Gündem

Hasta tutsak Süreyya Bulut tahliyesi üçüncü kez ertelendi

33 yıldır tutsak olan ve ceza süresi dolmasına rağmen 2 yıldır tahliye edilmeyen hasta tutsak Süreyya Bulut’un tahliyesi üçüncü kez ertelendi. İnfaz yakmalara dair konuşan Av. Mehmet Kartal, ATK ve İdare ve Gözlem Kurulu’nun ‘taraflı’ kararları ile tutsakların hayatının riske atıldığını ifade etti.

Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nde tutulan hasta tutsak Süreyya Bulut’un tahliyesi üçüncü kez ertelendi. 33 yıldır tutsak olan Bulut, hakkında verilen hapis cezasını doldurmasına rağmen 2 yıldır keyfi gerekçelerle tahliye edilmiyor.

Yıllardır tüberküloz (verem) hastalığıyla mücadele eden Süreyya Bulut, hapishane koşulları, soğuk havalar, kalabalık koğuşlar ve hapishanedeki hijyen problemleri nedeniyle sürekli hastalanıyor. Bir gözü tamamen görmeyen, diğer gözü de yüzde 20 gören Süreyya Bulut’un kız kardeşi Semra Kıvrak, “Ablam cezasını bitirdi ancak tamamen keyfi olarak tutuluyor. Nedenini bile söylemiyorlar” dedi.

Kış aylarında ablasının görüşüne gittiğinde kendisini sürekli hasta gördüğünü anlatan Kıvrak, “Ablam gibi verem hastası birinin hapishanede kalmaması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

2008 yılında Süreyya Bulut, Adli Tıp Kurumu’nun verdiği “Hapishanesinde kalamaz” raporuna rağmen tahliye edilmedi. Bulut, götürüldüğü hastanelerde kelepçeli muayeneyi reddettiği için muayene edilmeden hapishaneye geri götürüldü, tedavi hakkına erişemedi. Anne ve babasının kızlarının hasretiyle hayatını kaybettiğini söyleyen kız kardeşi Semra Kıvrak, “Kızlarının özgürlüğünü göremeden vefat ettiler” dedi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Av. Mehmet Kartal, tutsakların cezasını doldurmasına rağmen infaz yakmalarla tahliyelerinin engellenmesine dair konuştu: “Yaklaşık altı senedir uygulanmakta olan bu infaz rejimi ile pek çok mahpus kanundaki koşullu salıverilme süresini doldurmasına rağmen serbest bırakılmamaktadır. Bu durum, Adli Tıp Kurumu’nun düzenlediği raporlarla birlikte düşünüldüğünde ‘iyi halli’ olmadığına karar verilen ve infazı da geri bırakılmayan hasta mahpusların hapishanelerde hayatını kaybettiğine şahit olmaktayız. Hakeza İdare ve Gözlem Kurulu’nda bulunan üyelerin; kurum müdürü, başgardiyan ve benzeri devlet memurlarından oluşması mahpusun hukuki durumunu etkileyen iyi hal değerlendirme kararının bağımsız olmadığını göstermektedir.

Kaldı ki çoğu zaman kararların kurul halinde alınmadığı, kurul tam teşekkül etmeden alınan karardaki imza eksikliğinin sonradan tamamlandığı mahpuslar tarafından derneğimize yapılan şikayetlerden anlaşılmaktadır. Kararı veren üyelerin bağımsız olmadığı ve karar verme süreçlerinde şeklen dahi kanuna riayet edilmediği tüm süreç sonucunda verilen karara yönelik itiraz yolu da adil yargılanma hakkı güvencelerini sağlanmadığından mahpus lehine bir başarı sunmamaktadır.”

Av. Mehmet Kartal, tutsakların kuruldan geçmeme gerekçelerinin hukuki bir dayanağı olmadığına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Söz gelimi bir mahpusa ilişkin kararda ‘kurumda bulunduğu süre içerisinde hapishane vaizleri tarafından kurumda düzenlenen manevi rehberlik çalışmalarına katılım sağlamadığı, görüşme talebinde bulunmadığı, çağrılan görüşmelere katılmadığı’ şeklinde gerekçeye yer verilmiştir. Oysaki Anayasa’da ‘Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, din inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınamaz ve suçlanamaz’ düzenlemesi bulunmaktadır ki bu hak istisnası olmayan ve olağanüstü hal, savaş gibi durumlarda dahi sınırlamaya tabii tutulamayacak haklar arasındadır.”

Tutsakların tahliyelerinin engellenmesine spor, kültür. sanat gibi etkinliklere katılmadıklarının gerekçe gösterildiğini belirten Kartal, durumun bunun tam tersi olduğunu aksine tutsakların bu haklarını kullanmasının engellendiğini söyledi.

Tutsakların yeterince “pişman” görünmediği ve “örgüt ile bağını koparmadığı” gibi soyut gerekçelerle tahliyelerinin engellendiğini aktaran Av. Mehmet Kartal, hemen her kararda bu gerekçelerin öne sürülmesinin, İdare ve Gözlem Kurulu’nun varlık amacını açık ve net bir biçimde ortaya koyduğunu ifade etti.

İHD İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu üyesi Av. Mehmet Kartal, yaşanan hak ihlallerinin politik bir tercih olduğunun da altını çizdi. Bu hak ihlallerinin başında en kritik olanın da sağlık ve tedavi hakkı olduğunu ifade eden Kartal, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin boyutunu şu sözlerle anlattı: “Maalesef bu engellemeler, mahpusların sağlık durumlarının kötüleşmesine, kalıcı sakatlıklara ve hatta ölümlerine sebep olmaktadır. Ağır hasta ve hapishanede kalma imkanı olmayan mahpusların infazlarının ertelenmesi Adli Tıp Kurumu tarafından verilen ‘Hapishanede kalabilir’ raporları ile engellenmektedir. Ağır hasta mahpusların hapishanede kalıp kalamayacağına yönelik tıbbi değerlendirmede neredeyse sadece Adli Tıp Kurumu’nun raporları esas alınmakta, bağımsız tıbbi değerlendirmeler yahut tedavi gördüğü hastanelerin belirlemeleri görmezden gelinmektedir.

Adli Tıp Kurumu yapısı itibariyle bağımsız olmadığından hazırladığı raporların ve değerlendirmelerinin objektif olduğunu söyleme imkanı yoktur. İnfaz ertelemeye ilişkin oluşturulan bu prosedürlerle infaz rejimine bilimsellik adı altında objektiflik görünümü verilmeye, sorumluluk paylaşımına gidilmeye çalışılmaktadır. Hapishanede kalabilir raporu verilen ağır hasta mahpus, koşullu salıverilme hakkı için gereken süreyi tamamladığında ise bu defa İdare ve Gözlem Kurulu tahliyeyi engellemektedir. Dolayısıyla infaz rejimi müesseseleri, bir bütün olarak mahpusların haklarını ihlal etmek üzerine kuruludur ve bunun en ağır sonucu mahpus ölümleridir. Bu sebeple biz her mahpus ölümünün titizlikle araştırılması gerektiğini ve sorumlular hakkında etkili soruşturmalar yürütülmesini sıklıkla dile getiriyoruz.”

Kaynak: Etha

Paylaşın