Gündem

Tuncer Bakırhan: Gençlerin geleceksizliğini ortadan kaldıracak demokratik adımları birlikte tartışacağız

DEM Parti’nin Bursa’daki il kongresinde konuşan Bakırhan, Barış ve Demokratik Toplum Sürecini eleştireceklerini ancak sahipleneceklerini de dile getirdi. Bakırhan, “Tabii ki barış birinci aşamadır. Bu sürecin birinci aşamasını başarıya ulaştırabilirsek inşallah ikinci aşamada Kürt’ün dilini, Alevi’nin eşit yurttaşlık hakkını, emekçinin ekonomide adalet arayışını, gençlerin geleceksizliğini ortadan kaldıracak demokratik adımları birlikte tartışacağız” dedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin 5. Olağan Bursa İl Kongresine katıldı.

Saygı duruşuyla başlayan kongrede söz alan Bakırhan, Suruç şehitleri Ferdan ve Nartan Kılıç şahsında Suruç şehitlerini, 10 Ekim şehitlerini ve Mehmet Abbasoğlu’nu andı. İktidarın neoliberal politikaları nedeniyle Bursa’da yaşanan doğa katliamına işaret eden Bakırhan, Türkiye’de bir avuç insanın zenginleştiğini ama milyonların yoksullaştığını kaydetti. Bakırhan, ülkenin kaynaklarının 86 milyon insana eşit ve adilce dağıtılmasının mücadelesini yürüttüklerini dile getirdi.

DEM Parti’nin Figen Yüksekdağ’ın, Selahattin Demirtaş’ın, Leyla Güven’in, Ayşe Gökkan’ın, şehit Vedat Aydın’ın, Musa Anter’in, Mehmet Sincar’ın partisi olduğunu söyleyen Bakırhan, “Emekçilerin ve yoksul çocukların belediye eşbaşkanı olduğu, milletvekili oldukları bir partiden bahsediyoruz. İş insanının değil, emekçinin partisinden bahsediyoruz. Sadece Kürt’ün değil, eşit yurttaşlık arayışı içerisinde olan Alevilerin partisinden bahsediyoruz. Çerkeslerin, Lazların partisinden bahsediyoruz. Ayrımcılık yapmayan, ırkçılık yapmayan, her daim bulunduğu her yerde barış diyen, eşitlik diyen, kardeşlik ve adalet diyen bir partiden bahsediyoruz” dedi.

Sürece işaret eden Bakırhan, “Biz DEM Parti’yiz. Biz nerede olursa olsun ilkelerimize göre hareket ederiz. Müzakerenin de kıymetini biliriz. Onun için gerekli olan çabayı da samimice, dürüstçe ortaya koyarız ama fon vurgununun da açığa çıkması için mecliste Gülistan vekilimizin yaptığı gibi elimizi masaya vururuz. Biz değerler partisiyiz” ifadelerini kullandı.

Bakırhan, şöyle devam etti: “Tabii ki eleştireceğiz ama Türkiye için tarihi önemli olan bu Barış ve Demokratik Toplum Sürecini de sahipleneceğiz. Niye? Türkiye’nin barışa ihtiyacı var. Bakın değerli halkımız, barış kötü bir şey değil. Burada bu mücadelede çocukları ve eşleri, kardeşleri yaşamını yitirmiş annelerimiz ve insanlarımız var. Barış iyidir. Barış için mücadele etmek iyidir. Türkiye’de bir barış sürecine ihtiyaç vardır. 40 yıldır Türkiye’nin ekonomisi Kürt anadilini konuşmasın diye çarçur edildi. İşte biz Kürt diliyle, kimliğiyle, varlığıyla anayasal vatandaşlar ve eşit yurttaşlar olsun diye barış müzakeresinde oturuyoruz. Tabii ki barış birinci aşamadır. Bu sürecin birinci aşamasını başarıya ulaştırabilirsek inşallah ikinci aşamada Kürt’ün dilini, Alevi’nin eşit yurttaşlık hakkını, emekçinin ekonomide adalet arayışını, gençlerin geleceksizliğini ortadan kaldıracak demokratik adımları birlikte tartışacağız.”

