Gündem

Duran Kalkan: Kürtler hiçbir gücün askeri değil

İran’a yönelik savaşın ardından yaşanan gelişmeleri değerlendiren Duran Kalkan, Kürt hareketinin Rojhilat halkının yanında olduğunu belirtti. Kürtlerin hiçbir gücün askeri, çıkar aracı olacak durumda olmadığını ifade eden Kalkan, halkın olası saldırılar karşısında kendini koruma pozisyonu geliştirmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademi üyesi Duran Kalkan, Medya Haber Televizyonu’nda yayınlanan özel programda gündeme dair konuları değerlendirdi. Konuşmasında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın İmralı direnişini selamlayan Kalkan, “Gelişmeler önemli, tarihi, tehlikeler daha net açığa çıkıyor. Artık herkes bunları görür hale geliyor. Böyle bir ortamda Önder Apo’nun geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin Kürtler ve Türkiye açısından tarihi önemi her geçen gün daha çok açığa çıkıyor. Birinci yıl dönümü geçti, ikinci yılına girildi. 27 Şubat’ta bu çağrı yapılmıştı. Öncesinde de bazı görüşmeler vardı ama Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı 27 Şubat 2025’te yapıldı. Şimdi ikinci yılına girdik. Birinci yılına ilişkin önemli değerlendirmeler oldu. Yıl dönümü vesilesiyle de tartışmalar yapıldı. Yine Meclisin oluşturduğu komisyonun hazırlayıp sunduğu rapor da bu sürece denk geldi biraz. O da önemli ölçüde değerlendirmelere, tartışmalara konu oldu. Hala da tartışılıyor. Birtakım değerlendirmeler, beklentiler var” dedi.

Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin önemine vurgu yapan Kalkan, “NATO var, füzeleri durduruyor, bizi savunur diyorlar ama bazı gerçekleri daha iyi anlamaya çalışan insanlar hakikate parmak basıyorlar. Diyorlar ki Türkiye’nin güvenliğini barış ve demokratik toplum süreci sağlıyor. Önder Apo sağlıyor. Bu çok daha net ortaya çıktı. Tehlikelerin büyüklüğü, ciddiyeti, yakınlığı ortada. Türkiye’de herkes bunu kabul ediyor. Orta Doğu’nun durumu da ortada. Mesela Türkiye, evet bazı tehditler var ama yine de Orta Doğu’da yaşanan ortama göre en sakin, kendine güvenli durumunu yaşıyor. Neyin sayesinde? Önder Apo’nun geliştirdiği barış ve demokratik toplum süreci sayesinde. Demek ki şunu bilmeli herkes. Türkiye’nin güvenliği öyle tehditlerle, silah zoruyla, böbürlenmekle sağlanamaz. Neyle sağlanır? Barışla, demokrasiyle, özgürlükle sağlanır. Halkların özgürlüğü, Kürtlerin özgürlüğü, kadınların özgürlüğüyle. Bunları sağlayacak şekilde Türkiye’nin demokratikleşmesiyle sağlanır. Bunu baştan beri Önder Apo yazdı, fırsat buldukça konuştu. En ince ayrıntılarına kadar değerlendirdi. Herkese çağrı yaptı; gelin bu tehlikeyi barış ve demokratik toplum inşasıyla, demokratik çözümle önleyelim, demokratikleşmeyle önleyelim. Yoksa herkes zarar görür dedi. Önder Apo’nun belirttikleri kanıtlanıyor, olumsuz yönde de olsa. Ama diğer yandan da çözümün, çarenin Orta Doğu halkları için kurtuluşun Önder Apo’nun düşüncelerinde olduğu, barış ve demokratik toplum sürecinde olduğu, demokratikleşmede, demokratik cumhuriyette, demokratik entegrasyon çözümünde olduğu şimdi her zamankinden daha net açığa çıkıyor. Bir defa bunu iyi görmek lazım” dedi.

