Güvencesizlik, kapitalist sistemin tüm emekçilere yüklediği ortak bir yük aslında, ama translar söz konusu olduğunda bu derin bir ayrımcılıkla birleşiyor. Umut Gazetesi olarak, Trans kimliğinden dolayı hukuksuzca işten atılan İngilizce öğretmeni Zoe Lila ile röportaj gerçekleştirdik. Gerçekleştirdiğimiz röportajı okurlarımıza sunuyoruz.
Elçin: Süreç nasıl gerçekleşti, bize kısaca anlatır mısın?
Zoe Lila: 5 yıldır çalıştığım okulda 2 yıl önce cinsiyet uyum sürecime başladım. Ve bunu başladığım süreçte okul yönetimiyle paylaştım. Bunun bir insan hakkı olduğunu ve sonuna kadar yanımda olacaklarını belirttiler. Geçen yıl ameliyat tarihim kesinleştiğinde, sürecin okul topluluğuyla paylaşılması için okul psikiyatristi ve rehberlik birimi birlikte tamamen pedagojik ilkeler doğrultusunda bir planlama yaptılar. 11 Haziran Perşembe günü ortaokul öğretmenleriyle de paylaşım yaptım. Herkes son derece destekleyiciydi. 15 Haziran’da, 2 yıldır derslerine girdiğim 6. sınıf öğrencilerime açılmam planlandı. Okul müdürü, müdür yardımcısı, rehberlik ve ben sınıflara girerek öğrencilerle süreci paylaştık. Akşamında velilerle çevrimiçi bir görüşme planlandı. Çoğunlukla veliler destekleyiciydi. 1 veli hâriç. 16, 17 ve 18 Haziran’da her şey son derece olağan akışında ilerledi. Ancak 19 Haziran Cuma günü iktidar yanlısı medyanın nefret söylemi içeren, etik dışı ve hukuksuz linç kampanyası başladı. Okul yönetimi yüzüme karşı yanımda olduğunu söylese de, tam o linçin başladığı gün benim haberim olmadan iş akdimi feshettiler. İşten çıkarıldığımı 24 Haziran’da ameliyatımdan 1 gün önce öğrendim. Tüm o sözler, verilen “Yanındayız” ifadeleri aslında hemen ilk dış baskıda yerini böyle bir hukuksuzluğa bıraktı. Ölüm tehditleri ve ameliyatım sonrasında da okula soruşturma başlatıldı. Bu soruşturma MEB tarafından gerçekleştiriliyor. Biz de yasal olarak Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu (TİHEK)’e başvuruda bulunduk bunun bir cinsiyet kimliği ayrımcılığı olduğuna dair. Bunun yanı sıra iş ceza mahkemesinde tazminat davası açıldı. Özel okulda çalıştığım için, sözleşmem her yıl yenilendiği için işe geri dönüş davası açamıyoruz. Bunun yanı sıra BTK’ye 2 başvuru yapıldı bu haberlerin kaldırılmasına ve hukuksuzluğa dair. BTK soruşturma başlattığını söyledi ama hâlâ haberler yayında.
Elçin: Türkiye’de kapitalist sistemin getirmiş olduğu yoğun bir işsizlik var, bunun özelinde de trans işsizliği var. Bunu yıkmak için çözüm nedir?
Zoe Lila: Güvencesizlik, kapitalist sistemin tüm emekçilere yüklediği ortak bir yük aslında. Ama translar söz konusu olduğunda bu derin bir ayrımcılıkla birleşiyor. Ne kadar yetkin, başarılı olursanız olun; kimliğiniz gerekçe gösterilerek bir anda çalışma hayatının dışına itilebiliyorsunuz, çalışma hakkınız gasp edilebiliyor. Çözüm tüm transların ve LGBT+’ların çalışma hakkını sadece bir istihdam meselesi değil; temel bir insan hakkı, anayasal güvence olarak görmekten geçiyor bence. Özellikle özel sektörde ve kamu alanında iş güvencesini sağlayan yasal düzenlemelerin yapılması, işyerlerinde ayrımcılık karşıtı politikaların zorunlu kılınması ve tabii ki de trans işsizliğine karşı emek örgütleriyle, sendikalarla birlikte yürütülen anti-kapitalist ve eşitlikçi bir sınıf mücadelesi gerekli.
