Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırıları “yeni bir Halepçe denemesi” olarak nitelendiren Bakırhan, “Halep’te bir binadan aşağı atılan kadın savaşçıya sessiz kalan da, bu vahşeti yapanları destekleyen de gün yüzü görmez” vurgusunda bulundu.
İran’daki gelişmeler de dikkat çekerek, sürdüren Bakırhan, şöyle konuştu: “İran’da sokak, çarşı, esnaf, işçi, kadınlar ve gençler ‘artık yeter’ diyor. Kürt kentlerinde yoğunlaşan baskı, ayrımcılık ve şiddet ise rejimin tekçi, mezhepçi ve merkeziyetçi karakterini bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Yüksek enflasyonun, işsizliğin, ağır yaşam koşullarının altında ezilen halklar ve inançlar barışçıl biçimde itiraz ediyor. Bu itiraz, İran’daki halkların, ezilenlerin en temel ve meşru haktır. Rejim ise dünyanın her yerinde olduğu gibi bildik cevaplarla müdahale ediyor. Copla, topla, gözaltı, cezaevi, idam tehdidi ile müdahale ediyor. Hiçbir iktidar, bu çok iyi bilinsin kendi yurttaşlarının iradesine rağmen kalıcı olamaz. Ülkenin internetini, iletişimini komple keserek sessizlik karantinasına toplumu almakla çözüm getiremezsiniz. Şalterleri indirerek kimse meşruiyet üretemez. Ülkeyi ‘açık hava hapishanesine’ çevirmekle kimse sorunlarını çözemez.”
Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “İran’ın ve Ortadoğu’nun geleceği; copların ve dar ağaçlarının gölgesinde asla kurulamaz. Kürt’ün, Fars’ın, Azeri’nin, Beluc’un kadınlar ve gençlerin eşit yurttaş olduğu demokratik bir zeminde kurulabilir. 21.yüzyılın siyasi formülü şudur: Demokratik rejimler tüm tehditlere rağmen ayakta kalır. Bugüne kadar müdahale edilip de parçalanan, çatışma ve kaos içerisine giren tek bir demokratik rejim söyleyebilir misiniz? Yok ama demokratik olmayan ve iç barışını sağlamayan rejimler ise bu kuralsız dünyada, hukuksuz dünyada darmadağın olma riskini barındırıyor, barındırmaya devam edecek. Bizim DEM Parti olarak safımız da çağrımız da nettir: Halkların ve ezilenlerin her zaman yanındaydık ve yanında olacağız. Baskının, şiddetin değil, demokrasinin, yasakların yanında değil özgürlüklerin hak ve hukuk arama mücadelesinin yanında olmaya devam edeceğiz.
Son 10 gündür hepimizin gözü kulağı Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerindeydi. Dünya Venezuela ve Karayipler’deki haydutlukları konuşurken, yanı başımızda, Halep’te sessiz bir soykırım provası yapıldı, yapılmaya devam ediliyor. Şam rejimi ve Türkiye’nin güdümündeki çeteler, IŞİD’in yarım bıraktığı işi tamamlamak üzere harekete geçtiler. Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallesinde yaşayan yüz yıllık sakinlerine terörist diyenler gerçeği çarpıtıyor. Biz canlı yayınlarda IŞİD’in mahallelere akın ettiğini gördük. Öyle ki üniformaları bile değiştirme gereği duymamışlar. Biz bu zihniyeti iyi tanıyoruz. Enfal’den tanıyoruz, Şengal’de kadınları köle pazarlarında satan, Kobani’de vahşeti dayatan o zifiri karanlıktan tanıyoruz. Biz bunları daha geçen gün esir aldıkları bir Kürt kadın savaşçıyı binadan aşağı attıkları alçaklıklarından da tanıyoruz. Bakın; Halep’te bir binadan aşağı atılan kadın savaşçıya sessiz kalan da, bu vahşeti yapanları destekleyen de gün yüzü görmez.
