Stêrk TV’de yayınlanan Özel Programa katılan Halk Savunma Merkezi (HSM) Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, Kürt Dil Bayramı vesilesiyle, Kürtçeye dönük saldırıları ve Kürt halkının anadilini nasıl koruması gerektiğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
15 Mayıs Kürt Dil Bayramı’nı kutlayarak sözlerine başlayan Karayılan, böyle önemli günlerde her Kürdün diline ne kadar sahip çıktığına dair muhasebe yapması gerektiğini belirtti. Kürt dil kurumlarının ve siyasi partilerin anadil taleplerinin yerinde olduğunu vurgulayan Karayılan, “Kurumların, partilerin Kürtçeye sahip çıkma çağrıları olumludur fakat bu çağrıları pratiğe de geçirmeleri lazım. Sadece devletten beklenmemelidir, anadilde eğitim veren okullar yapmalılar. Mesela belediyelerin dil komünleri olmalıdır, kurumların, partilerin dil komünleri olmalıdır. Bir öneride de bulunabilirim: Kahvehaneler sabahları çok dolu değil. Örneğin sabahtan öğlene kadar Kürtçe okul haline getirilir, öğleden sonra da kahvehane olarak kullanılır. Böyle yöntemler yaratılarak Kürt çocuklarına dilleri öğretilmeli” diye konuştu.
Rojava’da Kürtçe tabelaların indirilmesine tepki gösteren Karayılan, Kürt halkının Rojava’da büyük bedeller ödeyerek anadilde eğitim hakkını elde ettiğini ve ne olursa olsun halkın bu kazanımlardan vazgeçmemesi gerektiğini ifade etti. Rojava’da yaşanan gerginlikte Türk devletinin parmağı olduğunu söyleyen Karayılan, Suriye’deki iç sorunların bu şekilde çözülemeyeceğini belirtti. Suriye iktidarının Baas rejiminin yaptıklarını tekrarlamak istediğine değinen Karayılan, Kürtlerin anadilde eğitim hakkının doğal bir hak olduğunu ve bunun yasaklanamayacağının altını çizdi.
Kürt halkı 15 Mayıs’ı Kürt Dil Bayramı olarak kutluyor. Öncelikle bugün için ne söylemek istersiniz?
Ben öncelikle tüm halkımızı saygıyla selamlıyorum. Kürt Dil Bayramı şüphesiz önemli bir gün. Neden? Çünkü bizler kültürü, dili tehlike altında olan bir halkız. Bundan dolayı da Kürt Dil Bayramı’nı kutlamaya çok ihtiyacımız var. Buna anlam vermek ve kutlamak gerekir. Dil mücadelesinin geliştirilmesi için böyle kutsal günleri yeni çıkışlara vesile yapmalıyız. Bu yüzden önemlidir. Bu çerçevede en büyük emekçi Önder Apo’nun, Kürtçe dil çalışması yürütenlerin ve tüm yurtsever halkımızın Kürt Dil Bayramı’nı kutluyorum. Özellikle dil çalışması yürütenler çoktur. Gerilla da dağda dil çalışması yürütüyor. Dil için dağlara çıkıp mücadele ediyor, dili savunuyor. Dil, ulusal bir değerdir. Ulusal mücadele, aynı zamanda dile de hizmet ediyor. Öte yandan özelde dil için çalışma yürütenlerin emeği de gerillanın verdiği emek kadar değerlidir. Celadet Elî Bedirxan, Mehmet Emin Bozaslan gibi yazarlar da çok emek vermişlerdir. Dil, Kürtçe alfabe, Kürtçe edebiyat alanında verilen emekler çok değerlidir ve bizler de bu emeği verenleri, uğruna ömrünü feda edenleri her zaman anacağız. Bu çerçevede Kürtçe için mücadele eden herkese teşekkür ediyorum.
Dilin gelişmesi için hem geçmişte hem de bugün çalışma yürütenlerin tarihimizde değerli bir yeri var. Kürtçe davası uğruna şehit düşen tüm şehitleri değerli devrimci Ferhat Kurtay şahsında saygı ve minnetle anıyorum, anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Onlara verdiğimiz sözü bu vesileyle tekrarlıyorum.