Elçin: Tüm bu yaşanan trans işsizliğine, trans yoksulluğuna ve yaşanan bunca transfobiye rağmen bir araya gelmenin ve örgütlü mücadelenin önemi nedir sence?
Zoe Lila: Bizi yalnızlaştırmaya, kamusal alandan silmeye çalışan bir baskı var. Ve bu baskı aygıtlarına karşı en büyük gücümüz örgütlü dayanışma. Bireysel olarak göğüslemeye çalıştığımız bizi ezen bu şiddet dalgası, aslında yan yana geldiğimizde kırılabiliyor. Sadece kendi hakkımızı aramakla kalmıyoruz. Aslında eğitim emekçilerinin, hukukçuların, insan hakları savunucularının, LGBT+ derneklerinin yer aldığı geniş bir dayanışma platformu kurduk. Örgütlü mücadele aslında hem maruz kaldığımız yoksulluk ve izolasyona karşı güç veriyor; hem de “Hiçbirimiz yalnız değiliz” sözünü somut bir eyleme dönüştürüyor. Yalnızlaştırılmaya çalışılan her trans için yana yana gelmek bir hayatta kalma ve var oluş mücadelesi benim için.
Elçin: Yaşatılan bu süreç hakkında aile yılı dayatmalarının payı oldukça büyük. Bunun hakkında ne düşünüyorsun?
Zoe Lila: Şu anki politik atmosferi tek 1 kelimeyle özetlemek gerekirse ben bunu “kriminalizasyon” olarak özetliyorum. İktidar “büyük aile” ve “ailenin korunması” gibi soyut kavramları birer tahakküm aracına dönüştürüyor. Derneklerimize davalar açılıyor, sanatçılar sansürleniyor, en küçük hak savunucuları bile doğrudan hedef gösterilebiliyor. Zaten bildiğiniz gibi mecliste de yasa taslaklarına kadar uzanan bir nefret iklimi var. Bizi nefessiz bırakmayı amaçlıyor. Bu kutsal aile ve aile yılı adı altında meşrulaştırmaya çalıştıkları söylemler toplumun bir kesimini açık hedef hâline getiren siyasi bir araca dönüştü. Benim bir öğretmen olarak hedef gösterilmem ve çalışma hayatımın gasp edilmesi de bu ideolojik hegemonyanın ve makbul yurttaş dayatmasının doğrudan bir sonucu. Oysa gerçek bir toplumsal barış, bu kalıpları yaratarak değil; herkesin kimliğiyle, emeğiyle ve eşit yurttaşlık haklarıyla güven içinde yaşayabildiği bir düzenle mümkün.
Elçin: Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?
Zoe Lila: Bu yaşadığım süreç sadece Zoe Lila’nın kişisel davası değil. Bu mücadele okuldaki kapsayıcı ve güvenli alan yaratmak isteyen eğitim emekçilerinin, çalışma hakkı gasp edilen tüm emekçilerin ve kimliğinden ötürü ayrımcılığa uğrayan tüm LGBT+’ların mücadelesi. Aslında kurduğumuz bu platformda da Türkiye’deki mahkeme salonlardan Avrupa Konseyine ve sendikalara kadar taşımayı planladığımız, emsal karar olmasını dilediğimiz bir mücadele. Öğretmeniz, eğitimciyiz, doktoruz, taksiciyiz, soförüz, her yerdeyiz. Meslekî onurlarımızdan vazgeçmeyeceğiz. Ve dayanışarak bu mücadeleyi ilerleteceğimizi düşünüyorum.