Hiç sözü eğip bükmeden net olarak ifade edeyim; Halep’te yeni bir Halepçe denemesi yapıldı. Buradan o karanlık hesapları yapanlara sesleniyoruz; Kürtleri ‘soykırım kıskacında’ tutarak, çürümüş rejimlerinizi ayakta tutamayacaksınız. Kürde soykırım salık vererek siyasi hesaplarınızı gerçekleştiremeyeceksiniz. Suriye’nin sorunu; topraklarını savunan Kürtler, inançlarını koruyan Aleviler ya da Dürziler değildir.
Evet, Suriye’nin sorunu vardır ve bu sorun selefi, tekçi, ırkçı yönetim anlayışıdır. Kürt’ü, Alevi’yi, Dürzi’yi tanımayan, reddeden bir yönetim anlayışıdır. ‘Kürt anasını görmesin’ diye tüm imkanlarını seferber eden iflas etmiş bir akıldır. Bazı olaylara insan baktığında gerçekten muazzam bir fotoğraf görüyor. Değerli arkadaşlar, insanlıktan nasibini almamış çeteler Halep’in Kürt ve Süryani mahallelerine saldırdığında Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği itidal çağrısı yaptı. ABD’den açıklamalar geldi. Avrupa Birliği’nden açıklamalar geldi. Kanada’dan açıklamalar geldi. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden sağduyu çağrıları yapıldı. Peki, kim ‘rejime hemen destek vermeye hazırız’ dedi? Dünyadan sağduyu ve itidal çağrıları yapılırken, Türkiye Savunma Bakanlığı, rejime ‘Biz seninle birlikte, çağırırsan Halep’e girmeye, Kürtleri dövmeye, sürmeye; orada seninle birlikte çatışmaya varız’ dedi.
Bunu kabul etmiyoruz. O Savunma Bakanı, Türkiye’nin Savunma Bakanıdır. 20–25 milyonun yaşadığı bu ülkede bizleri de temsil ediyor. Sadece birkaç dakika empati yapsın Sayın Bakan. Kendinizi Türkiye’de yaşayan bir Kürt yurttaşın yerine koyun.
Bu manzara size ne anlatır? Bu manzara karşısında hangi duyguları taşırsınız? Sivil Kürdün mahallesine top dayamış, tankı dayamışlar; hastaneleri vuruyorlar, camileri vuruyorlar; kadınlar, çocuklar toz duman içerisinden nereye kaçacağını bilmiyor. Bir de Kürde akıl veriyor. Ne yaparsın ya? Biraz vicdan. Kürt ne yapsın? Yetmedi mi? Ne istiyorsunuz Kürt’ün Halep’te yaşadığı mahallelerden? Aslında birilerinden bir şey istemeniz gerekiyor. Ama ona yürek ister, cesaret ister. Kürt’e parmak salladığınız gibi sallamanız gerekenler var. Ama ona gücünüz yetmiyor.
Dönüp herkes kendisine bir sorsun. Ya hangi ülkenin televizyon kanallarında bu kadar Kürt karşıtı, bu kadar Kürt düşmanı program yapan, yorum yapan başka bir ülke var ya? Birisi çıkmış diyor ki: ‘Halep’te Kürtleri kırıyorlar. Size ne?’ Be aptal herif. Onlar insan. Onlar bizim canımız, akrabamız, kanımız. Değil Kürt, kim olursa olsun biz bu vahşete karşı çıkarız. Orada mücadele edenlerle dayanışırız. Kardeşlik edebiyatı yapanlara da sesleniyorum; Kıbrıs Türkü’nün hakkını savunduğun kadar, Halep’teki Kürt’ün hakkını da savunsaydın acaba bu soğuk manzara, bu katliam, bu vahşet görüntüleri ortaya çıkar mıydı? Bir gün de Kürt’ün hakkını savunun ya. Bu ülkenin vatandaşları olarak bunu söylemek bizim hakkımız değil mi? Niye mesele Kürt olunca celalleniyorsunuz, tansiyonunuz fırlıyor, parmaklarınız havada? Ayıptır, günahtır. Ama bunu artık herkes görüyor, herkes biliyor. Bu ülkede Kürt, Türk, Arap, Ermeni, Roman, muhafazakâr, laik demokratlar olarak ölüm ve savaş isteyen bu azınlığa karşı biraz daha cesur olmamız gerekiyor. Hep birlikte barışı istemeli, bu katliam isteyen ırkçıların maskelerini düşürmeliyiz. Ancak o zaman savaşları, çatışmaları durdurabiliriz. Göçleri, sürgünleri durdurabiliriz.
