Gençlik, Gündem

Ankara’da YÖK’e karşı basın açıklaması

Darbe ürünü olan YÖK’ün kuruluşunun yıl dönümünde Ankara’da basın açıklaması gerçekleştirildi.

Bugün öğrenciye hiçbir gelecek vermeyen, vaad etmeyen sisteme karşı isyanımızı kuşanıp, YÖK’e karşı, kuruluşunun 45. yılında bir aradayız. 12 Eylül darbesinin ardından bugün adını sıklıkla duyduğumuz YÖK 6 Kasım’da 1981’de kurulmuştur. Darbe ürünü olan YÖK, üniversiteleri kıskacına almış ve bilimi üniversitelerden kovmuştur. KHKlarla binlerce akademisyeninin üniversitelerden atılması YÖK’ün eliyle yapılmıştır. Bugün bu sömürü düzeninin üniversitelerdeki politikalarının yılmaz bekçisi yine YÖK’tür.

YÖK her geçen yıl daha fazla akademinin içini boşaltmış, üniversiteleri sermayeye devretmiştir. YÖK talimatlarıyla direnişçi öğrencilere soruşturmalar açılmış, cezalar verilmiş; öğrenciler yurtlarından atılmıştır. Üniversitelerin başına kayyum rektörler atanmış, ÖGB’lerin ve polislerin sayıları arttırılmış, öğrenciler takip altına alınmıştır.

YÖK üzerinden üniversiteler üzerinde kurulmaya çalışılan hakimiyet yetmezmiş gibi, dönem açılışında “güvenlik tedbirleri” adı altında devlet üniversitelerde istihbarat çalışmalarını arttırmış, kameralarla parmak izi tanıma sistemleriyle gözetimi büyütmüş, örgütlü mücadeleyi “marjinal” olarak nitelendirerek stant açma yasağı getirmeye çalışmıştır. İlan ettikleri “güvenlik tedbirleri” üniversitelerde büyüyen isyanımıza karşı aldıkları tedbirdir.

Devlet üniversitelere yönelik saldırılarını büyütmektedir çünkü 19 Mart direnişimizin yarattığı korku hala hafızalarında tazedir. Devrimci öğrencilerin ailelerini arayarak, ajanlaştırma girişiminde bulunarak, kaçırarak, üniversitelerde “terörsüz türkiye” adı altında dersler işleyerek örgütlü mücadelemizi kriminalize ederek kendi korkularını bize yaymaya çalışmaktadır. Kendilerine karşı çıkan her sesi bastırmak için gazetecileri tutuklamakta, televizyon kanallarına dahi kayyum atamakta, LGBTİ+ların varlığına saldırarak “ailem güvende” adı altında operasyonlar yürütmektedir.

Tüm bu salıdırlar karşısında ise biz bakımsız yurt asansörlerinde ölürken 4000 lira bursla geçinemez, niteliksiz yemekhanelere mahkum kalırken; onlar karlarına kar katmaya devam ediyor. Yemekhanelerimize gelen zamlarla aylık yemek masrafımız KYK bursunu geçiyor. Onlar üniversitelerimizin her yanını özelleştirerek karlarını büyütüyor, bize ise bir lütufmuş gibi işkur ile okurken çalışmayı seçenek olarak sunuyorlar. Bizleri okurken sömürebilmeyi, eğitimin her bileşenin paralı olmasını işkur programı ile görünmez kılmaya çalışıyorlar.

Genç kadınlar üniversitelerde tacize ve ayrımcılığa maruz kalıyor, baskıcı yurt yönetimleri altında barınmaya çalışıyor. Rojin, Zeren, Gülistan maalesef tam bu sebeplerden dolayı hayatını kaybetti.

YÖK ve bu düzen ne zaman özgürlüğümüz ve geleceğimiz için mücadele etsek karşımıza kayyım rektörleriyle, faşist genelgelerle, soruşturmalarla, uzaklaştırma cezalarıyla, baskı, gözaltı ve tutuklamalarla çıkmaktadır. Bu çürümüş düzenin bize verebileceği hiçbir şey kalmamıştır. Mücadele etmek, direnişe geçmek insanca ve onurlu yaşamak için tek seçeneğimizdir. 19 Mart’ta tüm baskı ve yasaklamalara karşı direnmekten başka yolun olmadığını sokaklarda yeniden gördük. Yurtlarda soğuk suyla duş alıp kalp krizinden ölmediğimiz, okurken geçinmek için haftanın 7 günü çalışmak zorunda kalmadığımız, hevesle girdiğimiz üniversiteden nefret ederek ayrılmadığımız bir gelecek için mücadeleye geçiyoruz.

Avrupa’nın dört bir yanında öğrencilerin bizimkiyle ortak bir isyanla ayaktayken direnişlerini selamlıyor, dayanışmamızı büyütüyoruz. Bizim olan üniversitelerden YÖK’ü, kayyumları def etmek, üniversitelerimizi özgürleştirmek, eşit, parasız, bilimsel, anadilde, eğitim ve insanca bir yaşam için sokaklardayız, sokakları bırakmayacağız. Bütün sıra arkadaşlarımızı geleceğimizi ellerimizle yaratmak için örgütlü mücadeleye çağırıyoruz.

Paylaşın