İnsanlığın gelişiminde dil ve insan ilişkisi önemli bir noktadadır. İnsanda fikir ve bilinç oluşmaya başladığında yavaş yavaş dil de gelişmeye başlıyor. Dil insanlığın gelişmesine, yaşamının ilerlemesine, toplumun oluşmasına, tecrübelerin paylaşılmasına vesile oluyor. İnsanlığın gelişmesinde dil temel bir rol oynuyor. Kültürün, medeniyetin gelişmesinde dilin rolü var. Bu yüzden dil ve insanlığın gelişiminin birbiriyle ilişkisi çok fazla var. Yaşam dille gelişiyor, dille derinlik, bilinç oluşuyor. Dil bilinçtir, estetiktik, anlamdır, yaşamın anlamıdır. Aynı zamanda ahlaki değerler de dille daha fazla derinleşiyor. Bu anlamda insanlık değerlerinin yaratılması, tarihe mal edilmesi dil sayesinde olmuştur. Bu yüzden dil kutsaldır. Dilin her kelimesinde, her cümlesinde binlerce yıllık emek var. İnsanlık önce doğanın sesini anlamaya çalışıyor, sonrasında yavaş yavaş dil gelişiyor. Bu yüzden her cümlenin bir anlamı, her kelimenin bir önemi var.
Daha sonra insanlık tarihinde farklı diller gelişiyor. Uluslaşmada da dilin başat bir rolü var. Eğer uluslaşmaya ilişkin birkaç nokta belirtilecekse, birincisi dildir. Öncelikle o ulusun bir dili, bir kültürü, bir edebiyatı olmalıdır. Kısacası dil, ulusların var olmasında da çok önemli bir yere sahip. Dilini savunamayan bir ulus varlığını da savunamaz. Hatta ulus savunmasında dil, en öndeki siperdir. Dil gitti mi diğerleri de gider. Ulus savunmasında dil, stratejik bir siperdir. Eğer o siper giderse diğer şeyler de yavaş yavaş gider. Tarihte de birçok dil, kültür eritilip yok edilmiştir. Dili her zamanlı canlı tutmak ve korumak gerekir. Bir ulusu korumada dil, stratejik ve temel bir noktadır. Bir ulus dilini savunamazsa varlığını da savunamaz. Bu yüzden bir ulusun korunması için de dil çok önemlidir.
Çocuklar yeni doğduğunda annelerinden konuşmayı, yaşamı, varlığı öğreniyorlar. Bu yüzden anadil herkes için, her ulus için kutsaldır, doğaldır, var olmanın bir parçasıdır. Anadil insanlık için bu anlama geliyor. Bundan dolayı BM’de (Birleşmiş Milletler) anadil, anadilin korunması, anadilde eğitim doğal ve evrensel bir hak olarak kabul edilmiştir. BM yasalarında bu var; anadilde eğitim insan hakkıdır ve yasaklanamaz. Eğer bir ülkede dil yasaklanıyorsa, o ülkede soykırım siyaseti var demektir ya da bir kültürü yok etmek, soykırımdan geçirmek istiyorlardır; bu yüzden anadili yasaklamışlardır. Yoksa neden yasaklasınlar? Bu yüzden anadilin doğal bir hak olduğu ve yasaklanamayacağı evrensel hukukta yer almıştır. Farklı kültürden, farklı ulustan herkesin anadilde eğitim görme hakkı var.
Dilin ne zaman yasaklandığı da önemli bir konu. İnsanlık yaşamında, tarihte çok fazla böyle bir şey yok. Fakat kapitalizm geliştiğinde, sermaye oluştuğunda kapitalist modernite ulus devleti geliştiriyor. Ulus devlet de tekliği yaratıyor. Ulus devlet, tek dili egemen kılmak için dilleri yasaklıyor. Başlangıçta bu Fransa’da olmuş. 1789 Fransa Devriminde, şu an Paris’te konuşulan Fransızca egemen kılınıyor ama o coğrafyada farklı diller de konuşuluyor. Bretonca, Alsasça vardı; şu anda kısmen miras olarak yaşatılıyor ama dil unutulmuş durumda. Neden? Çünkü Paris’teki dil, Fransa coğrafyasında egemen kılınıyor, Alsasça ve Bretonca yasaklanıyor. Okullarda bu dillere yer vermiyorlar, eğitim dili yapmıyorlar. Paris dilini Fransa’nın genel dili yapıyorlar. Ulus devletler ortaya çıktığında bu dili esas alıyorlar.