Sürec karşıtlarına da değinen Kalkan, “Gerçek buyken hala bazıları mesela Önder Apo’ya dil uzatıyorlar, sürece dil uzatıyorlar, hakaretler yapıyorlar. Gerçekten olumsuz, sıkıcı. Bunlar için denebilir, bilmeyen, anlamayan kişiler, çevreler. Fakat mesela bunların bu kadar ortam bulmaları neye dayanıyor? Hangi ortama dayanarak bunu yapıyorlar? O kişiliklere ait, o çevrelere ait o sözler ama bunlara karşı mücadele az. Örneğin bazı çevreler, iktidar çevrelerinde özellikle kendilerine dokunan bir şey oldu mu kıyamet koparıyorlar. En derin biçimde ortaya koyuyorlar, analiz ediyorlar, çözüm ortaya koyuyorlar. Ama bu kadar Türkiye’nin geleceği, güvenliği açısından önemli adımlar atmış, süreçler geliştirmiş bir kişiliğe hakaret karşısında sessizler. Bu sessizlik, bu ırkçı, şoven, faşist çevrelere umut veriyor, güven veriyor. Öyle anlaşılıyor ki bu çevreler de onlara dayanarak demokratikleşme adımları atmada ayak sürümeye çalışıyorlar. Birbirini besliyor, tamamlıyor. Bu ırkçı, şoven çevreler bu yönetimden besleniyorlar. Bu yönetim de onları topluma, Kürtlere, Önder Apo’ya tehdit olarak gösteriyor. Bak bunlar var, dikkat edilmezse başka bir şey olur diye. Bunlar doğru durumlar, tutumlar değil. Herkes gerçekçi olmalı” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması yönünde kararlı adımlar olabilmeli diyen Kalkan, “Umut hakkı olur mu olmaz mı? Şu olur mu olmaz mı? Evet, tartışılıyor. Bu da ileri bir durum. Tartışılıyor olması da iyi. Fakat tartışmadan öteye geçmek lazım artık. Sözden eyleme geçmek gerekir dedi Önder Apo. Mesajlar verdi, biz duyduk. 8 Mart mesajı verdi. Komisyonun raporuna ilişkin mesaj verdi. Bunlar iyi şeylerdi. Önemli değerlendirmeler yaptı. Tutumlar ortaya koydu. Yanlış değerlendirmelerin önü alınması, derinleşmemesi, herkesin bu gelişmeleri doğru anlaması için yönlendirici oldu. Önder Apo o koşullarda bunu yapıyor. Ama bu kadar her şeyi elinde olan iktidar çevreleri Önder Apo’ya ve Kürtlere dönük yapılan yanlışlar karşısında bir şey yapmıyorlar. Yapacak şeyleri yok mudur? İmkanları mı yok? Fırsatları mı yok? Var. Ama hala yaklaşımlar yetersiz.

Şimdi ne yapılmalı? Bunu hep ifade ettik. Gerçek görülüp ona göre adımlar atılmalı. Gerçek nedir? Türkiye bu tehlikelerden kendisini daha fazla koruyacaksa bu demokratikleşme sürecini geliştirmesi lazım. İşte barış ve demokratik toplum sürecinin ilerlemesi için ön açıcı olması lazım. Bunun da esası Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşması. Başka yolu yok. Bunu herkes ifade etti. Önder Apo da ifade etti. Dedi ki bu koşullarda bundan ötesini yapamam. Benden eğer daha farklı şeyler yapmam isteniyorsa koşullarım değişmeli. İmkanlar artmalı. İletişim sağlanmalı. Çalışabilmeliyim dedi. Kendim için bir şey istemiyorum. Sürecin ilerlemesi, barış ve demokratikleşmenin gelişmesi için çalışmak üzere önüm açılmalı” diye konuştu.

Türkiye’nin yüzyüze kaldığı tehlikeleri hatırlatan Kalkan şöyle konuştu: “Tehditler var, tehlikeler var. Biz öyle kimseyi korkutmak istemiyoruz. Olmayan bir şeyi de söylemek istemiyoruz. Negatif olmak da istemiyoruz. Ama her şey ayan beyan ortada. Bölgenin hali ortada. Her yerde füzeler uçuşuyor. Nereye düşeceği belli olmuyor. Ve Türkiye’de artık semalarından füzeler gidiyor. Kimden geldiği bilinmiyor. Tehditlerle bu şey edilemez. Önü alınmaz. Demokratikleşmeyle önü alınır. O halde demokratikleşmenin önü açılmalı. Türkiye’yi demokratikleştirecek yasalar çıkmalı. Demokratik siyasetin önü açılmalı. Özgürlük yasaları ortaya çıkmalı.