Tek derdi Kürt’e dönük saldırılar gerçekleştirmek isteyenlere soruyoruz; çünkü bazılarının başka derdi yok. Şam’ın 50 km ötesinde Golan’da başka ülkelerin bayrakları dalgalanırken, İsrail Şam’ın göbeğinde başkanlık binanızı bombalarken görünmez olan o egemenliğiniz neden söz konusu Kürtler olunca bir anda görünüyor oluyor? Bunu bir soralım. Halep’te hastaneler vuruldu. Sivil yerleşim yerleri ağır silahlarla dövüldü. Yüz binler, günlerce aç susuz bırakıldı. İsrail’in Gazze’de uyguladıkları dün ve önceki günlerde Kürtlere karşı Şeyh Maksut ve Eşrefiye’de uygulandı. Gazze için gözyaşı döküp ertesi gün Halep’i Gazzeleştirmeye ikiyüzlüğünü hepimiz görüyoruz. Gazze’ye Gazze’ye ağlayıp Halep’e alkış çalan her kimse iflah olmaz bir Kürt düşmanıdır.
Paris’te İsrail’le istihbarat anlaşmaları yapıp, Halep’te Kürt’ün kafasına bomba yağdırmak, anti Kürt mutabakatının en kirli halidir. Hani Kürtler, İsrail’le ilişki içindeymiş, İsrail onları destekliyormuş. Utanın ya Paris’te İsrail’le mutabakat yapan Kürtler midir ya? Bir de utanmadan açıkça bunu söylüyorsunuz. Yalancı algıcılar. Bunların derdi ne İsrail’in genişlemesidir, ne İran’ın güçlenmesidir ne de IŞİD’in canlanmasıdır. Bunların tek bir derdi var. Nedir? Kürt Düşmanlığı. Allah başınıza inşallah Kürt kadar taş düşürsün. Altını tekrar çizmek istiyorum. IŞİD armalı çetelerle sivillere saldırmak, hastaneleri vurmak düpedüz bir cinayettir, katliamdır. Buna göz yumanlar, destek verenler de onun ortağıdır. Çağrımız herkesedir. Halep’teki bu insanlık suçuna sessiz kalmak IŞİD zihniyetine onay vermektir.
Suriye halklarının ve Kürtlerin geleceği bu kanlı pazarlık masalarında değil halkların onurlu direnişinde ve demokratik birliğinde yazılacaktır. Suriye’nin geleceğini o kirli masalarda yazamazsınız. Saldırılar kalıcı bir şekilde durdurulmalıdır. Ambargo kaldırılmalıdır Halep’te. Daha buraya gelmeden iki mahallenin de giriş çıkışlarını kapatmışlar. Ganimet bulmuş gibi saldırıyorlar o eve, bu eve. Nerede 18 yaş üstü, 70 yaş altı erkek kadın varsa tamamını gözaltına alıyorlar. Nereye götürüldükleri belli değil. Kime teslim ettiklerini bilmiyoruz. Bunlar derhal durdurulmalıdır. Durdurulması için gücü yeten, İlişkisi olanlar harekete geçmelidir. Bir an önce oraya giriş ve çıkışların yapılması için insani koridorlar açılmalıdır. Rehin alınan insanlar serbest bırakılmalıdır. Sivillere ve sağlık merkezlerine yönelik saldırılar bağımsız bir biçimde soruşturulmalıdır. Birleşmiş Milletler her ne kadar zayıflamışsa da bu kuralsız dünyada Halep’te rolünü oynamalı. Günlerdir dünyanın dört bir yanında Halep’teki bu vahşet katliam kırım için protesto edenlerin protestoları görülmelidir. Buna uygun adımlar atılmalıdır diyoruz.