Avrupa’da bir süre sonra artık yerel dilleri koruma çabaları gelişiyor. Mesela şu an Almanya’da tek dil var ama birçok yerde yerel dilleri koruma yasaları var. Birçok yerde zaten çok dilli eğitim var. İspanya, İsviçre, Belçika hatta İngilizce’nin egemen olduğu Britanya’da da farklı diller konuşuluyor ve korunuyor. Kısacası ulus devletin merkezi Avrupa’ydı ancak şimdi Avrupa bundan uzaklaşıyor. Ama aynı modeli Ortadoğu’da egemen kıldılar. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Ortadoğu’da kopyalarını oluşturdular. Mesela Osmanlı döneminde diller üzerinde bir yasak yok. Her ulus kendi diliyle eğitim görüyor, kendi diliyle hareket ediyor. Osmanlı’da dil ve kültür özgürlüğü var.
Fakat Osmanlı’nın ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti, kendisini ulus devlet olarak kabul ediyor ve Türkçeyi tüm coğrafyada egemen kılmak istiyor; bu yüzden diğer dilleri yasaklıyor. Birçok dil şu an yok. Mesela Lazca, Çerkesçe, Rumca, Süryanice yok olmak üzere. Kürtçe bu dillere göre biraz daha ayakta kaldı. Neden? Çünkü sebepleri vardı. Hem fiziki bir direniş, ulusal bir savaş yaşandı, hem de dil direndi. Ama diğer birçok dil ya çok kötü durumda ya da yok olmak üzere. Dünyanın her yerinde diller yasaklanıyor diye bir şey yok. Ulus devletlerin olduğu yerlerde diller yasaklanıyor. Ulus devlet zaten kendisiyle birlikte uluslara karşı olmayı getirdi, halklara düşmanlığı, faşizmi getirdi. Zulüm, katliam getirdi.
İki büyük dünya savaşı yaşattı, üçüncüsü hala devam ediyor. Bu savaşlarda milyonlarca insan yaşamını yitirdi. Bunun temelinde ulus devlet zihniyeti var. Hitler faşizmini yaratan Almanya’da var olan ulus devlettir. Bu ulus devlet zihniyeti, dilleri yasakladı, yok etti. Yoksa insanlık tarihinde diller her zaman varlığını sürdürmüştür. Ülkemizde de mesela ülkemizde de Baas rejimi dili yasakladı, Türkiye yasakladı, İran yasaklamadı ama anadil olarak yer vermiyor. Bir dili eğitim dili haline getirmediği taktirde, o dili yok etmesi anlamına geliyor. Uzun süreye yayılan bir yok etme politikasıdır. Eğer bir dilin yaşamasını istiyorsanız, eğitim dili yapılması gerekir. Bu yüzden anadilde eğitim o dilin, o ulusun varlığı için çok önemlidir.
Rojava’da, önce Kobanê’de, daha sonra Til Temir’de, en son da Hesekê’de rejim güçleri Kürtçe tabelaları indirip Arapça tabelalar asmak istedi. Bu konuya ilişkin ne söylemek istersiniz?
Özellikle Hesekê’de yaşananlarda birilerinin parmağı var gibi. Sıradan bir şey değil. İstihbarat ve politik bir müdahale söz konusu. Bunun altında bir plan var. Bu yüzden dikkatli yaklaşmak gerekir. Bilindiği gibi bir anlaşma yapıldı: 29 Ocak anlaşması. Bu anlaşma, bir aşamada Kürt halkının ve diğer farklı halkların kazanımlarını koruyor. Belli ki birileri bu anlaşmayı boşa düşürmek istiyor. Özellikle Hesekê ve Kobanê’ye dönük bazı hesapları, planları var ama genel olarak bu anlaşmayı esasta boşa düşürmek istiyorlar.
Rojava’da ve Kuzey ve Doğu Suriye’nin bir kısmında 14 yıldır anadilde eğitim veriliyor. Bu bir kazanımdır. Halkımızın bu kazanımından vazgeçmemesi lazım. Bunun mücadelesini siyasi, diplomatik yöntemlerle geliştirmelidir. Bu kazanımların temelinde bir emek var, o kadar şehit verildi. Bu 14 yıllık eğitimleri iptal edip sadece birkaç saat Kürtçe eğitim verme meselesini kabul etmemeli halkımız. Çünkü bu geri adım atmadır.
