Türkiye artık herkesin bir akrabasının bir komşusunun virüs kaptığı gerçeği ile yüzleşti. Her geçen gün geometrik artan vaka sayılarını durdurabilmek neredeyse imkansız hale geldi. Işçi sınıfının en yoğun yaşadığı başta İstanbul olmak üzere sanayi kentleri en çok etkilenen şehirler. Aman üretim etkinlenmesin ama halk kendi OHAL’ini yapsın diyenler ülkenin en büyük ve kritik kentini-kentlerini salgının kucağına itmiş durumda. Ne yazık ki binlerce insanın ölümü ile sonuçlanacak bir sürecin daha başındayız.
Halkın büyük kısmının maaşlarını almakta zorlandığını bir çoğunun işsiz kaldığı bir süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından maaşları paylaşma kampanyası başlatıldı. Bir çok ülkenin, halka nakit para yardımı yaptığı sırada yardım eden değil de yardım bekleyen güçlü ve büyük Türkiye ile karşı karşıyayız. Öyle büyük bir ülkeyiz ki bu kampanya Erdoğan gibi dünya liderleri tarafından da başlatılmış. Sri Lanka, Irak, Lübnan, Güney Afrika ve Senegal bu kampanyayı aklına getiren diğer ülkeler.
Erdoğan kampanyaya 7 maaş bağışlayarak start verdi. Günlük harcaması 2 milyon TL olan bir sarayda yaşadığını bilmesek, bu sene yaklaşık 9 milyar TL ödeneği bulunan ve bunu da diğer seneler gibi aşacağını bilmesek fedakarlığını övecektik az kalsın. Aldığı paradan değilde yediği paradan feragat etse hiç kampanyaya filan gerek kalmazdı. Ülkenin yaşadığı her felaket sırasında ve sonrasında para toplamak bir alışkanlık haline gelmişken bu sefer durum başka, bu sefer böyle bir şey yapmazlar diye düşünen herkesi yanılttılar yine. Deprem vergileri meselesi daha çok taze tartışıldı bu ülkede. Yakın zamanda ki Elazığ depremi sonrası Kızılay’ın ilk işi olan yardım kampanyası sırasında sormuştuk hep beraber “Deprem vergileri nerede?” diye. Bundan öncekiler neredeyse bunlarda orada sanırım.
Bu ülkenin zenginlerinin gerçekten zengin olduğu fakat ülkenin kendisinin fakirleştiği bir süreçteyiz. Salgın gündeminden önce sanki ülke ekonomisi iyi miydi? Enflasyon çift hanelerde işsizlik yüzde 13ü aşmıştı. Madalyonun diğer tarafında ise dünyada en çok ihale alan 10 inşaat firmasından 5’inin Türk olması, bir çok ülkeye silah ihraç ediyor olabilmek ve hatta Suriye-Libya örneğinde olduğu gibi savaş ihraç ediyor olabilmek bu ülkenin bunları finanse edecek zenginlerininde olduğunu gösteriyor.
Salgın sonrası dünyanın bir çok değişime gebe olduğunu gören AKP iktidarı salgının halk sağlığına etkisine değil de salgın sonrası olaşabilecek yeni düzene güçlü girmenin derdine düşmüş durumda. Halen daha bu durumun bir süre sonra gelip geçeceği inancında ki AKP iktidarı her zaman belirttiği gibi itibardan tasarruf etmiyor. Hastanelerinde aciziyetin yerlerde süründüğü ülkemiz başka ülkelere yardım uçakları gönderiyor. Libya’da desteklediği Trablus hükümetine saldırı emri veren iktidar İspanya’ya yardım eden iktidar ile aynı olmasa bir düzey dayanışmacılığı ile gurur duyabilirdik belki. Bir çok ülkeden isyanlar çıkabileceğini, birçok iktidarın değişeceğini bizim gibi AKP’de öngörüyor. Kendi ülkesinin bir değişime gebe olmadığından o kadar emin ki, eleştireleceğini bile bile yardım kampanyası başlatabiliyor. Dünyada bir çok ülke ithalatı sınırlarken iktidar halen ihracatı insanların sağlığından önemli görmesinin sebebi, sağlığını tehdit eden halkın isyan etmeyeceğinden çok emin olması. Sanırım bu öngörüde biz sosyalistlerin de ne yazık ki payı var. Güvendiği sadece kendisi, yarattığı baskı düzeni değil, karşısında ki muhalefete de güveniyor. Bu haliyle muhalefetin gelişen öfkeyi geri iktidara yedekleyeceğinden çok emin duruyor.