Diyorlar topluma nasıl kazandıracağız? Hakaret bunlar tabii bizim için. Ne toplumdan kopuğuz ne çevresine zarar veren insanlar durumundayız. Ayıp böyle şeyler konuşmak. Bu kadar zorluklara bunun için mi dayanıyor insanlar? Bu kadar mücadeleyi böyle basit durumda mı yapıyorlar? Herkes gerçekçi olmalı. Kendileri aslında toplumun başına bela hâline gelmiş birçok çevre böyle konuşuyorlar. Bunlar akıl karı sözler değildir.

Öyle ifade ettik, evine gitmek için yanıp tutuşan insanlar yok. Baba evine ulaşmak için ya da yiyecek bir ekmek bulmak için kimse daha çıkmadı, bu mücadeleyi yürütmedi. Bir mücadele, amaç için, dava için bu kadar cesaret ve fedakârlık gösterdi. Bir yıl değil, beş yıl değil, on yıl değil. Yüzyıla yaklaşıyor, kırk yıl elli yıldır kadın erkek bütün toplum bütün bunları bilinçsiz, iradesiz yapabilir mi hiç? Akıllı olalım biraz, öyle kolay mı yapılır? Gerillanın yaşam düzenini bir gün başkaları yaşasın. O zindanda işkence çekenlerin bir gününü başkası yaşasın. İnsanlar otuz yıl, otuz beş yıldır zindanda tutuluyorlar. Kırk yıldır daha da mücadele ediyor insanlar. Yüce amaçlar olmazsa bunlara kimse dayanamaz.

O bakımdan basit tutumlar, hamaset edebiyatından, böyle ucuz, hakaret edici, basitliklerden uzak durarak gerçeğe gelmek. Bu çerçevede de gerçekten de demokratikleşme ve özgürlüklerin önünü açmak lazım. Bunun için de her şeyden önce tabii Türkiye’nin daha fazla güvenlikli olmasını, bu dalgalı ortamdan başarıyla, zaferle çıkmasını istiyorlarsa bunu istediklerinin kanıtı Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü sağlamak olacak. Özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşturmak olacak. Ben Türkiye’yi seviyorum sözü ancak böyle anlam bulabilir. Bu süreçte anlıyorum ve Türkiye’ye iyilik yapmak istiyorum diyenin alacağı tutum Önder Apo’nun özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşturulması için çaba harcaması, mücadele etmesi olabilir. Bunun başka yolu yok. Bu bakımdan da biz gelişmelerin daha iyi okunacağı, anlaşılacağı ve tehlikeler karşısında onları bertaraf edecek tutumların, anlayışların geliştirileceği, siyasetin burada rol oynayacağı, kardeşleşmeye öncülük edeceği umudundayız. Temennimiz de bu. Bu yolda mücadelemizi de sürdürüyoruz, sürdüreceğiz.”

İran-İsrail/Amerika savaşına değinen Kalkan şunları belirtti: “Bu savaş 10 gün önce başlamadı, 11 gün önce başlamadı. 36 yıldır süren bir savaş. Gerçekçi olalım. Nerede, ne zaman başladığını iyi biliyoruz. ABD şimdi saldırılar yapıyor, Orta Doğu’ya. Şimdi yapmıyor. 1990’ın güzünde bir ayda 150 bin asker Orta Doğu’ya indirdi. Suudi’den Kuveyt’e kadar, Körfez’in her tarafına. Bütün uçaklarını, gemilerini getirdi. 36 yıllık bir savaş. Bu savaşı yürüten güçler, küresel kapitalist modernite sistemi diyoruz biz. Ulusüstü sermaye düzeni diyorlar. Bu ulus devlet statükoculuğunu değiştirmek, sermayenin daha fazla kar etmesini sağlamak isteyen çevrelerle ulus devlet statükoculuğu arasındaki çatışma savaşı, bir hegemonya savaşı, daha fazla kar savaşı, daha fazla etkinlik savaşı. Bu net.