Eğer Suriye iktidarı Baas rejiminin yaptıklarını tekrarlamak istemiyorsa, böyle şeyler yapmamalı. Kürtlerin anadilde eğitim hakkı doğal bir haktır, evrensel ve insani bir haktır; bu yasaklanamaz. Halkımız da bunda ısrarlı olmalıdır. Fakat dediğim gibi birilerinin burada parmağı var. Açıkça söylemek gerekirse, Türk devletinin Suriye’nin iç sorunlarına karışmaması gerekir. Türk devletinin Suriye’de veya Rojava’da istediği bir modelin oluşması için bu şekilde müdahale etmesi doğru değil.
Biliyoruz ki, 6 Ocak’ta Halep’te başlayan komplonun temel bir amacı vardı. Amaç neydi? Demokratik ulus siyasetini boşa çıkarmaktı. Bu konu çok tartışıldı. Rêber Apo tarafından geliştirilen demokratik ulus siyaseti, bölge halkları arasında kardeşliği geliştiriyor, halkların bir ulus olarak birlikte yaşamasını sağlıyor. Birbirinin değerlerine, dillerine, kültürlerine saygılı bir şekilde yaklaşmayı ve yan yana durmayı sağlıyor.
Bu siyaset Kürt halkının elini güçlendiriyor, Kürtlerin devrimini güçlendiriyor. Bu yüzden düşman her şeyden çok bu siyasetten korkuyor. Bundan dokuz-on yıl önce bazı devletlerin, istihbaratların, “demokratik ulus siyaseti üzerinde durmalıyız” tespitleri yaptığını biliyoruz. Halep’teki komplonun amacı da halklar arasında düşmanlık yaratmak ve bu şekilde halkları zayıf düşürmek. Özellikle de Kürt halkını zayıf düşürmeyi hedefliyorlar. Bakmayın bazı Kürtlerin eski milliyetçi duygularla, “bizim dostumuz yok”, bilmem “halkların kardeşliğinin bir anlamı yok” gibi söylemleri dar bir yaklaşımdır, hakikate uzaktır. Bir taraftan da işgalcilerin siyasetine hizmet etmektir bu. İşgalciler, halklar arasında kardeşliğin gelişmesini engellemek istiyor, yalnız bırakmak ve zayıflatmak istiyor. Ama halkların kardeşliği, halkların birliği siyaseti çok önemli bir stratejidir. Bunda ısrar etmeliyiz.
Bu yüzden Suriye’de yürüttükleri politikayla halklar arasında düşmanlık yaratmak istediler ama yapamazlar. Bazı olaylar yaşandı fakat hem Kürt halkı hem de Arap halkı tarafından bu durum engellendi. Milliyetçilik zihniyetine sahip bazı kişiler bunu yaymak istediler ama başaramadılar. Şimdi de böyle bir ısrar var. Bir kez daha halkların kardeşliği, halkların birliği savunulmalı, bu dava yürütülmelidir. Özellikle Rojava’da üç dilli tabelalar, Kürtçe, Süryanice ve Arapça tabelaların asılmasına devam edilmeli ve bunda ısrar edilmelidir. Asuri-Süryaniler de var; onların da dilini yok etmek istiyorlar. Bu olmaz. Demokratik ulus siyaseti geliştirilmeli, savunulmalı, bunda ısrar edilmelidir. Bu tüm Suriye için bir demokrasi mücadelesidir. Bu yüzden çok önemlidir.
Halkımız dükkanlarında, köye girişlerde, her yerde tabelalarını asmalıdır. Kürdün yaşadığı her yerde her şeyleri Kürtçe olmalıdır. Diğer halklarla yaşadıkları yerde üç dil olmalıdır. Çoğulculuk esastır, tekçilik değil. Tekçilik ne anlama geliyor? Yok etme anlamına geliyor. Hayır, çoğulculuk, demokrasi esastır, bu geliştirilmeli ve savunulmalıdır. Ancak bu şekilde düşmanların çabaları boşa çıkarılabilir, halklar arasında kardeşlik geliştirilebilir.