Erdoğan’ın maaşlarımızı paylaşalım çıkışı bir çok kesimden tepki aldı. Bir çok kesim batılı ülkeleri örnek gösterirken bu örnek gösterenlerin arasında sosyalistlerinde olması biraz tuhaftı sanki. Özellikle merkez kapitalist ülkelerin halkın kullanımına açtığı meblağları duyanlar bu ülkeleri örnek gösteriyorlar. Ki bu örneklerin olumlanması da kendi içinde ayrı bir çelişki yaratıyor. Salgının en başından beri belirttiğimiz bu salgının doğa ve insan sömürüsünün ürünü olduğu tespiti direk kapitalist-emperyalist sistemi hedef gösterirken, süreç yönetiminde ise bu sistemin merkez ülkelerini örnek göstermek ayrı bir abeslik barındırıyor. Dünya halklarını yoksulluğa iten, yeraltı ve yerüstü kaynaklarına el koyan, halkları ucuz iş gücü haline getirip parayı merkezlerinde toplayan bu ülkelerin kendi halklarına para dağıtması bunları hiç bir noktada olumlu örnek haline getirmez. Yüzlerce Afrika’lının sofrasından çalınan ekmeği bir Fransız’a verilmesi ya da yüzlerce Fransız’ın sofrasında ki ekmeğin çalınıp kapitalistlerin midesine inmesi bir olumlu örnek değildir. Mısır’a İsrail’e Katar’a, Pakistan’a ve Filipinler’e silah satışını daha yeni meclisinden geçiren Almanya kendi halkına yardım, Ortadoğu ve dünya halklarına öldürülmesine yataklık ediyor. Bu ülkelerin olumlu örnek göstermek bu sistemin yeniden üretimine sebep olmaktır. Bir yandan solunum cihazı üreten bu ülkeler bir yandan salgın sonrasına hazırlık diye biber gazı gibi halka saldıracak araçların stoklamasını yapıyorlar. Dünya zenginliklerini kendi bankalarından istifleyen bu devletler örnek olmayı değil teşhir edilmeyi hakediyor.
Nitekim geçte olsa AKP-MHP faşist bloku bir süre sonra bu önlemlerin benzerini almaya mahkum olacak, büyük ihtimalle para basılacak. Bir nebzede olsa halkın yaralarına merhem olacaklar, yani yine ölümü gösterip sıtmaya razı edecekler. Tüm yardımlaşma ağlarını etkisizleştirip kendi sivil ağlarını aktifleştiriyorlar. Rıza üretimini yeniden üretiyorlar. Kendinden olmayanı hapishanede ölüm dahi olsa tutuyorlar. KHK’li sağlık emekçilerini sonunda yaşam olsa da affetmiyorlar. Kendinden olmayanın yaşamasına da başkalarını yaşatmasını da izin vermiyor faşist iktidar.
Hani diyoruz ya AKP bu krizi gördü ve hazırlık yapmadı diye aynısını sosyalist hareket içinde diyebiliriz. Başta ittifak tartışmaları olmak üzere, sosyalistlerin bir çok konuyu sadece köşe yazılarına sıkıştırmasının sonuçlarını şapkamızı önümüze alarak düşünmemiz gerekiyor. Sosyalist hareket için sosyalizmin taleplerinin dünden daha fazla halka değdiği bu dönemde etkin örgütlenememek gibi bir durum olmamalıdır. Bu virüsün sebebi ve bu denli hızla yayılasının sorumlusu kapitalizmdir, çözüm de sosyalizmdir demek çok açıklayıcı gelmeyebilir. Fakat halk şu an sağlık için ücretsiz ve yaygın bir sağlık sisteminin hayalini kurmaktadır. Hayali bizim hayalimizdir. Hayallerimiz ortaktır. Işyerine giden işçi kendi gibi işçileri görmekte patron ve yöneticileri görememektedir, işçiler için ‘Biz’ ve ‘onlar’ ayrımı netleşmiştir. Aynı gemideyiz yalanı batmıştır. İşçi sınıfı kendisi ile başbaşa kalmıştır.
Paylaşılacak maaşı olmayanlar ve paylaşılan maaşların da kendine düşmediğini görenleri bu salt dayanışma döngüsüne sıkışmasını engellemek ve sıçratmak mümkündür. Ne yüksek maaşlar alanların maaşlarının bir bölümünü, ne de zenginlerin şatafatlarından arta kalanları istiyoruz. Biz bu ülkenin tüm zenginliklerinin eşit ve adil paylaşımını istiyoruz. Sosyalizmi örgütlemek bugün mümkündür ve çözüm için mecburdur.
