Kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle yıllardır mücadele eden Cumartesi Anneleri, 775. haftaki oturma eylemlerini, Galatasaray Meydanı’nın yine yasaklı olması nedeniyle İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesinin önünde gerçekleştirdi. Gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları ve karanfillerin taşındığı eyleme HDP Milletvekilli Ahmet Şık, CHP İstanbul Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu’nun yanı sıra çok sayıda demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcisi de eşlik etti. Bu haftaki eylemde, 25 Ocak 2001’de Silopi’de Şırnak Silopi Jandarma Komutanlığı’na çağrılan ve kendilerinden bir daha haber alınamayan HADEP yöneticileri Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbetini sordu.
Bu haftaki açıklamayı okuyan İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Sebla Arcan, İsviçre’nin Cenevre kentinde Birleşmiş Milletler (BM) Evrensel Periyodik İzleme Mekanizması kapsamında gerçekleşen oturumda, Türkiye’de insan hakları alanında yaşananların değerlendirildiğini belirtti. Türk heyete yöneltilen soruları Dışişleri Bakan Yardımcısı Faruk Kaymakçı’nın cevapladığını hatırlatan Arcan, “Kaymakçı; gösteri ve toplantı hakkının kullanımına yönelik eleştiriler karşısında toplantı ve gösteri yasaklarını inkâr etti. Türkiye’de bu hakların anayasa ile güvence altında olduğunu ve önceden izin almaksızın herkesin toplantı ve gösteri hakkım kullandığını, Cumartesi Anneleri’ne yönelik de bir yasaklama olmadığını söyledi. Sonrasında ise adeta söylediklerini yalanlayarak, Galatasaray Meydanı turistik bir alan olduğu için Cumartesi Anneleri’ne izin verilmediğini söyledi. Cumartesi Anneleri’nin turistleri rahatsız ettikleri imasında bulundu” diye tepki gösterdi. Arcan, anayasal haklarının engellendiğini belirterek, “Galatasaray yasağını ‘turistik mekan’la açıklamak inandırıcılıktan uzaktır. Galatasaray yasağı Türkiye’deki rejimin geldiği noktanın aynasıdır. Gayri ciddi açıklamalarınıza, darbecilerin gerisine düşen uygulamalarınıza son verin” şeklinde konuştu.
Açıklamanın ardından söz alan Serdar Tanış’ın oğlu Diyar Tanış, babasının ve dayısının gözaltında kaybedildiğinde henüz 1 yaşında olduğunu belirtti. Babasını hiç tanıyamadığını anlatan Tanış, “Babamı hep ailemden, yakın çevremden, nasıl gözaltında kaybedildiğini onlardan öğrendim. 20 yaşındayım ve bu 20 yıl içinde ben babamı sadece 8 fotoğrafla tanıdım. Babam yanımda olsaydı nasıl bir hayatım olurdu onu bilemiyorum çünkü öyle bir duyguyu yaşamadım” dedi.
Tanış, yaşadığı müddetçe babasının ve dayısının akıbetini soracağını vurguladı.
Ebubekir Deniz’in kızı Ceylan Deniz’in yazdığı mektup ise gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak tarafından okundu.
Ceylan Deniz, mektubunda şunları ifade etti:
Öncellikle geçen uzun zamana rağmen mücadeleden hiç vazgeçmeden bütün mazlumların umudu olduğunuz için hepinize minnettarım. Bedenen yanınızda olamasam da tüm kalbimle yanınızdayım… Cumartesi anneleri hepinizin ellerinden öperim.
Dilerim hepimizin çektiği kaybedilme acısı bir an önce son bulur. Bilindiği üzere adaletin yok olduğu, insanların kaybedildiği bir ülkede yaşıyoruz. Herkesin yaşama hakkı vardır, bu bizim babamızdan alındı.
Ölenle ölünmez diyorlar ama kaybedilenle kayboluyor insan. Kaybının yokluğunda ve acısında kayboluyor insan. Artık hiçbir şey seni eski masum mutlu çocukluğuna döndüremiyor. Elimizde zar zor tutunduğumuz anılar kaldı. Senden en kalıcı anıda gittiğin o son gün.
Tüm mutluluğumun elimden alındığı o gün, elimde kalbimde zihnimde kaldı. Ne zaman babamla mutlu anımı hatırlasam, elimden alındığı o günü, kapıdan çıkışını unutamam asla.
Siz baba kelimesine ne kadar hasret kaldığımızı tahmin bile edemezsiniz. Artık babası vefat eden mezara giden insanları bile kıskanır olduk. Bizi mezar taşından bile mahrum eden bir devlette yaşıyoruz. Bizim artık babama dair tek umudumuz akıbetini öğrenip faillerin yargılanmasıdır. Vicdanı olan herkes de bunu bize borçludur.
Ebubekir Deniz’in ömrü boyunca yolunu gözleyecek kızı Ceylan Deniz.”
İnsan hakları örgütleri, aydınlar, BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar Komisyonu Tanış ve Deniz’in akıbetinin araştırılması için devreye girdi. Ama tüm girişimler sonuçsuz bırakıldı. Yetkili makamlar, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in gözaltında kaybedilmesini soruşturmak için gerekli mekanizmaları harekete geçirmedi.
AİHM’de görülen davada alınan kararda ise, “yerel mahkemeler tarafından ayrıntılı bir adli inceleme veya bağımsız bir soruşturma gerçekleştirilmemiş olmasını üzüntü ile karşılamaktayız” denilerek Tanış ve Deniz’in kaybedilmesinde devletin sorumlu olduğu sonucuna varıldı ve Türkiye oy birliği ile mahkûm edildi.