Özellikle Kürtçeye yönelik saldırılara karşı Arap dostların da, Asuri-Süryani dostların da Kürtçeye sahip çıkması gerekir. Ulusal değerlere, demokrasi değerlerine, Kürt, Arap, Asuri-Süryani, Ermeni herkesin sahip çıkması gerekir. Bu çizgiyi savunmak ve yürütmek gerekir. Halkımız zaten anadil hakkını kullanıyor; bundan vazgeçmeyecek. Bunun için nasıl bir mücadele yürütülmesi gerekiyorsa buna da hazırlıklı olmalıdır. Halkımız bu şekilde başarıya ulaşabilir.
Değerlendirmenizde eğitim dili olmayan dillerin çoğunlukla yok olduğunu belirttiniz. Fakat Kürtçe yok olmadı. Bunun sebebi nedir?
Kürtçe Mezopotamya bölgesinde kadim bir dildir. Köklü bir geçmişe sahip. Neolitik devrimin dilidir, köklerini oradan alıyor. Şüphesiz tarihte diller değişim, yenilenme yaşıyor ama kökleri Neolitik dönemden geliyor. Bu yüzden Kürtçe köklü ve zengin bir dil. Yapılan araştırmalara göre Kürtçe, dünyada en zengin sekizinci dil. Kürtçe dar bir dil değil, çok zengin ve derinliği olan, kökleri Neolitik döneme dayanan bir dil. O yüzden ne kadar saldırılara maruz kalmışsa da kendini korumuştur. Eğer böyle olmasaydı, Kürtçenin de yok olma ihtimali vardı. Mesela eğitim dili yapılmamıştır. Son 30 yıldır Başûrê Kurdistan’da, 14 yıldır da Rojava’da anadilde eğitim var. Ama bunun dışında eğitim dili yapılmamıştır. Bundan dolayı eğer kökleri olan bir dil olmasaydı, şimdiye kadar yok olmuş, asimile olmuştu. Çünkü biliyoruz ki asimilasyon siyaseti, soykırım siyaseti en çok Kürtçe üzerinde yürütüldü.
Mesela, Bakurê Kürdistan’da Şêx Seîd hareketinin yenilgiye uğramasının ardından Türk devleti, 1925 yılında Şark Islahat Planı’nı geliştirdi. Şark Islahat Planı’nın birinci amacı, Kürtçeyi unutturmak ve Kürt halkına Türkçe öğretmekti. Özellikle de kadınlara, annelere Türkçe öğretip Kürtlerin tamamen yok olmasını ve Türkleşmesini sağlamayı amaçladılar. Şark Islahat Planı budur. Bu planı çok çetin bir şekilde sürdürdüler. Şimdiye kadar bu planın etkileri devam ediyor. 1970’li yıllarda artık Kürtçe yok olmak üzereydi. Önder Apo’nun tarihi çıkışı ve Özgürlük Hareketi’nin gelişmesi, bu temelde zindan ve dağ direnişlerinin yaşanması bu yok oluşun önünü aldı. Asimilasyon siyasetinin sonuç almasının önüne geçti. Böyle olmasaydı Kürtçe yok edilebilirdi.
Mesela Kürdistan’dan uzak düşen İç Anadolu Kürtleri var. Ankara Haymana’da, Konya Cihanbeyli’de Kürtler var; kendi dillerini kullanıyorlar. Yine Xorasan Kürtleri, Kürdistan’dan uzak kalmışlar ama hala kendi dillerini kullanıyorlar. Bu, Kürtçenin zengin, köklü, derin tarihi olan bir dil olduğunu gösteriyor. Temeli sağlam olduğu için kolay kolay yok edilemedi. Soykırım ve asimilasyon politikaları Kürtçeyi kolayca yok edemedi. Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin başlamasının ardından Kürt kültürü daha da gelişti, dil kendini yeniledi, dil mücadelesi yürütüldü. Bütün bunlardan sonra Kürtçenin yok edilmesi mümkün olmadı. Bu yüzden Kürdün varlığı ispatlandı. Artık Kürtleri yok edemezler. Şimdi sıra özgürlüğe ve yeni sistemi kurmaya geldi.
