, afetzedelerin ve enkaz kaldırma işinde çalışanların sağlıklarının tehlikeye atıldığı,
🔹İnsansızlaştırma ve yardımların dağıtımında politik ayrımcılık uygulandığı, iktidarın toplumun bazı kesimlere karşı yanlı tutum izlediği, yerinden edilmede izlenen mevcut demografik yapıları bozan ayrımcılık yapıldığı gözlemlenmiştir.”
Yavru, bu amaç kapsamında çalışmalarını ve yapması gerekenleri; sürecin tüm aşamalarını takip etmek, izlemek; tespit etmek, değerlendirmek, sorunları ortaya koymak, çözümler konusunda öneride bulunmak, gerektiğinde sürecin tüm aşamalarında koordinasyonu sağlamak, doğrudan katkı sunmak olarak belirlendiğini aktardı.
-etha-