Şimdiye kadar daha çok böyle bu savaşın bir tarafı evet küresel sermaye çevreleriydi. Bir taraf da Orta Doğu’nun özellikle güçleriydi. Rusya buna eklendi. İran baştan beri bunun içerisinde. Fakat şimdi bu savaşta örneğin İspanya’dan İngiltere’ye kadar, 100 yıl önce 1. Dünya Savaşı ile oluşturulan ulus devlet sistemini yaratanlar da bu savaşa artık itiraz ediyorlar bir biçimde. Onların evet kısmı bir değişim isteseler de tümden mevcut şeyi istemedikleri ortaya çıkıyor.

Biz baştan beri bu savaşa karşı çıktık. Karşıyız. Hareket olarak karşıyız, halk olarak karşıyız. Önder Apo sadece bu savaş öncesinde uyardı, işte bölge savaşı olacak, tehlikeler var, şu olsun ya da bu olmasın diye. Aslında 35 yıldır, 36 yıldır uyarıyor. Değerlendirmeler yapıyor, en kapsamlı çözümlemeleri yaptı. Bu son derece net ve açık bir durum. Bu savaşın Orta Doğu halklarına herhangi bir faydası yok, yararı yok.

Şimdi ne olacak? Farz edelim saldıran güçler ABD, İsrail kazandılar. Ne olacak, ne değişecek? İran egemenliğinin yerini İsrail hegemonyası, ABD etkinliği alacak. Acaba daha özgürlükçü, barışçı, demokratik mi olacak? Yok, ABD başkanı hiç de öyle olmayacağını söyledi. Benim için demokrasinin hiçbir anlamı yok dedi. Orta Doğu temsilcisi, Orta Doğu halklarına demokrasi yaraşmıyor, monarşiler daha iyidir dedi. Şah’ı hazırlıyor, Şah’ı getirecek. Şah’ın ne olduğunu herkes çok iyi biliyor. Nasıl yıkıldığını da biliyor. Biz o yaşanan süreçlerin tanığı durumundayız. Canlı yaşayanları durumundayız.

İran saldırıdan çıktı, etkinlik kazandı diyelim ki ayakta kaldı, ne olacak? Eskiye sürüklenecek. Eskinin ne olduğu ortada. Şimdi bu bakımdan bazıları diyor hangi taraftayız? Bu savaşın tarafı olmak çok kötü. Taraflar birbirinden çok farklı değil. Yakın zihniyetler çatışıyorlar. Bir hegemonya çatışması. Tabii İsrail yeni hegemonya geliştiriyor. Biz bunları şey edecek değiliz. Bölgede şimdiye kadar İran, Türkiye hegemonyası vardı, onu kırmak istiyor. Kendisini hegemonik güç hâline getirmek istiyor. Onlar da direniyorlar. İran da buna karşı direniyor. Senin hegemonyan olmasın benimki olsun, kimse diyemez. Bu bakımdan bu savaşın sermaye çevrelerine, çıkar çevrelerine, özellikle de silah sermayesi çevrelerine yararından başka kimseye yararı yok. Onlar kazanıyorlar bu kadar. Bombardıman ediyorlar, yarın onların yenisini yapacaklar. Yeniden para kazanacaklar. Tabii ki yaratılanlar tahrip ediliyor, insanlar ölüyor, halklar en ağır durumu yaşıyorlar.”

İran savaşında kendilerinin üçüncü siyasi çizgi olduğunu söyleyen Kalkan, “Önder Apo üçüncü siyasi çizgi dedi. Ne ulusüstü küresel sermaye sisteminin saldırılarının tarafıyız ne de ulus devlet statükoculuğunun tarafıyız. Biz üçüncü siyasi çizgiyiz. Demokratik Cumhuriyet tarafıyız. Sorunların uzlaşıyla demokratik temelde çözülmesinden yanayız. Bizimki demokratik çözüm çizgisi. Demokratik entegrasyon çözümü çizgisi. Bunu son zamanlarda en somut hale getirerek Önder Apo net ortaya koydu” dedi.