Kürtçenin birçok lehçesi var ve bu durum bazı kesimler tarafından bir sorunmuş gibi değerlendiriliyor. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Evet, Kürtçenin lehçeleri çok fazla. Benim bildiğim 8 lehçe var, Kurmancî, Soranî, Kirmanckî -yani Zazakî-, Hewremanî, Lorî, Kelhurî, Lekî ve Feylî. Bu sorun değil. Aksine bu, Kürtçenin zenginliğini gösteriyor. Her bölgenin bir şivesi olmuş ama dikkat ederseniz her kelimenin kökü aynı yerden geliyor. Kısaca lehçelerin çok olması sorun değil zenginliktir, dilin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Bu yüzden böyle ele almak gerekir. Fakat Kürtçenin hiçbir lehçesinin zayıflamasına veya yok olmasına müsaade edilmemelidir. Eğer sahip çıkılmazsa yok olur. Mesela Bakurê Kurdistan’da iki lehçe var. Kirmanckî şu an zayıf durumda. Çok fazla kullanılmıyor, yok olma tehlikesi var. Bu tehlikenin önü alınmalı. Bu çok önemli bir şeydir. Kürdistan’ın her lehçesi değerlidir, Kürtçenin zenginliğidir ve mutlaka korunmalıdır.
Ulus devletler gibi sadece tek bir lehçe üzerinde durulmamalıdır. Bu yanlıştır. Bu durum diğer lehçelerin katledilmesi anlamına gelmiyor ama Kürtçe lehçelerinin birbirinden faydalanmaları lazım. Mesela; birbirlerinden kelime almalı. Ama diyelim ki Soranî Türkçeden, Arapçadan kelime almış; bu olmaz. Lehçelerin birbirinden kelime alması lazım. Eğer birbirlerinden kelime alırlarsa doğal olarak birbirine yakınlaşırlar, birbirini daha iyi anlarlar. Herkes kendi lehçesiyle konuşsa da birbirini anlayabilir. Böyle çabaların olması lazım.
Belki değerli dil bilimcileri benden daha iyi biliyordur. Ben o kadar hakim değilim ama pratikte gördüğümüz kadarıyla Kürtçe lehçeler birbirinden ne kadar faydalanırsa, birbirinden ne kadar kelime alırsa, o kadar birbirine yakın olur. Bunu esas almak gerekir. Ama hiçbir lehçenin yok edilmesine, zayıflamasına müsaade edilmemeli. Bu da Kürtçe kurumların ve tüm Kürt halkının bir görevidir, sadece o lehçeyi konuşanların değil. Elbette herkes kendi lehçesine sahip çıksın ama genel olarak ulusal bir anlayışla hiçbir lehçenin zayıflamasına yol vermemeliyiz.
Kürt Dil Bayramı’na yaklaşım nasıl olmalı? Var olan eksiklikleri nasıl giderilmelidir?
Kürt Dil Bayramı gibi günleri, muhasebe günü yapmalıyız. Dilimiz baskı ve saldırı altında. Dilimiz varlığımızdır, ulusumuzun varlığıdır. Eğer dil yok olursa, ulusal varlığımız da tehlikeye girer. Dil bir değerdir, kutsaldır; bu yüzden korunmalıdır.
Kürt Dil Bayramı’nda herkes, her Kürt kendisine şunu sormalıdır: Anadilimi ne kadar savundum? Anadilimi savunmak için ne yaptım, ne yapıyorum? Bu önemli bir konudur. Kürtler olarak herkes anadilini korumayı görev bilmeli. Herkes evinde anadilinde konuşmalı, çarşıda, siyasette yani her yerde anadilini konuşmalı.
Düşman, Kürtçeyi geri kalmış, kimsenin kendini ifade edemediği, bilimsel bir dil olmadığını göstermeye çalışıyor. Halbuki tam tersidir. Dilleri birbiriyle yarıştırmak istemiyoruz, ama biliyoruz ki Kürtçe etraftaki birçok dilden çok daha güçlüdür. Anadilde eğitim görmesini engelliyorsun, hatta evde annesinden bile öğrenmesini istemiyorsun; tabii ki bu şekilde kendilerini ifade edemezler.
Bu yüzden dil bayramı gibi günlerde, “dilimize ne kadar sahip çıktık” sorusunu sormalıyız. Mesela biz yurtsever olduğumuz kadar da enternasyonal bir hareketiz. Biz bütün dilleri seviyoruz. Örneğin ben Türkçeyi seviyorum, Türkçeye, Arapçaya veya Farsçaya karşı bir tepkim yok. Onlar da kutsaldır, bölgedeki halkın dilidir. Fakat bugün dilimize yönelik bir saldırı var. Bu yüzden dilimize sahip çıkmamız gerekir. Sahip çıkmıyorsan, sen de kendini asimilasyonun kurbanı haline getiriyorsun demektir. Şark Islahat Planı’nın bize dayattığı siyasetin çizgisine giriyorsun, kültürel olarak teslim olmuş oluyorsun, bunu bil! Türkçe konuşmak büyüklük değildir; demek ki dayatılanı kabul ediyorsun. Böyle olmamalıdır. Zorla dayatılan bir şey kabul edilmemelidir. Dediğim gibi hiçbir dile karşı değiliz, tüm dillerin eşit şekilde yaşamasını istiyoruz. Bunun mücadelesini veriyoruz ama şu an Kürtçeye yönelik saldırılar var. O zaman biz de Kürtçeye sahip çıkmalıyız.
