Bugün, cesaretiyle, sözüyle ve duruşuyla hafızamıza kazınmış bir insanı, Sırrı Süreyya Önder’i kaybetmenin derin acısını yaşıyoruz. Genç yaşta sosyalist düşünceyle tanıştı, bu uğurda bedel ödemekten hiç geri durmadı. 12 Eylül darbesinin karanlık günlerinde hapishaneye girdiğinde bile inandığı değerlerden bir adım geri atmadı. Ona göre sosyalizm; insanın insanca yaşaması, ezilenin ayağa kalkması ve hakikatin örgütlenmesiydi. Hayatını bu ideallere adayan Önder, her zaman halkın yanında, iktidarın karşısında yer aldı.
Sanatçı kimliğiyle, özellikle sinemada, sokaktaki insanın hikâyesini anlatmayı seçti. Sinemayı, sadece bir anlatı değil, bir direniş biçimi olarak gördü. Milletvekilliği döneminde ise bu direnişi Meclis kürsüsüne taşıdı; başta Kürt halkının eşit yurttaşlık talebi olmak üzere, Türkiye’nin en derin yaralarından biri olan Kürt meselesine cesaretle yaklaştı. Barış sürecinde aktif rol üstlendi; halkların birbirini anlaması, geçmişin acılarını onarması için mücadele etti. Konuşmaktan korkulanı konuştu, barışın diliyle halkları birbirine yakınlaştırmaya çalıştı. Gezi Direnişi’nde sergilediği onurlu duruş ise onun halktan yana olan vicdanının, sokağın sesini en doğru şekilde yansıtma çabasının bir simgesiydi.
Şimdi geriye, onun dürüstlüğü, esprili dili, derin bilgeliği ve sarsılmaz inancı kalıyor. Bizler, onun ardından yalnızca bir sinemacıyı, bir milletvekilini, bir yazarı değil; halk için yaşamış, halk için direnmiş bir yoldaşı uğurluyoruz. Her zaman halktan yana duran, sözünü sakınmayan, bedel ödemekten korkmayan bu güzel insanı unutmayacağız. Anısı, barışa, özgürlüğe ve eşitliğe olan inancımızda yaşamaya devam edecek. Güle güle Sırrı Süreyya… Bu topraklar seni cesaretinle, gülüşünle ve umudunla hatırlayacak.
UMUT YAYIN KURULU