Toplumun örgütlülüğüne, demokrasiye vurgu yapan Kalkan, “Örgütlü toplumun önemi ortaya çıkıyor burada. Onun üzerinde durmamız önemli. Devletçi sistem nedir? Toplumlar açısından ne ifade ediyor? İktidar ve devlete halklar nasıl yaklaşmalı? Bunu görmemiz lazım. Buradan baktığımızda bu devletçi sistemin hiç de öyle güvenlik sağlamadığı ortaya çıkıyor. Toplumlar örgütlü olmalı. Demokratik toplum olmalı. Demokratik örgütlenmeler, kurumlaşmalar gelişmeli. Devlet demokrasiyle dengelenmeli. En azından güvenlikli bir ortam oluşacaksa o temelde oluşabilir. Öyle olmazsa besbelli ki devletler kendi hegemonyaları için her türlü çılgınlığı yapabiliyorlar. Mevcut durum çılgınlıktır. Orta Doğu kan gölüne döndü, ateş hattı oldu. İran’ın o kadar yaratılan şeylerin hepsi tarumar edildi. Toplumun yararına kullanılsaydı kötü mü olurdu? Olmazdı tabii. Bu açıdan toplumun daha süreci iyi anlayıp kendi demokrasisine sahip çıkması önemli” dedi.

Hareket olarak her zaman Rojhilat halkının yanında olduklarının altını çizen Kalkan, “Buna inanmalı, güvenmeli halkımız. Zaten bunu şey olarak biliyorlar. Rojhilat halkı direnişçi bir halk, bilinçli bir halk, yurtsever bir halk. Geçmişten beri bunu birçok kez kanıtladı. Olası saldırılar karşısında örgütlenip kendini koruma, savunma pozisyonunu geliştirebilir, geliştirmeli. Sadece Rojhilat’ı düşünmemeli. İran’ın bir topluluk olarak Rojhilat Kürdü’nün özgürlüğünü İran’ın demokrasisinde görmeli. Demokratik sisteminde görmeli. İran’da demokrasi kuracak dostlar, ittifaklar, müttefikler yaratmalı. Başka türlü olmaz. Bunun vereceği bir şey olmaz. Ancak demokratik ittifak, İran demokrasisi, bütün halkların güvencesi olduğu gibi Kürt halkının varlığının ve özgürlüğünün de güvencesidir.

Deniliyor ki halklar arası çatışma çıkacak, Kürtlerle Azeriler çatışıyor, Kürtlerle Farslar, milliyetçilikler gelişiyor. Aman öyle olmamalı. Biz öyle olacağına inanmıyoruz. Azerilerle Kürtlerin ne kadar dost olduklarını, iç içe yaşadıklarını görmüş bir durumdayız. Yüzyıllardır iç içe birlikte yaşıyorlar. Fars halkıyla daha fazla kardeşlik yakınlığı içinde yaşıyorlar. Bunlar kardeşleşmiş halklar. Geçmişten beri herhangi bir şey olmadı aralarında. Bu halklar için tehlike, onları birbirine düşüren bu ulus devlet milliyetçiliği, faşist, ırkçı şovenizm. Bundan uzak durmak lazım. Kürtler de uzak durmalı, diğer halklar da uzak durmalı. Daha fazla dostluk şeyleri geliştirilmeli, gelişmeli. İran’ın demokratik güçleri, Kürdistan’ın özgürlükçü yurtsever güçleri daha çok ilişki ve ittifak içinde olabilmeli. Bizce doğru olan o. Çünkü İran’ın demokratikleşmesiyle çözümlenmeli. Bunun için İran’ın, Kürdistan’ın özgürlükçü demokratik güçleri, siyasi güçleri çalışıyorlar, ittifak halindeler. Onlara tavsiyemiz bu olabilir. Böyle ulus devletçi milliyetçi yaklaşımlardan uzak durmak lazım. Şu bu taraf zorlamalarından uzak durulmalı. Halktan yana olunmalı. Birlikten yana, demokrasiden yana olunmalı. Çare odur ve böyle olacaklarına da inanıyoruz” dedi.

