Devrimci Parti, Meclis Komisyonu’ndan geçirilen yasa önergesini, egemen sınıfın “terörün tasfiyesi” yalanıyla süsleyerek topluma yutturmaya çalıştığı bir sömürgeci-tasfiyeci hamle olarak görüyoruz açıklaması yaptı.
Meclis Komisyonu’ndan Geçirilen Yasa Önergesi Üzerine: Sömürgeci-Şovenist Politikaya Karşı Mücadele
Bu değerlendirmeyi Devrimci Parti olarak Demokratik Halk İktidarı perspektifimiz doğrultusunda yapıyoruz. Ulusal demokratik mücadeleyi işçi sınıfının mücadelesinden koparmayan, ikisini aynı devrimci stratejinin ayrılmaz bileşenleri olarak gören bir bakış açısıyla hareket ediyoruz. Kürt halkının ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu süreçteki iradesini, ezilen bir ulusun kendi kaderini tayin mücadelesi olarak meşru görüyor, devletin sömürgeci-şovenist siyasetine karşı anti-sömürgeci ve anti-şovenist mücadele ilkesini temel alıyoruz.
Devlet, Kürt ulusal hareketini tasfiye ederek ulusal sorunu “çözme” değil, ezilen ulusun kendi kaderini tayin hakkını gasp ederek sömürgeci ve yayılmacı egemenliğini kalıcılaştırma peşindedir. Bu nedenle metni teknik-hukuki bir tartışmaya hapsetmeyi reddediyoruz. Meseleyi olduğu gibi adlandırıyoruz: Bu, ezen ulus burjuvazisinin şovenist devlet aygıtını yeni bir hukuki kılıfla güçlendirme operasyonudur.
Marksizm-Leninizmin ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesi temelinde, ezen ulus sosyalistleri olarak meseleyi ele alıyoruz.
Meclis Komisyonu’ndan geçirilen yasa önergesini, egemen sınıfın “terörün tasfiyesi” yalanıyla süsleyerek topluma yutturmaya çalıştığı bir sömürgeci-tasfiyeci hamle olarak görüyoruz. Bu ilk metin olmasına rağmen bir “barış süreci”nin değil, Türk devletinin onlarca yıldır askeri araçlarla sonuçlandıramadığı kirli savaşını siyasi ve hukuki araçlarla sürdürme ve derinleştirme girişimidir.
Partimizin Yaklaşımı
“Partimiz, ulusal soruna Lenin’in Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı ilkesiyle bakar. Bu ilke, ezen ulus sosyalistleri için soyut bir slogan değil, somut bir devrimci görevdir. Dört parça Kürdistan’ın ayrılma ve bağımsız devlet kurmayada birlikte yaşama hakkı dahil olmak üzere Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını koşulsuz, pazarlıksız ve herhangi bir “güvenlik” şartına bağlamadan savunuyoruz.
Kürt sorununun siyasal demokratik çözümü, yalnızca Kürt halkının sorunu değildir; Türkiye işçi sınıfının ve tüm ezilenlerin mücadelesinin önündeki en büyük engellerden birinin kaldırılması demektir. Şovenizm zehri, işçi sınıfını bölen ve sınıf bilincini felç eden en etkili ideolojik silahtır. Bu zehri üreten sömürgeci devlet aygıtı yıkılmadan Türkiye proletaryasının özgürleşmesi mümkün değildir.”
Demokratik Halk İktidarı perspektifimiz, ulusal kurtuluş mücadelesi ile sınıf mücadelesinin diyalektik bir bütünlük içinde ele alındığı devrimci bir stratejiye dayanır. Türkiye işçi sınıfının kurtuluşu, Kürt Özgürlük Hareketi İle birlikte yürütülecek anti-sömürgeci ve anti-şovenist ortak mücadeleye bağlıdır.
Yasa Önergesi: Devletin Sömürgeci Siyasetinin Hukuki Kılıfı
Bu yasa önergesini bir çözüm değil, devletin sömürgeci-şovenist siyasetini sürdürme ve meşrulaştırma aracı olarak görüyoruz. Metinde geçtiği gibi Kürt Özgürlük Hareketini “terör örgütü” kavramıyla tanımlamayı reddediyoruz. Kürt sorunu bir “güvenlik meselesi” değil, tarihsel-toplumsal bir ulusal sorundur ve devletin ceza hukuku diliyle tarif edilemez. “İyi terörist-kötü terörist” ayrımına dayanan yaklaşımlar, aynı sömürgeci-imha paradigmasının yumuşatılmış versiyonundan başka bir şey değildir.
