Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın kurduğu Mekke Savaş İttifakı’nın ilk toplantısı İstanbul’da yapıldı. İttifakın adı “Mekke Savunma İttifakı” olarak resmileştirilirken ortak savaş sanayisi, askeri teknoloji ve istihbarat alanlarında işbirliğinin geliştirilmesi kararlaştırıldı. Anlaşmanın, ABD ve NATO’nun Ortadoğu’daki hegemonya arayışları ve İran’a yönelik kuşatma politikalarının sürdüğü bir dönemde gerçekleşmesi dikkat çekiyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savaş Anlaşması kapsamında oluşturulan Stratejik Siyasi ve Savaş Komitesi ilk toplantısını İstanbul’da gerçekleştirdi. Toplantının ardından Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, üç ülkenin ittifakın resmi adını “Mekke Savunma İttifakı” olarak belirlediğini açıkladı.
Üç ülkenin dışişleri ve savaş bakanları ile genelkurmay başkanlarının katıldığı toplantıda ittifakın kurumsal yapısının oluşturulması, ortak savaş faaliyetleri ve yeni üyelerin katılımına ilişkin başlıklar ele alındı.
Fidan, ittifakın bölgede “yeni bir güvenlik ve işbirliği mimarisi” oluşturacağını iddia etti. Üç ülkenin savaş sanayisi alanında işbirliğini geliştirmesi, ortak teknoloji üretmesi, ortak savaş ve saldırı projeleri yürütmesi planlanıyor.
Anlaşma kapsamında taraflardan birine yönelik saldırının diğer taraflara da yöneltilmiş sayılması öngörülüyor. Bu hüküm, NATO Antlaşması’nın 5. maddesinde yer alan “kolektif savaş” anlayışıyla benzerlik taşıyor.
İttifakın sekretaryasının Suudi Arabistan’da kurulacağı, ilk genel sekreterin ise Pakistan’dan olacağı açıklandı. Fidan, “savaş ittifakı”nın başka ülkelere de açık olduğunu ve genişlemeye ilişkin bir yol haritası üzerinde çalışıldığını açıkladı.
Ankara, Riyad ve İslamabad ittifakın herhangi bir ülkeye karşı kurulmadığını savunuyor. Ancak anlaşmanın ortaya çıktığı bölgesel ve uluslararası koşullar, ittifakın gerçek işlevi konusunda tartışmaları beraberinde getiriyor.
Emperyalist ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığını saldırılarla sürdürdüğü, Siyonist İsrail’in Filistin’e yönelik işgalinin devam ettiği ve İran ile ABD-İsrail hattındaki çatışmanın bölgeselleşme riski taşıdığı bir dönemde kurulan ittifak, bölgedeki güç dengeleri açısından yeni bir askeri savaş bloklaşması olarak değerlendiriliyor.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın ağırlıklı olarak Sünni yönetimlere sahip olması da ittifakın İran merkezli Şii güçlerle bölgesel rekabet ekseninde çevreleme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
İran ise anlaşmanın kendisini doğrudan hedef aldığını düşünmediğini açıklamakla birlikte ittifaka yönelik olumlu bir tutum sergilememesi ve Hindistan’ın Pakistan ile olan çatışma ortamında Türkiye’ye turistik ziyaretlerin durdurulması yönlü çağrıları da karşı blok ve rekabet ilişkisinde olan güçlerin Mekke Savaş İttifakı’ndan duyulan rahatsızlığı göstermesi bakımından önemli.
Mekke Savaş İttifakı’nın NATO’ya alternatif bir askeri yapı olarak sunulması ise tartışmanın önemli başlıklarından biri.
Türkiye’nin NATO üyeliğinin devam ettiği koşullarda yeni ittifakın kurulması, yapının NATO’dan bağımsız bir askeri savaş bloğundan çok “NATO’nun Ortadoğu’daki askeri ve siyasi etkisini tamamlayan bölgesel bir mekanizma mı?” sorusunu gündeme getiriyor.
İttifakın kuruluşunun NATO Ankara Zirvesi sonrasına denk gelmesi ve taraf ülkelerin ABD ile askeri, ekonomik ve siyasi ilişkileri, yapının emperyalist güç dengelerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğine işaret ediyor.
Bu açıdan Mekke İttifakı, bölgesel güçlerin kendi çıkarları doğrultusundaki arayışlarının yanı sıra emperyalist ABD’nin Ortadoğu’daki yükünü bölgesel müttefiklerine paylaştırma ve Çin ile Rusya’nın artan etkisini çevreleyerek sınırlama stratejisiyle birlikte değerlendirilmeli.
İttifakın Suudi Arabistan merkezli kurulması da İran’a yönelik bölgesel rekabet ve güç dengeleri açısından önem taşıyor. Suudi Arabistan ile İran arasında geçmişten gelen Sünni-Şii eksenli rekabet, Körfez’de alternatif enerji yolları, Yemen ve Irak’taki güç mücadeleleri ile Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler, Riyad’ın Tahran’la karşı karşıya geldiği başlıca alanlar arasında.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri savaş politikalarının bölgesel çatışmayı büyüttüğü koşullarda, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında kurulan askeri mekanizma İran üzerindeki baskının bölgesel ayağı olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan ittifakın taraflarının Türkiye başta olmak üzere Siyonist İsrail’le kurduğu farklı düzeylerdeki siyasi ve ekonomik ilişkiler, “Mekke İttifakı İsrail’e karşı kuruluyor” biçimindeki propagandaları boşa düşürerek tartışmalı hale getiriyor.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ittifaka başka ülkelerin katılımının mümkün olduğunu belirterek genişleme çalışmalarının sürdüğünü açıkladı. Mısır’ın da ittifak açısından doğal ortaklardan biri olduğu daha önce gündeme getirilmişti. Bangladeş de Suudi Arabistan tarafından ittifaka davet edilmişti.
Mekke Savaş İttifakı’nın önümüzdeki dönemde atacağı adımlar; ortak savaş tatbikatları, istihbarat paylaşımı, askeri standartların uyumlaştırılması ve savaş sanayisi işbirliğinin kapsamı, başta NATO ve ABD ittifakının bölgesel etki alanını güçlendirirken İran’ı çevreleme stratejisinin bir parçası oluyor ve Çin-Rusya emperyalist bloğunun da bölgedeki etki alanını zayıflatma stratejisinin bir parçası haline geliyor.
Bölgede emperyalist saldırı ve savaş politikaları sürerken kurulan Mekke Savaş İttifakı, halkların güvenliği ve barışından çok egemen güçlerin bölgesel çıkarları ve hegemonya mücadelesi ekseninde şekillenen yeni bir bloklaşma olarak tartışmaların ana gündem maddelerinden birisi olmaya devam ediyor.
Kaynak: Etha