Kürtlerin kimsenin askeri olmayacağını dile getiren Kalkan, “Bilmem kime askerlik yapacakmış Kürtler. Kürtler kendilerini biliyorlar. Tarihin derinliklerinden geliyorlar. Yüzyıldır da özgürlük için mücadele ediyorlar. Milyonlarca şehit verdiler. İnsanlığı da iyi tanıyorlar. Mücadeleyi de iyi tanıyorlar. Birliği de iyi tanıyorlar. Onurlarına, şereflerine düşkünler. Evet, hata yaptıkları oldu. Ezildikleri oldu. Kendilerini savunamadıkları oldu. Başkalarına alet olan Kürtler çıktı içlerinde. İşbirlikçilik yapan çevreler çıktı. Zaten bu duruma düşmelerinde onlar rol oynadılar. Örneğin 50 yıldır PKK öncülüğünde yürütülen mücadeleyle doğru bir varlık ve özgürlük çizgisini tutturdu Kürtler. Onun bunun askeri olacak, onun bunun çıkar aracı olacak durumda değiller. Kürtlere bunu yakıştıranlar kendi hallerine baksalar daha iyidir. Ben eminim Kürt’ün böyle olacağından kaygı duyanlar kendileri en derin işbirlikçiler. İhanet konumundalar.Kendi konumlarını görüyorlar. Olumsuzlukları Kürtlere şey ediyorlar” dedi.

Mart ayının önemine dikkat çeten Kalkan, “Mart ayı direniş ayı, bahar ayı, Newroz ayı, 8 Mart ayı. İşte kadınların, Türklerin, insanlığın, işte mücadele ayı. Baharın geliş ayı, Mart aydınlık ayı aslında. Böyle olduğu için o aydınlığı önlemek üzere karanlık güçlerin katliamları var. Bunları öyle değerlendirmemiz gerekli. Aslında her günü boydan boya mücadeleyle dolu. Bu mücadelelerin çok olumlu mücadeleleri var, özgürlük mücadeleleri, Newrozlar var, 8 Martlar var. İnsanlığın ufkunu aydınlatıyor. Özgürlüğün yolunu çiziyor, yönünü gösteriyor. Öyle çok şey görmemeliyiz ama bu katliamları da ne yarattı ona bakmamız lazım” diye konuştu.

Halepçe katliamını kınayan Kalkan hareket olarak katliamların sona erdirme mücalesi yürüttüklerini hatırlattı. HBDH’nin büyük bir direniş örgütü olduğunu ve sürecin ortaya çıkışında HBDH’nin payı olduğunu dile getiren Kalkan, “HBDH’yi, mücadelesini selamlıyorum. HBDH’de yer alan bütün dostlarımızı yine selamlıyorum, başarı dileklerimi ifade ediyorum buradan. 10 yıllık büyük mücadelede verdiğimiz şehitleri saygı, sevgi ve minnetle anıyorum, büyük şehitler verdik. Birçok alanda verdik. Bir direniş örgütü oldu HBDH. 12 Mart’ta ilan ettik. 12 Mart 71 Türkiye’nin karanlıklarının gelişinin temelidir aslında. 12 Mart 71 deyip geçmemek lazım” dedi.

Bu yıl yapıyan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü eylemlerinin önceki yıllara oranla daha coşkulu olduğunu belirten Kalkan, “O bakımdan Nevroz’un nasıl olacağı, derler ya Perşembe’nin gelişi çarşambadan belli olurmuş. Dolayısıyla Nevroz’un gelişi 8 Mart’tan belli oldu. Bu Newroz, bütün Newrozların zirvesi olacak. Newroz’da özgürlük bilinci, iradesi, eylemi yeni bir zirve yapacak. Bundan eminiz. Dört parça Kürdistan’da da, dünyanın dört bir yanında da Kürtler, kadınlar öncülüğünde, gençler öncülüğünde sokakları, Nevroz meydanlarını doldurarak, bu Nevroz’u kesinlikle Önder Apo’nun özgür yaşam, çalışır koşullara kavuşmasını haykırarak, Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü, Kürt demokratik birliğini, barışı haykırarak meydanları dolduracak, anlamlı kılacak” dedi.

Mazlum Doğan’ı Zekiye, Berivanlar ve Rahşanları anan Kalkan konuşmasını şu sözlerle noktaladı: “8 Mart etkinliklerini selamladım, kutladım. Daha şimdiden Newroz meydanlarını dolduracak herkesi selamlıyorum, eylemlerini kutluyorum. Bu Newroz’da herkesi, her yerde 7’den 70’e Önder Apo’nun özgür yaşam ve çalışır koşullara kavuşması için, referandum düzeyinde sokakları, Newroz meydanlarını doldurmaya, biz irademizi özgürleştireceğiz. Biz özgür yaşayacağız kararlılığını ortaya koymaya çağırıyorum.”

Kaynak: Mezopotamya Ajansı

Paylaşın