İmralı adasında tutsak olan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve arkadaşlarını selamlayan Bakırhan, şu ifadelerle devam etti: “Sayın Öcalan dünyanın hiçbir çatışma ve çözüm süreçlerinde olmayan bir şey yaptı. ‘Silah mı? Hadi buyurun devreden çıkarabilirim. Hadi PKK’yi feshedeyim. Örgüt gelip de demokratik siyasal yaşama dair olsun’ dedi. Ve büyük bir sorumluluk aldı. İyi niyetle, samimice 86 milyonu düşünerek büyük bir risk aldı. Şimdi ben size soruyorum. Ya bizim devlet adım atmak için neyi bekliyor? Tek taraflı bu kadar önemli adımlar atılmışken, tek taraflı bu kadar sorumluluk alınmışken acaba bizim iktidarımız Ahmet Türk’ün görevine dönmesi için neyi bekliyor? Belediye eşbaşkanlarımızın, halkın iradesiyle seçilip yerine kayyum atanan kardeşlerimizin, yoldaşlarımızın görevine dönmesi için neyi bekliyor? AİHM kararını uygulamak için neyi bekliyor? AYM kararını uygulamak için neyi bekliyor? Figenleri, Selahattinleri bırakmak için daha neyi bekliyor?

“Bugün Kürt kentlerini uyuşturucuya, kriminal işlere bulaştıran bu çetelerle mücadele etmek için neyi bekliyor? Dolayısıyla Bursa’dan çağrımızdır. Kürtler genciyle, barış anneleriyle, 7’den 70’e bir bütün olarak bu barış sürecini destekliyor ve samimidir. Siyaset yapmıyor, takiye yapmıyor, gerçek barışa ulaşmak için elinden gelen bütün sorumluluğu ortaya koyuyor. Bursa’dan diyoruz ki iktidar neyi bekliyor? İktidar da görev ve sorumluluklarını yerine getirsin diyoruz. Emin olun gittiğimiz her yerde sadece Kürtlerin değil, Türkiye’deki emekçilerin ve yoksulların ortak talebi de artık bir an önce iktidarın yol temizliği yaparak adımlar atması yönündedir. Dolayısıyla iktidara sesleniyoruz. Adım atmak için beklemeyin. Başta cezaevlerinden başlayın. Sürgünlerden başlayın. Bölgedeki hukuksuzluklardan, adaletsizliklerden başlayın. Can Atalay’dan başlayın. Selçuk Kozağaçlı’dan başlayın. Selahattin Demirtaş’tan, Leyla Güven’den, Figen Yüksekdağ’dan başlayın. Kanun Hükmünde Kararnamelerle işinden ve aşından edilen KHK’lılardan başlayın. ‘Barış bir insanlık sorunudur’ diyen barış akademisyenlerinden başlayın. Her gün kadınları katleden bu cezasızlık içeren yasalarınızı değiştirmekten başlayın. Bursa’daki doğa talanı ve doğa kırımından vazgeçmekten başlayın. Yoksulun asgari ücretini artırmaktan başlayın. Geçinemeyen, torununa harçlık dahi veremeyen emekçilerin alın terinden başlayın. Demokrasiden, hukuktan, adaletten başlayın diyoruz.