Sayın Bahçeli’yi de dinledik. Birincisi siyasette olması gerekenlere değil, olanlara bakalım. Yani Halep’teki bu vahşete bakalım. Buradan bakıldığında 10 Mart Mütabakatı’na uymayan SDG değil, Kürtler değil, rejimdir. Bu açık ve net ortadadır. Ya daha 1 Nisan Antlaşması ile SDG Halep mahallelerindeki ağır silahlarını çekmedi mi? Silahlı militanlarını çekmedi mi? Buna rağmen eğer oraya saldırılıyorsa; 10 Mart mutabakatına uymayan Şam yönetiminin kendisidir, onu destekleyenlerdir, ona cevaz verenler, yol açanlardır.
İkincisi, daha kısa süre önce Alevilere Dürziler’e açık katliam yapanlar bugün Kürtlere yönünü çevirmiştir. Bu da somut bir gerçek değil mi? Biz üretiyor muyuz bunu? Biz buna sessiz kalmayacağız Sayın Bahçeli. Size düşen, oradaki Kürtlerin hakkını, hukukunu müdafaa etmektir. Türk-Kürt kardeşliği diyorsunuz. Alın size fırsatı.
Üçüncüsü Sayın Bahçeli; ‘Kürtler ve Türkler kader ve kederde birliktedir’ diyor. Kürtler de soruyor. ‘Neden keder kısmı hep bize düşüyor?’ diyor. Hani ikisinde de ortaktık. Halep’tekinin kederi biraz da sizi ilgilendirsin. Halep’te iş IŞİD çeteleri ve rejim sivil Kürtlere saldırdığında; bu ülkenin savunma bakanı değil mi desteğe hazırız diyen. Hani kederde ortaklık? Siz söyleyin. Bir Kürt nasıl hissetsin? Bu durumda ne yapsın? Ne desin? Kürtler Ankara’da, Şam’da çözümü ararken, Halep’te katliamla yüz yüze bırakılmasının bir izahı var mıdır? Türkiye’nin herhangi bir vatandaşının tırnağı kanasa emin olun biz yüreğimizde hissediyoruz. Öyle duyarlı insanlarız. Peki bir Kürt kadını katledilip binadan aşağı atıldığında buna da bir tepki vermek gerekmiyor mu? Bunu eleştirmek gerekmiyor mu? Milyonların lanetlediği bu ahlaksızlığı ifade etmek mi? Türkiyeleşmeye gelişmeye helal getiriyor.
Dördüncüsü Sayın Bahçeli, haklı bir şey söyledi. Sayın Öcalan’ın rolünü vurguladı. Biz de soruyoruz. Mesela 40 günü aşkındır Sayın Öcalan’la bir görüşme yok. Bir yıldır rolünü oynayacağı koşulların oluşması için çağrı yapıyoruz. Ama ortada henüz bir şey yok ya da bizim bildiğimiz bir şey yok. Diyoruz ki artık Sayın Öcalan’ın özgür yaşam ve iletişim koşullarının sağlanması gerekmiyor mu?
