TBMM Genel Kurulu’nda Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalanan ve taraflardan birine yönelik dış saldırıyı tüm taraflara yapılmış sayan “Mekke Anlaşması” kanun teklifinin birinci maddesi kabul edildi.
TBMM Genel Kurulu’nda, Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı arasında 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması”na ilişkin kanun teklifi görüşüldü.
Genel Kurul’da yürütülen müzakerelerin ardından teklifin birinci maddesi kabul edildi.
Anlaşma kapsamında, taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı bir silahlı saldırı gerçekleşmesi halinde bu durumun tüm taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilmesi öngörülüyor.
Görüşmelerde söz alan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Amed Milletvekili Ceylan Akça Cupolo, “ABD’nin Kasım 2025 yılında yayınladığı Ulusal Güvenlik dokümanına uygun bir şekilde, bölgesel ihtiyaçlarını bölgesel partnerlerine taşere ettiği ihtiyaçları sebebiyle Türkiye’nin de bu role talip olması olarak ifade ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Anlaşmanın 5’inci maddesinin Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın 51’inci maddesindeki meşru müdafaa hakkına uymadığını belirten Ceylan Akça Cupolo, “Bu ülkelerin açtığı cephelerin hepsi kendi sınırlarının dışında ve bu cepheleri barışla nihayete erdirmek yerine daha da büyütüp oradaki insani krizi daha da derinleştirmektedirler. 27 Şubat 2020’deki İdlib saldırısının ardından NATO, 5’inci madde çağrısını reddetti. Şimdi burada da benzer bir pasif agresyonun olmayacağının garantisini alabiliyor muyuz? Şimdi garantisini verseniz de bu pakta karşıyız. Bir kere onu netleştirelim. Böylesi savunma paktlarına, bizi daha fazla çatışmaya çekecek bütün savaş anlaşmalarına karşıyız” diye belirtti.
Bedir Paktı’na da değinen Ceylan Akça Cupolo, “Bedir Paktı’na fabrika yani silah fabrikası Katar fonlamasıyla, Mekke Paktı’na da işte Mihver demişler. Bir mızrak gibi halkların kalbine, yüreğine saplanacak bir paktı birbiriyle desteklediklerini söylüyorlar. Suudi Arabistan ile İsrail’in arka kapı diplomasisiyle istihbarat paylaştığını ve Türkiye’nin istihbarat havuzunun oraya akacağını ve Türkiye’nin İsrail’in çıkarlarına, İsrail’in soykırımcı politikalarına destek olacak şekilde aksiyon alabileceğini bir türlü açıklamıyorlar” dedi.
Cupolo, “Bir kez daha Almanlar kaybedince biz kaybetmemiş sayılmak için, yoksullar kaybedince Suudi Arabistan kazanmasın diye, Yemenli yoksullar ölünce Pakistanlı savaş lordları kazanmasın diye, Beluçlu yoksul çocuklar öldüğünde Pakistanlılar kazanmasın diye, Sudanlı yoksullar öldüğünde Suudiler kazanmasın diye, bölgedeki petrol zenginleri zenginleşince yoksullar ölmesin diye hegemonlar kazanmasın diye bölgesel ve küresel barışı olan bütün inancımızla bu paktı reddediyoruz. Gözümüz kapalı bir şekilde savaşa gitmeyi reddediyoruz. Bu kürsüyü halkın barış hakkını, yoksulların barış hakkını savunmak için kullanmaya devam edeceğiz” dedi.
Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan ise, birkaç yıl öncesine kadar ABD’nin Ortadoğu müdahaleleri karşısında Suudi Arabistan’ı protesto eden, bu ülkeye meydan okuyan ve Yemen’in yanında olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan ile dönemin dışişleri yönetiminin bugün Suudi Arabistan ve Pakistan’la savunma ittifakı kurmaya yöneldiğini hatırlattı.
İbrahim Anlaşmalarına işaret eden Bayhan, Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın bu anlaşmalara katılması için iki yıldır baskı yapıldığını, ancak bunun gerçekleştirilemediğini söyledi. Bayhan, “İbrahim Anlaşmalarına paralel yeni bir anlaşmayla karşı karşıyayız. Onun adı da Mekke İttifakı oldu. Yani İbrahim Anlaşmalarına ikna edilemeyen, giremeyen Türkiye, bu kez yine ABD emperyalizminin paralelinde bu anlaşmayla, Mekke Anlaşması’yla Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan hizalanmaya başladılar. Bizim önümüze getirilen anlaşma da böyle bir anlaşmadır” dedi.
Bayhan, şöyle devam etti: “ABD emperyalistlerinin ipiyle kuyuya inilmez. Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Sünnisiyle, Hristiyanıyla, Alevisiyle bunu en iyi Afrika’nın, Ortadoğu’nun ve Asya’nın halkları bilir. ABD emperyalizmine karşı mücadele etmek yerine işbirlikçiliği seçmenin sonu her zaman halklar için hüsran olmuştur. Yine öyle olur. Onun için dışı yerli ve milli görünen, içi Amerikancı olan bu paylaşım siyasetine, savaş ittifakına prim vermeyelim. Burjuvalaşmış Suudi monarşisi için bu ülkenin gençlerinin ne kendi kanını ne de başka bir halkın gençliğinin kanını dökecek bir ittifaka ihtiyacı yoktur ABD, Ortadoğu’dan, Afrika’dan, Asya’dan sökülüp atılmadan sömürülen ve ezilen halklara huzur yoktur. Bölgede barış, ülkede demokrasi için ittifaka hayır diyoruz.”
Kaynak: Etha
