Kadın - LGBTİQ+, Slider, Umut Yazıları

Röportaj – Doğukan Kocabaş: LGBTİ+ varoluşunun kendisi suç delili sayılmaya çalışılıyor

Eylül ayında LGBTİ+ derneklerine ve hak savunucularına yönelik “Ailem Güvende” operasyonları düzenlendi ve bu kapsamda 81 kişi tutuklandı. Umut Gazetesi olarak bu operasyon sürecini SPoD’tan Ruh Sağlığı Alan Koordinatörü Doğukan Kocabaş ile bir röportaj gerçekleştirdik. Gerçekleştirmiş olduğumuz röportajı okurlarımıza sunuyoruz.

Umut Gazetesi: Öncelikle kendinizden bahsedebilir misiniz?

Doğukan Kocabaş: Ben Doğukan Kocabaş, klinik psikoloğum. 2018 yılından beri LGBTİ+’lara yönelik alanda hak savunuculuğu, aktivizmle ilgileniyorum. Aynı zamanda da 2022’den beri SPoD’ta çalışıyorum, şu anda da Ruh Sağlığı Alan Koordinatörüyüm.

Umut Gazetesi: Eylül ayında LGBTİ+ derneklerine ve hak savunucularına yönelik “Ailem Güvende” operasyonları düzenlendi ve bu kapsamda 81 kişi tutuklandı. AKP-MHP iktidarı da LGBTİ+’ları sık sık hedef alan söylem ve politikalarıyla gündeme geliyor. Bu bağlamda, siz bu operasyonları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Doğukan Kocabaş: Şunu görmek gerekiyor: Öncelikle Rusya’daki anti LGBTİ+, anti Kuir propaganda yasasına çok benzer bir süreç geçiriyoruz, aslında 11. ve 12. Yargı paketlerinde geçirmek istedikleri bazı LGBTİ+ düşmanı, nefret dolu maddeler vardı. Toplumsal muhalefetin çabasıyla ertelendi veya yürürlüğe konamamıştı fakat şu an geldiğimiz noktada bunun uygulandığını görüyoruz ve direkt yargının iktidardan talimat alarak gerçekleştirdiği bir dosya olarak zaten ortaya çıkıyor. Şunu da belirtmekte yarar var bu operasyonlar kapsamındaki hiçbir şey suç değil. Onların suç atfetmeye çalıştığı şeyler de suç değil. Dolayısıyla aslında bunlar tamamen uydurma suçlar, kalıplar üzerinden ilerleyen siyasi operasyonlar olarak değerlendiriyoruz.

Şu tehlikeli bir nokta ve bence önemli noktalardan bir tanesi. LGBTİ+ varoluşunun kendisi bir suç delili. Kişilerin kimliklerinin, kişiliklerinin, varoluşlarının artık suç delili gibi okunmaya başlandığını görüyoruz. Mesele şu değil artık; Batı’dan fon alıyorlar o yüzden bir suç var. O da bir suç değil ama buradaki mantık biraz daha artık tehlikeli bir boyuta gelmiş durumda. Mahkeme sevk yazıları, kişilerin ifadeleri alınırken sorulan sorular; direkt “LGBTİ+, hemcinsler arası ilişkiye giriyor musunuz?” gibi absürt sorular. Buradan çıkardığımız şey bu operasyonların artık kişilerin varoluşlarına da kastetmeye başladığı bir mesele var. Bir başka tarafı da sadece LGBTİ+’ları değil, bütün toplumsal muhalefeti ilgilendiren kısmı; hem toplumsal muhalefet bileşenlerini hem STK’ları hem de sivil toplum kuruluşlarını terbiye etmeye çalışıyorlar. Belli standartların, belli meselelerin üstüne çıkarsanız -ki bu her şeyi kapsıyor artık, T24’ün engellendiği bir durumdan bahsediyoruz, CETAD’ın engellendiği bir atmosferden bahsediyoruz- kısacası herkese, her bir toplumsal muhalefet ferdini terbiye etmeye de çalışan bir operasyon olarak değerlendirebiliriz.

Umut Gazetesi: Baskıların giderek arttığı bu dönemde, LGBTİ+ örgütleri hem yerel hem de uluslararası alanda mücadele ve dayanışma ağlarını nasıl yeniden şekillendirebilir?

Doğukan Kocabaş: Şöyle cevap verebilirim. Tabii ki LGBTİ+ hareketi bu konuda çok dirençli, geçmişte de deneyimleri olmuş, 80’ Darbesinden sonra deneyimleri olmuş bir hareket aslında. Dolayısıyla yerelde tekrar LGBTİ+’ların kendi içerisinde örgütlenip yeni duruma adapte olması olayın şokundan sonra hızlıca gerçekleşti.