Son olarak DEM Parti elbette sürecin sağlığı ve selameti için, kalıcı bir barış için önerileri olur ve olacaktır. Sayın Bahçeli parmak sallayanları görmek istiyorsa lütfen bu akşam geçmişi bir kenara bırakalım ve televizyon kanallarını açıp izlesin. Parmak sallayan bazı iktidar yöneticilerini ve medyadaki yüzleri bizzat kendisi görecektir. Bizim uyarılarımız; parmak sallama değil, barış için el uzatmaktır. Bunu artık anlayın. Daha önce de ifade ettik; bölge ülkelerinin bu sürece pozitif katkı vermesi çağrısını yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Ortak kader, ortak bir yaşamdan geçer. Sağduyudan geçer, empatiden geçer. DEM Parti olarak 27 Şubat çağrısının arkasındayız. Çözümden yanayız, barıştan yanayız. Sorumluluk sahibi olan yürütme erki de Meclis’te artık somut adımlar atarak bunun arkasında durduğunu pratik adımlarla kanıtlasın lütfen. KÜRT
Kürt düşmanlığından ülkenin ahvalini unutanlar ya da unutturmak isteyenler şöyle bir toplum içinde gezinsinler. Yoksulluğun, açlığın, madde bağımlılığının diz boyu olduğunu kendileri göreceklerdir. “Kürt anasını görmesin” mantığı, dış politikada Türkiye’nin elini kolunu bağladı. Sadece bununla kalmadı; toplumsal çürümeyi de büyüttü. Ekonomiyi çökertti. Demokrasiyi felç etti. Toplumu şiddet sarmalına soktu. Dünya uyuşturucu ile mücadele verilerine göre, Türkiye’de madde bağımlısı sayısı 2025’te 15 milyona yaklaştı. Neymiş? Türkiye’de neredeyse her 5-6 kişiden biri madde bağımlısıymış. Bunu görmüyorlar ya.
Halep’te Kürt anadili konuşulacak; dolayısıyla konuşmaması gerekiyor. Bütün hazırlığımızı, bütün ekonomimizi, bütün bütçemizi Kürtlerin hak elde etmesinin üzerine kuranların aklı, 15 milyon madde bağımlısı yarattı. Kullanım yaşı neredeyse 12’lere indi. Hatta bazı araştırmalarda 9 yaşına düştü ya. Vicdan. 9 yaşında çocuk madde kullanıyor. O hala Halep’tedir. Japonya’da Kürt ana diliyle öğretim görüyormuş, oradadır. Bu tablo iyi bir tablo değil; dehşet verici bir tablodur. Bir an önce kendimize gelip hem Türkiye’de hem Ortadoğu’da toplumsal barışı savunup, bu 15 milyon madde bağımlısı başta olmak üzere kendi sorunlarımızla ilgilenelim, çözmeye çalışalım.
Merak etmeyin, kimse Türkiye’ye tehdit değil. Öyle bir dertleri yok. Türkiye tehdit 15 milyon madde bağımlısıdır. Bu yarın daha büyük, bu madde bağımlılığı daha büyük felaketlere yol açacaktır. Gelin birlikte bunun önemini alalım madem bir ders edinmek istiyorsanız, kendinize ille de bir meşguliyet, bir gündem oluşturmak istiyorsanız alın 15 milyon madde bağımlısı. Çocuk ve gençler bağımlı hale getiriliyor. Suç ağlarında kullanılıyor.
Ortak rapor bu ülkenin ortak geleceğinin pusulası olmalıdır. Gelin bu pusulaya çekinerek değil hakki ve cesur bir uzlaşıyla el birliğiyle sarılalım. Çünkü çözümde ortaklaşmak 86 milyona hepimize kazandıracaktır. Bütün partiler Kürt meselesini hukuki zemine taşıyacak adımlar konusunda cesur olmalıdır. En başta da ana muhalefet partisi.
Çerçeve yasasını ve demokrasi yasasını bir an önce artık ülkemizde çıkarmalıyız. Herkes buna katkı sunmalıdır. DEM Parti olarak biz barışa ulaşmak için, alın terimizin hakkını almak için her türlü çabanın mücadelenin içerisinde olacağız. Yolumuz açık. Barış daim olsun.”
Kaynak: ANF