Zindanlarda herkesi sıraya koyup “Türk müsün, Kürt müsün” diye soruyorlardı. Kürt’üm diyeni işkenceden geçiriyorlardı. Amed zindanında da böyle olmuş; çıkan herkes bunu dile getirdi, üzerine yazılar yazdı. Kemal Pir arkadaş da “ben Kürt’üm” diyor ona da işkence yapılıyor. Sonra biri diyor; “Kemal sen Türk’sün zaten. Ben Türk’üm de git.” Kemal, “hayır, ben Kürt’üm” , “Ben şu an Kürt’üm”. Neden? Çünkü Kürtlere yönelik baskı var.
Aramızda diğer uluslardan, Türk arkadaşlar var; onlar herkesten çok Kürtçenin konuşulmasını ve geliştirilmesini istiyor. Neden? Çünkü Kürtçeye saldırı var. İşgalciler bu saldırılarla amaçlarına ulaşmak istiyorlar. Bu yüzden dilimizi doğal bir şekilde korumalıyız. Herkes diline sahip çıkmalıdır, düşman gibi dilini küçük görmemelidir. Kürtçe konuşmanın gurur verici bir şey olduğunu görmelidir, ki zaten öyledir de. Onurlu bir şeydir. Her yerde Kürtçe konuşulmalı, siyaset de Kürtçe yapılmalı, çarşıda, evde Kürtçe konuşulmalı.
Mücadelemiz artık çözüm geliştirecek bir aşamaya ulaşmıştır. Artık demokratik entegrasyon gündemdedir. Bu çerçevede dilin önemi, dilin geliştirilmesi, dilin korunması mücadelenin bir parçasıdır ve çok önemlidir. Bir görevdir; yurtseverliğin bir görevidir. Kürt Dil Bayramı gibi kutsal günlerde herkesin bu şekilde muhasebe yapması ve diline daha fazla sahip çıkması gerekir. Mesela; Kürt öncüleri, siyasetçiler Kürtçe bilmelidir. Kürtçe bilmiyor ama “ben öncü olacağım” diyor. Dilini bilmediğin, kültüründen uzaklaştığın bir toplumun nasıl öncüsü olacaksın? “Ben öncü olacağım”, “ben aday olacağım” diyen herkesin Kürtçe bilmesi gerekir. Siyaseti Kürtçe yapmalıdır.
Mesela bazı partiler var, “hem Kürtlerin hem Türklerin partisiyiz” diyor. Örneğin DEM Partililer Türkçe de konuşmalıdır tabii. Çünkü Türkiye genelinde bir parti olmak istiyorlar. Ama birçok parti “biz Kürt partisiyiz” diyor; o zaman onlar neden Türkçe konuşuyor? Kürtçe konuşmaları lazım. Özellikle de Demokratik Bölgeler Partisi var; onların Türkçe konuşmasına ne gerek var mesela? Adaylarının Kürtçe konuştuklarını, her lehçeyi bildiklerini biliyoruz. Kendi lehçelerinde konuşmalılar. Artık bunun farz olması lazım. Devlete de dayatmaları lazım.
Mesela kendi aramızda, yaşamda Kürtçe konuşmalıyız ki, biri yanımıza geldiğinde, o da Kürtçe öğrensin. Türk arkadaşlar var; eyvallah, onlar da kendi dillerinde konuşurlar, saygı duyuyoruz. Biz ırkçı değiliz, dilimize yönelik bir saldırı var ve bu saldırıya karşı bir duruş sergilemeliyiz. Mesele budur. Bu dili yaşatmalıyız. Ancak bu şekilde mücadeleyi geliştirebiliriz.