Onun dışında sadece LGBTİ+ hareketi değil, toplumsal muhalefetin birçok bileşeninden destek gördüğümüz, dayanışma ağlarının örüldüğü ve herkesin bu konuyu kendi konusu gibi sahiplendiği -ki olması gerekenin de bu olduğunu düşünüyorum- bir meseleye döndü. Bugün mesela sizlerle röportaj yapıyoruz. Feminist arkadaşlar, baro, meslek örgütleri, tabipler odası… Böyle çok çeşitli yerlerden dayanışma ağları kurulmaya başlandı. Fakat burada da şeyi de uyarmak gerekiyor. Bu konu gerçekten toplumsal muhalefetin fertlerinin, ana akım muhalefet de olmak üzere herkesin ciddiyetle sahiplenilmesi gereken bir mesele. Çünkü LGBTİ+’lar dediğimiz zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin, bu dünyanın vatandaşları; direkt olarak bu ülkenin fertleri. Dolayısıyla bu aslında bir devletin kendi yurttaşlarına yaptığı bir saldırı aynı zamanda. Dolayısıyla bu çok ciddi bir mesele; bu öyle “Evet gayler, lezbiyenler, translar baskıya, ayrımcılığa uğruyor” kısmından çok daha ileri seviyede bir şeyden bahsediyoruz. Herkesin sahip çıkması ve koruması gereken bir şey. Bu noktada belki biraz daha fazla sorumluluk alınabilir. Uluslararası boyutta da LGBTİ+ örgütleriyle, Avrupa Parlamentosu’ndaki parlamenterlerle, ülkelerin kendi milletvekilleriyle ve bazı iktidar partileriyle dayanışma kuruldu. Avrupa’dan, Kuzey Amerika’dan, Güney Amerika’dan ve dünyanın birçok farklı yerinden bize destek mesajları geldi; bunun yanı sıra çeşitli yaptırım çağrıları da gündeme geldi. Geçen gün Avrupa Konseyi’nde bu konuyla ilgili bir kararın geçmesi de bunun örneklerinden biri. Aslında şu anda bütün dünya bu konuyu konuşuyor ve sahipleniyor. Bence bu da önemli bir gelişme. Operasyonun ters teptiği noktalardan biri de bu oldu diyebilirim. Daha önce hiç kurulmamış dayanışma ağlarının kurulmasına da vesile oldu.

Umut Gazetesi: Dijital alandaki bu erişim engelleri ve sansür politikaları, hem toplumun bilgiye erişimini hem de LGBTİ+ derneklerinin hak arama ve destek mekanizmalarını nasıl etkiliyor? Alternatif iletişim kanalları yaratma konusunda ne gibi adımlar atılabilir?

Doğukan Kocabaş: Bu bence çok önemli bir mesele. Ben sadece LGBTİ+ alanı hakkında konuşuyorum ama bir sürü yerin internet sitesine çok tuhaf yasaklamalar geldi. Türkiye’de zaten güvenilir bilgiye erişmek çok zor. Özellikle konu LGBTİ+ olduğu zaman, cinsel sağlık olduğu zaman, ruh sağlığı olduğu zaman bu konularda çalışmalar yapan dernek ve kurumların hesaplarına engellemeler geliyor. Bu kişilerin bilgi alma, doğru bilgiye ulaşması önünde çok büyük bir engel. Bizim dernek olarak insanlara telefonda ” LGBTİ+ olmak hastalık değildir” bilgisini vermenin bile çok etkili olduğu bir durumdan da bahsediyoruz. Öyle bir kültür, öyle bir atmosferden bahsediyoruz. Dolayısıyla bunun önünün kesilmesi hiç olacak bir iş değil. Kısacası bu engellerin kişilerin destek almalarına büyük bir engel oluşturduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda o toplumsal muhalefetin oluşumu, oradaki o tartışmaların, birbirimizden öğrenmenin, harekete geçirecek alanın yaratılmasının önünde büyük bir engel olduğunu da düşünüyorum. Bu şeyler için de alternatif bir akışı sağlamak için bence hep beraber çalışmamız gereken bir konu. Biz danışanlara nasıl alternatif şekillerde ulaşabiliriz, ona kafa yormaya ve birtakım planlamalar yapmaya başladık çünkü bir sürü şey internet üzerinden ilerliyor ve bizim etkinlik kayıt formlarımız bile engellendi. Ben hayatımda hiç Goggle Forms’un engellendiğini duymamıştım. Ne yapsak engelliyorlar, belli ki bizim artık farklı bir şey denememiz lazım. Nasıl bunun dışına çıkabiliriz, onu biraz araştırma ve öğrenme sürecindeyiz.

Görsel: Kaos GL

Paylaşın