Metnin her satırında yalnızca “Türk hassasiyeti” gözetilmiş, Kürt halkının somut ve meşru talepleri bilinçli biçimde dışarıda bırakılmıştır. Bu metin ilk metin olsa da şu başlıklarda hiçbir güvence içermemektedir:
- Türkiye’nin Kürdistan’daki sömürgeci işgal politikalarına son verilmesi ve işgal bölgelerinden çekilmesi,
- Koruculuk sisteminin, devlet destekli çete yapılanmasının tamamen tasfiye edilmesi,
- Kayyım politikalarının kaldırılması, seçilmişlerin görevlerine dönmesi,
- Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki çekincelerin kaldırılması ve yerel yönetimlerin gerçek özerkliğe kavuşturulması,
- Kürtçe’nin eğitimde, yargıda ve kamu hizmetinde anayasal güvenceye kavuşturulması,
- Başta Kürt halk önderi Abdullah Öcalan olmak üzere tüm siyasi tutsakların koşulsuz özgürlüğü,
- Terörle Mücadele Kanunu’nun ve demokratik siyaset üzerindeki tüm baskı mekanizmalarının ortadan kaldırılması.
Bu maddelerin hiçbirinin yer almaması bir “eksiklik” değil, devletin bilinçli tercihidir. Siyasal tutsaklığın sürdüğü koşullarda demokratikleşme söylemi inandırıcılıktan yoksundur. Gerçek bir demokratikleşme, kayyım politikalarının kaldırılması, seçilmişlerin görevlerine iadesi ve devrimcilere-sosyalistlere yönelik operasyonların durdurulması ile başlayabilir.
Müzakere sürecinde mücadelenin yükseltilmesi, ezen ulus sosyalistleri açısından vazgeçilmez bir sorumluluktur. Ezen ulusun sosyalistlerinin anti-şovenist ve anti-sömürgeci mücadeleden geri çekildiği her an, müzakere masasındaki kazanımlar da erir. Devletin sürece verdiği her taviz ancak sokaktaki, fabrikadaki, üniversitedeki ve mahalledeki örgütlü halk gücünün baskısıyla kalıcı hale gelir.
Tarih defalarca kanıtlamıştır ki hiçbir demokratik hak masada lütuf olarak verilmemiş, sokakta, grevle, direnişle ve devrimci mücadeleyle sökülüp alınmıştır. Bu nedenle sürecin akıbetini belirleyecek olan, devletin tek taraflı iradesi değil, Kürt halkının özgürlük mücadelesi ile ezen ulusun devrimci demokratlarının anti-sömürgeci ve anti-şovenist perspektifte yürüteceği mücadelenin yarattığı siyasal güç dengeleridir.
Türkiye Sosyalist Hareketine Çağrımız
Kürt sorunu yalnızca Kürt halkının sorunu değildir. Devletin Kürdistan’a yönelik sömürgeci politikaları, Türkiye işçi sınıfını şovenizmle zehirleyerek sınıf mücadelesini felç eden bir egemenlik aracıdır. Bu nedenle Kürt ulusal mücadelesi ile dayanışmak bir lütuf değil, enternasyonalizmin ve proletarya enternasyonalizminin zorunlu bir gereğidir. Türkiye sosyalist hareketine ve tüm devrimci güçlere çağrımız nettir: Devletin sömürgeci-şovenist siyasetini her platformda teşhir etmekte, Kürt ulusal demokratik mücadelesiyle işçi sınıfının kurtuluş mücadelesini birleştirmekte, Emek ve Demokrasi güçlerinin mücadele birliğini büyütmekte tereddüt etmeyelim. Şovenizme karşı mücadele, sınıf mücadelesinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Partimiz bu süreçte devletin sömürgeci ve şovenist siyasetinin karşısında yer alacak ve şu temel görevleri önümüzdeki dönemin ana ekseni olarak belirlemektedir:
- Devletin sömürgeci ve şovenist siyasetini her platformda teşhir etmek ve buna karşı mücadele etmek,
- Kürt halkının meşru talepleri doğrultusunda sömürgeci devlete karşı mücadeleyi yükseltmek,
- Dört parça Kürdistan’ın bağımsızlık hakkı dahil ulusların kendi kaderini tayin hakkını koşulsuz savunmak,
- Türkiye sosyalist hareketi ile ortak mücadeleyi büyütmek, faşizme ve sömürgeciliğe karşı Kürt halkıyla birleşik mücadeleyi yaratmak,
- İşçi sınıfının ekonomik-siyasal mücadelesiyle ulusal demokratik mücadeleyi diyalektik bir bütünlük içinde birleştirmek,
- Halk meclislerini, işçi örgütlenmelerini, kadın ve gençlik hareketlerini güçlendirmek,
- Demokratik Halk İktidarı perspektifi doğrultusunda halkın bağımsız, örgütlü siyasal gücünü büyütmek.
Türkiye’de bu sürecin yönünü belirleyecek olan devletin masadaki tek taraflı iradesi değil, işçi sınıfının, ezilenlerin ve Kürt halkının sokaktaki örgütlü gücüdür. Partimiz, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin mücadelesiyle Türkiye işçi sınıfının kurtuluş mücadelesini, Demokratik Halk İktidarı perspektifi doğrultusunda aynı devrimci stratejinin ayrılmaz iki cephesi olarak görmeye ve devletin sömürgeci-şovenist politikalarına karşı bağımsız devrimci hattı kararlılıkla büyütmeye devam edecektir.
Devrimci Parti Merkezi Yürütme Kurulu