“Şimdi iktidar isteksiz davranıyor ama bizim istekli olmamız lazım. AİHM kararları uygulansın dememiz lazım. Doğa talanına son verin dememiz lazım. Hukuk olsun, adalet olsun dememiz lazım. Gençlerin alın terini ve geleceklerini, umutlarını bir avuç sermayeye peşkeş çekmeyin dememiz lazım. Bir an önce bu barış sürecinin başarıya ulaşması için adım atın dememiz lazım. O kadar çok şey anlatabiliriz ki ama şuna emin olun sizin kardeşleriniz, yoldaşlarınız olarak sizin adınızla mecliste, belediyelerde, yerel yönetimlerin diğer kademelerinde bulunan yoldaşlarınız sizlere layık olmak için elinden gelen her şeyi yapıyor ve yapacaktır. Bizler hiçbir zaman şimdi burada oturan annelerimizin başını eğecek bir pratik içerisinde olmayacağız. Bizler gençlerimize örnek siyasetçiler, devrimci siyasetçiler olmak için nasıl bir duruş, nasıl bir tutum, içerisinde olunması gerekiyorsa öyle olmaya devam edeceğiz. Bizler ekolojist kurumlarıyla birlikte doğamızı sahiplenmeye devam edeceğiz. Cemevleri ibadethane statüsü kazansın diyen Alevi yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık hakkını sahipleneceğiz. Çerkeslerin, Abhazların, göçmenlerin, kimin olursa olsun hakkını savunacağız. Çünkü bizler insanız. Bizler dünya değerlerine sahip çıkan, kendisinin ve komşusunun hakkını ve hukukunu arayan Kürtleriz. Bizler Amed’iz, Dersim’iz, Siirt’iz, Batman’ız. Bizler kendisine barış eli uzatıldığı zaman o eli sıkı sıkıya, samimice tutan Bedirxanların, Cegerxwînlerin, Apê Musaların torunlarıyız. Onun için tekrar ediyorum. Samimi bir şekilde bu meselenin çözülmesi, Türkiye’nin önümüzdeki yüz yılda demokratik bir Türkiye, demokratik bir cumhuriyet olması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu kongremiz de inşallah önümüzdeki dönem Kürtlerin kimliği, vatandaşlık hakkı, kültürü, Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı, diğer hakların ve inançların demokratik hak ve özgürlüklerini daha güçlü savunacak. İnşallah bir sonraki kongremize geldiğimiz zaman yönetimimizde göçmenler de olacak. Çerkesler de olacak, Araplar da, Türkler de olacak. Çünkü biz bu ülkeyi yönetmeye talibiz. Bu ülkeyi birlikte yöneteceğiz. Kürt’ü dışlayan, Alevi’yi yok sayan, emekçiyi ve yoksulu kapının kenarına bırakan, ölüme ve yoksulluğa terk eden bir anlayış yerine emekçilerin, ezilenlerin de içinde olduğu bir yönetim anlayışıyla birlikte Türkiye’yi hak ettiği yere getireceğiz.

“Bir grup arkadaşımızla birlikte Federe Kürdistan Bölgesine bir ziyarete gitmiştik. Orada bir konferans vardı. Oraya katılmıştık. Neredeyse hem Irak’ın bütün dinamikleri, hem Kürdistan Bölgesinin bütün yönetim kademesi, Ürdün’den tutalım, Arap coğrafyasındaki ülkelerin devrimcileri, demokratları, hak ve hukuk arayan siyasi kurumlarının bütün temsilcileri o konferanstaydı. Biz de oradaydık. Orada bir kez daha gördüm ki Ortadoğu’daki ülkeler de Türkiye’deki barış sürecini önemsiyor, kıymetli ve değerli olduğunu biliyor. Türkiye’nin demokratik, onurlu bir barışa kavuşması halinde bu barışın Ortadoğu’yu da iyileştireceğini söylüyorlardı. Dolayısıyla bizim kendi barışımız sadece bizimle ilgili değil, aynı zamanda bölgede de, Ortadoğu’da da onurlu bir barışı getirebilir. Bizim barışımız Ortadoğu’da örnek olabilir. Bizim barışımız Beluçların, oradaki Kürtlerin, oradaki Filistinlilerin, orada hak ve hukuk mücadelesi yürütenlerin de mücadelesini güçlendirebilir. Yine o konferansta bir şey daha gördüm. Kürtler arası bir birliğe ihtiyaç var. Bu birlik kimseye düşmanlık yapmak üzerine kurulu bir birlik değil. Bu birlik Hewlêr’deki Kürt’ün de hakkını arayan, Qamişlo’da, Kobanê’de adalet ve özgürlük arayan Kürt’ün de hakkını koruyan, bu birlik Hewlêr’e, Süleymaniye’ye İran’ın topları ve bombaları düştüğü zaman bu yanlıştır, bunu yapmayın diyen, bu birlik Türkiye’deki Kürt’ün kimlik hakkını ve demokratik hakkını arayan bir geleceğe hizmet edecek bir birliktir. Kürtlerin kendi içinde birliğe ihtiyacı var. Kürtlerin Türkiye’de devrimciler, demokratlar, kadınlar, ekolojistlerin birliğine ihtiyacı var, ittifakına ihtiyacı var. Önce kendi birliğimizi, sonra dostlarımızla demokratik bir birlik oluşturabilirsek, emin olun yolsuzluğun olmadığı, hırsızlığın olmadığı, aç ve açıkta kimsenin olmadığı, insanların aç olduğu için bilerek kendisini cezaevine attırmadığı bir Türkiye fotoğrafının olmadığı, emeklilerin ve emekçilerin ekonomik sebeplerden dolayı intihar etmediği bir Türkiye yaratacağımıza inanıyorum.”

Kaynak: ETHA

Paylaşın