Gündem

Büyük Hamle – Savaş ve Patriyarka: Teşhir ve meydan okuma – Hülya Osmanağaoğlu

[P]atriyarka bir projektördür. Başka türlü gözden kaçırabileceğimiz şeyleri görmemizi sağlayabilecek bir kavramdır: Büyük veya küçük, ince ve bariz ırkçı cinsiyetçilik biçimleri, toplumsal cinsiyete dayalı kadın düşmanlığı ve çok kültürlü ayrıcalıklar arasındaki bağ dokuları.” (Enloe, sf. 7)

Cynthia Enloe’nun Güldünya Yayınları’ndan yeni yayımlanan kitabı “Büyük Hamle – Savaş ve Patriyarka: Teşhir ve Meydan Okuma”ya başladıktan kısa süre sona önce Venezüella, sonra Halep’te yaşananlar kitapta anlatılan savaş, militarizm, patriyarka ve kapitalizm ilişkisinin güncel örneği oldu. Diğer yandan Suriye’de cihatçı-İslamcı çeteleri destekleyen emperyalist metropollerin İran’da İslamcı rejime karşı ayaklanmalardaki sınıfsal ve ulusal talepleri görmeyip Molla iktidarının İslamcılığını hedefe oturtmaları da, yine kitapta anlatılan Birinci Paylaşım Savaşı’nın, Hiroşima’nın vd. kapitalizmin ihtiyaçlarıyla örtüşmesine dair vurgularının örneği oldu.

Enloe, Büyük Hamle’de bir yandan patriyarkanın, kapitalizmin-emperyalizmin ihtiyacı olan savaşlar aracılığıyla nasıl güçlendiğini ve yenilendiğini anlatırken diğer yandan hem feminist hareketin hem de kendisinin, patriyarka-savaş-militarizm üçlüsüne dair mücadelelerinin tarihini anlatıyor. Kitap, ABD’de Trump iktidarının ilk döneminde, 2017’de yayımlanmış. Bu nedenle Trump’ın ilk döneminde, ABD’de örgütlenen, ardından dünyaya yayılan, Trump’a ve aslında yeni sağın tüm dünyadaki kadın ve LGBTİ+ politikalarına karşı yürüyüşleri anlatarak başlıyor. Söz konusu büyük kadın mitinglerinin yayılmasını okuduğumuzda aklımıza ilk gelen, Trump’a yönelik tepkilerden çok önce, AKP’nin kadın ve LGBTİ+ politikalarına Türkiye’den yükselen en güçlü sesi, özellikle Gezi’den itibaren on binlerce kadının katılımıyla örgütlenen, 2019’dan beri yasaklara ve polis şiddetine rağmen engellenemeyen 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşlerini düşünüyoruz.

Sonraki bölümde, yine başta Halep’te yaşananlarla hatırladığımız Suriye iç savaşına ilişkin 2010’lu yıllarda Cenevre’de yapılan müzakere süreçlerini anlatıyor. Bu bölüm aslında kadınların uluslararası müzakere süreçlerindeki rollerinin tarihini de sunuyor bize. Kuzey İrlanda’dan Batı Sahra’ya, Suriye’den Guatemala’ya müzakere süreçlerine katılan kadınların tanıklıklarını okuyoruz. Müzakerelere katılan Suriyeli kadınların iç savaştan önce insanların kendilerini inanç kimlikleriyle tanımlamasının yaygın olmadığını, ilk başta Esad diktatörlüğüne karşı başlayan sivil itaatsizlik eylemlerinin zor yoluyla bastırılmasının ardından, silahlı çatışmalar ve en nihayetinde savaş başladığında, ayrışmanın Sünni-Alevi-Hıristiyan kimliklerin vurgulanmasına dönüştüğünü anlatıyorlar. Yıllarca kapalı kapılar arkasında yürüyen müzakerelerde kadınların herhangi bir etkide neden bulunamadığını da gösteriyor Enloe’nun yazdıkları. Müzakerelerde yer verilen kadınların uzun yıllardır Suriye içinde yaşamadığı ve Esad’ın ‘muhaliflerinin’ vitrin amacıyla o kadınları çağırdığını belirtiyor. Bu noktada Enloe’ya da BM inisiyatifi ile yapılan müzakerelere gözlemci olarak katılan uluslararası delegasyondaki kadınlara da yapılması gereken bir eleştiri, Suriye’de iç savaş sürerken, söz konusu müzakerelere dâhil edilmeyen Kürt halkının temsilcilerinin savaşın başından itibaren kadınların da eşit sayıda yer aldığı delegasyonlar oluşturduğunun, o günlerde de kitabın yazıldığı tarihte de yok sayılmış olması. Kitap ilerleyen bölümlerde esas olarak patriyarkanın savaş ve militarizmle birlikte kendini yeniden nasıl ürettiğini “sürdürülebilir patriyarka” kavramıyla tartışıyor. Özellikle savaşı yaşayan toplumlarda seks işçiliği ve tecavüzün eş zamanlı olarak nasıl militarizmle artışa geçtiğini tarihsel örneklerle anlatırken, asker/subay eşlerinin de aile ilişkileri içinde militarizmin patriyarkayı güçlendirmesini nasıl deneyimlediklerini gösteriyor. Birinci Paylaşım Savaşı’na ayrılan bölümde bu büyük savaşın tüm toplumların ve kadınların hayatında yaptığı tahribatların yanı sıra birinci dalga feminist hareketin özellikle oy hakkı mücadelesine etkilerini de anlatıyor. Örnek verilen ülkeler arasında Türkiye’deki feministlerin durumuna da değinilirken Çanakkale Savaşı’na ilişkin kadın imgelerinin, 1923’te kurulurken ‘Türk’ milliyetçiliği temelinde şekillenen Cumhuriyet’in ideolojik yapıtaşları arasında yer aldığını da tespit ediyor.

Enloe kitabın son bölümünde kendi aile tarihinden başlayarak ABD’nin 20. yüzyılında militarizm ve patriyarkanın nasıl şekillendiğini, devamında ise özellikle ikinci dalga feminist hareketin tüm dünyada savaş ve militarizm karşıtı feminist mücadeleyi antikapitalizmle nasıl buluşturduğunu örneklerle anlatıyor. Ki aslında kitabın bütünü kadınların/feminist hareketin dünyanın çok farklı yerlerinde militarizm-patriyarka-kapitalizm üçlüsüne, bu anlamıyla sürdürülebilir patriyarkaya karşı nasıl mücadele ettiğinin tarihsel dökümünü yapıyor.

Özellikle iç cepheyi güçlendirme çağrılarının yükseldiği, yanı başımızda İran’da yükselen halk isyanının bir emperyalist müdahale ile aynı Arap isyanlarında olduğu gibi çalınmaya çalışıldığı, sınırın hemen öte yanında Halep’te başlayan ve devem edeceği belli olan Kürt halkına yönelik saldırıları ve cinsiyetçi şiddeti izlemek zorunda kaldığımız bu günlerde, Enloe’nun Büyük Hamle kitabı, yaşananları kapitalizm-patriyarka bağlamında anlamlandırabilmek için bir el kitabı niteliğinde. Ve kuşkusuz yaşadığımız topraklarda Kürt sorununda demokratik siyasal çözüm için barışı inşa etme mücadelesinde feminist hareketin neden özne olduğunu görmek için de çok ufuk açıcı bir temel metin.

Kitap: Büyük Hamle –Savaş ve Patriyarka: Teşhir ve Meydan Okuma – Cynthia Enloe (çev. Deniz Kıryazı), Güldünya Yayınları

Paylaşın