Tarihte bazı anlar vardır; zamanın akışına direnir, üzerine yığılan ölü toprağını iter, yeniden ve yeniden konuşur. Bu anlar sıradan tarihin değil sınıf mücadelesinin, devrimci iradenin damgasını vurduğu anlardır. 27 Nisan böyle bir andır.
2009 Bostancı’sı. 2017 Dar Azza’sı. Bu iki an birbirinden sekiz yıl uzakta, iki ayrı coğrafyada; ama aynı sınıf çizgisinde, aynı devrimci cürret, aynı kararlılıkla yazıldı. Orhan Yılmazkaya ve Dörtler; İdil, Zahide, Cenk ve Cihan bu çizginin halkalarıdır. Ve her 27 Nisan’da o kurşunlar yeniden çınlar, o marşlar yeniden yükselir; çünkü devrimci cüret, ölüm anında son bulmaz. O anda filizlenir. Tarih boyunca büyür.
Devrimci hareketin düzeniçilik, tasfiyecilikle ve düşman kuşatmasıyla boğuştuğu bir anda Orhan Yılmazkaya çıktı meydana. Bostancı’da, devletin giremediği o evde yükselen her marş Kızıldere’den Denizlere, Mahir’lerden İbrahim’lere uzanan tarihin birikimiydi. Orhan yoldaş bu sürekliliği yalnız taşımadı; onu ileri taşıdı. Kapandığı sanılan dönemin kapısını yeniden araladı. Dörtler o kapıdan geçtiler. Lise sıralarından üniversite kampüslerine, Türkiye sokaklarından Rojava cephelerine uzanan devrimci yaşamlarını örgütle, halkla, işçi sınıfı ve komünar bilinçle ördüler. Dar Azza’da faşist TC ordusunun ve çetelerinin kuşatması altında, cephaneleri bitene kadar savaştılar. Son mermilerini kendilerine sakladıklarında düşmana teslim olmayı reddetmekle kalmadılar. Devrimci onurun, devrimci geleneğin taşıyıcısı olarak tarihe geçtiler. Dar Azza Bostancı’nın devamıydı, ”Aynı marşlar, Aynı kararlılık” daha da büyümüş bir sınıf iradesi.
Onları salt geçmişin figürleri olarak anmak hem Orhan’a hem Dörtlere haksızlıktır. Onların her eyleminde bugüne dair somut bir zorunluluk vardı; o günün devrimci ihtiyaçlarına yanıt üretme zorunluluğu. Biz de aynı zorunlulukla bugüne, bu ana bakıyoruz ve bu an son derece açık konuşuyor.
Gazze’de soykırım durmadı. Ekim 2023’ten bu yana on binlerce Filistinli katledildi; ateşkese karşın bombalar düşmeye, kuşatma sürmeye devam ediyor. Lübnan’ın güneyinde İsrail işgali sürüyor; köyler yağmalanıyor, suçlar örtbas ediliyor. Emperyalist-kapitalist sistem Ortadoğu halklarının kanını emerek ayakta durmaya devam ediyor. ABD-İsrail ekseninin İran’a dönük saldırganlığıyla derinleşen emperyalist savaş tablosu yalnızca bölgenin değil, Türkiye’nin de siyasal ve ekonomik gündemini doğrudan belirliyor.
Türkiye’de ise tablo daha az vahim değil. Kayyum rejimi sürüyor. Hapishaneler siyasal intikam alanına çevrilmiş; hasta tutsaklar ölüme terk ediliyor. İşçi direnişleri, köylü mücadeleleri kriminalize ediliyor. Sendikacılar tutuklanıyor, meydanlar yasaklanıyor. Saray iktidarı, Temmuz’da Ankara’da NATO zirvesine ev sahipliği yaparak Türkiye’yi emperyalizmin bölgesel savaş planlarında ön cephe ülkesi olarak konumlandırıyor. İşte bu tablonun tam içinde, 27 Nisan 2026’da Orhan’ı ve Dörtleri anmak hem bir borç hem de somut bir siyasi görevdir.
Biz DKP/BÖG olarak bugün şunu söylüyoruz: Dünya, Orhan’ın ve Dörtlerin savaştığı dünyaya benziyor. Emperyalizm daha pervasız, faşizm daha açık, sömürü daha derin. Ama egemenler güç kaybediyor. Dünyanın dört bir yanı devrimci isyan ve direniş dalgasıyla sarsılıyor. Türkiye işçi sınıfı bu sarsıntının dışında değildir. 1 Mayıs 1976’nın 50. yılında Taksim’e yürüme iradesi yeniden güçleniyor. Gazze’nin kanı, Lübnan’ın yıkımı, hapishanelerdeki devrimci tutsaklar, fabrikalarda ezilen işçiler, Kürt halkının süregiden direnci ve 1 Mayıs’ta meydanlara akacak emekçiler hepsi aynı savaşın parçasıdır. Orhan bu bütünlüğü görmüştü. Dörtler de. Bu bütünlük bugün daha da açık, daha da zorunludur.
“Önemli olan o yolun sonuna varabilmek değil; o yolda dövüşmektir.”
Yoldaşlar, bu sözler Dörtlerin, bu yol Orhan’ın açtığı yoldur. 27 Nisan her yıl bize şunu hatırlatır: O yolda dövüşmek için gün her gündür. Ama özellikle bugün 1 Mayıs’a günler kala, NATO zirvesine aylar kala, Gazze’de soykırım sürerken, hapishanelerde yoldaşlarımız tutuklu kalırken o yol hem daha uzun hem daha açık görünüyor. Devrimci sürekliliğin bir halkası olmak yalnızca anmak değil; örgütü büyütmek, kitleyi örgütlemek, meydanlarda söz almaktır. Bugün harekete geçmektir. Proletarya enternasyonalizmi bizi kavgaya çağırmaktadır.
DKP/BÖG birleşik devrimci mücadelenin örgütlenmesine Orhan Yılmazkaya’nın ve Dörtler’in ortaya koydukları devrimci kararlılık ve inatla yaklaşıyor. Tüm devrimci hazırlıklarını bu doğrultuda örgütlüyor. Ve Türkiye devrimci güçlerini de faşizmi yıkma kavgasında en öne çıkmaya, ileri atılmaya çağırıyor.
Orhan Yılmazkaya Ölümsüzdür!
Dörtler — İdil, Zahide, Cenk ve Cihan — Ölümsüzdür!
Faşizme Karşı Omuz Omuza!
Emperyalizme Karşı Örgütlü Mücadele!
Yaşasın Halkların Kardeşliği ve Devrimci Dayanışma!
1 Mayıs’a, Meydanlara!
DKP/BÖG MK