Kürtçeye yönelik saldırılar çok fazla ve Kürtçe asimile edilmeyle yüz yüze. Buna karşı hem Kürt kurumları hem de siyasi partiler, Kürtlerin anadilinde konuşması için birçok çağrıda bulunuyor. Bu konuda Kürt halkına, özellikle de Kürt gençlerine bir mesajınız var mı?
Kürt kurumları birçok kez çağrı yapıyor. “Kürtçeye sahip çıkın, devlete Kürtçe eğitim dili olsun, anadilde eğitim” talebinde bulunuyorlar. Bu talepler yerindedir ama sadece çağrıyla olmaz. Çağrı var ama hayata geçirme yok. Hayata geçirilmeli bu çağrılar. Önder Apo da bu konuda yıllardır eleştiriler yapıyor. Devletten istemek yerine kendimiz yapmalıyız, kendimiz dilimizi geliştirmeliyiz. Mesela her kurum, bir dil komünü gibi hareket etmelidir. Toplumda dil komünleri geliştirilmelidir. Her yerde anadilde eğitim geliştirilmelidir. Sadece çağrı olmaz, çağrıyla birlikte pratik de gerekli. Rêber Apo her yer bir okul yapılmalıdır diyor. Her ev, her sokak, her park bir okul olmalı ve her yerde anadilde eğitim verilmelidir. Mesela eskiden kurs veriliyordu, sonra durduruldu. Oysaki devletin okullarının yanına kendi okullarımızı da yapmalıyız. Örneğin, çocuklar haftada beş gün okula gidiyorlar, iki gün de Kürtçeye gitsinler. Bu yapılmalıdır.
Mesela belediyelerin, kurumların, partilerin dil komünleri olmalıdır. Bir öneride de bulunabilirim: Kahvehaneler sabahları çok dolu değil. Örneğin sabahtan öğlene kadar Kürtçe okul haline getirilir, öğleden sonra da kahvehane olarak kullanılır. Böyle yöntemler yaratılarak Kürt çocuklarına dilleri öğretilmeli. Hiç değilse haftada iki gün kendi okullarına da gitmelidirler. Böyle bir şey gerekli. Demokratik kurumlar, dil kurumları, toplumsal kurumlar elini taşın altına koyarak adım atmalıdır. Sadece devletin kabul etmesini ve adım atmasını beklememeliler. Tamam, o da yasal bir taleptir ama devleti beklememeli, kendileri de Kürtçe için yöntemler geliştirmeli. Bizim için mücadele esastır ama dediğim gibi sadece çağrı, açıklama yapmakla olmaz, aynı zamanda pratiğe geçirmekle olur. Biz böyle bir anlayıştan geliyoruz. Bu yüzden imkanlarına göre kendi okullarını yaratmalılar. Devletin okullarının yanında toplumun da anadilde eğitim veren okulları olmalı.
Geleceğimiz aziz gençlerimize bağlı. En çok onlar dil konusunda uyanık olmalılar. Asimilasyona alet olmamalılar. Kendilerine ve kültürlerine sahip çıkmalılar.
Dil aynı zamanda kültürdür. Çok bahsetmedik ama dil ve kültürü birbirinden ayıramazsınız. Dil, kültür, medeniyet, edebiyat hepsi birbiriyle bağlantılıdır. Bu yüzden dil başattır. Dil varsa diğerleri de gelişir. Bu yüzden başta sevgili Kürdistanlı gençler, genç kadınlar anadillerine sahip çıkmalı, her yerde dillerini gururla konuşmalı, kendilerini geleceğe bu şekilde hazırlamalılar.
Unutmayalım ki, bir ülkede anadilde değil de başka bir dilde eğitim veriliyorsa, orada kültürel boğulma yaşanıyordur. Bu ispatlanmıştır. Pedagojik olarak baktığınızda; bir çocuk anadilinde eğitim gördüğünde daha iyi bir gelişim sağlıyor, daha başarılı oluyor. Başka bir kültürün dayatılması boğuntuya yol açıyor. Bu yüzden en çok da gençler bunun farkında olmalı. Her yerde Kürtçeyi egemen kılmalıyız. Demokratik siyaset Kürtçe konuşmalı, sanat Kürtçe geliştirilmeli, kültür daha fazla toplumumuzun gündeminde olmalı. Bu şekilde eşit, demokratik ve özgür bir yaşamı inşa edebiliriz.
Kaynak: Etha
