Gündem

Grup Yorum emekçisi Cem Dursun kuyu tipi tecride karşı açlık grevi direnişinin 164. gününde

Tutsak Grup Yorum emekçisi Cem Dursun, kuyu tipi tecride karşı açlık grevi direnişinin 164. gününde. Marmara 6 No’lu L Tipi Hapishanesi F-3 alt 4. hücrede tutulan Dursun’un yan hücresinde ise Grup Yorum’un diğer emekçiler Cemil Kurt ve Rezzan Şengül tutuluyor.

Açlık grevinin 148. gününde ETHA’ya bir mektup gönderen Dursun, maruz kaldıkları hak ihlallerini ve neden açlık grevi direnişinde olduklarını anlattı. Demokrat bir ailenin çocuğu olarak ODTÜ mimarlık bölümünü bitirdiğini, ailesinden aldığı ahlak sonucu mesleğini halk için yapmaya karar verdiğini söyleyen Dursun, halk için mimarlık yaptığını kaydetti.

Ankara Mamak’a bağlı bir gecekondu mahallesi olan Dostlar mahallesinde halkın içme suyu ihtiyacı için mühendis arkadaşlarıyla birlikte çözüm üretmeye çalıştığını, İstanbul’da kentsel dönüşüme karşı mücadelede tarihi bir yeri olan Küçük Armutlu Mahallesinde, halkın yapmak istediği sonrasında da inşaat sürecinde bizzat bulunarak denetlediği ve çalıştığı PSAKD Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi ve Kültür Merkezinin projesinin çizimi sürecine emek verdiğini aktaran Dursun, “Yine Küçük Armutlu Mahallesi için ODTÜ, Kadir Has, Sakarya ve daha birçok üniversitenin en değerli akademisyenleri ile Kentsel Dönüşüme Karşı Yerinde Ve Yerlisi İle İyileştirme Mimari Fikir Projesi Yarışması Ve Atölyeleri düzenledik. 2014’ten 2016’ya kadar tam iki yıllık süreçte 400’ün üzerinde mimarlık öğrencisi, akademisyen ve mimarın emeklerinin ürünü projeler mahalle halkı ile paylaşıldı ve hayata geçirilmeye çalışıldı. Mühendis-mimar arkadaşlarımla Halk Bahçeleri kurduk, Rüzgar ve Su Türbinleri kurduk. Bu projelerden kimi yoksul bir mahallede evlerden içeri giren domates, biber, salatalık; kimi de Dersim’in Hozat ilçesine bağlı, karanlık içerisinde bırakılmış olan Karsel köyü örneğindeki gibi bir köyde bir top ışık olup değer yarattılar halkın yaşamında ve benim yaşamımda” dedi.

Yürüttüğü bu çalışmalar sırasında 2018 yılında, itirafçıların yalan beyanları doğrultusunda “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklandığını anımsatan Dursun, 3 yıl 2 ayın ardından mahkeme başkanının gülerek “seni zaten yeterince yatırmışız” diyerek tahliye edildiğini aktardı. Ölümsüzleşen Grup Yorum emekçileri İbrahim Gökçek ve Helin Bölek’in devrimci sanatçı kimlikleri korumak için ödediği bedellere tanıklık ettiğini ve tahliyesinin ardından Grup Yorum’da bas gitarcı olduğunu söyleyen Dursun, “Yani, ‘bedelse bedel’! Kaçmadım, mülteciliği tercih etmedim. ‘Boş ver, herkes kendi yoluna’ deyip köşeyi dönen, ona buna yamalananlardan olmadım. Onurum ve kişiliğim, ailemden ve toplumdan aldığım ahlak ve değerler bütünü beni Grup Yorum’a taşıdı. 2021 yılından bugüne ise Grup Yorum içerisinde müzik yaptığım için 3. tutsaklığımı yaşıyorum. Son 8 yılımın yaklaşık 6 yılı tutsaklıkla geçti. Şaka değil… 40 yıl boyunca çıkarılan 20’nin üzerinde albüm, 400’e yakın şarkı, milyonlarca kişiyle yapılan konserler ve son olarak da telif haklarımız bahane edilerek tutuklanıyoruz. Grup Yorum’un 40 yıllık tarihinin ufacık bir bölümünde yer almama rağmen, bu 40 yılın her anının sahipleniyor, savunuyor ve bu tarihin bir parçası olmaktan onur duyuyorum” ifadelerini kullandı.

Tutsak Grup Yorum emekçileri adına ETHA’ya yazan Cem Dursun’un mektubu şu ifadelerle devam etti: “2023 yılında tutuklanmamdan hemen önce babamın kanser olduğunu öğrenmiştim. Tutuklanıp Buca kuyu tipi hapishanesine götürüldüğümde, bugün artık herkesçe anlamı bilinen kuyu tiplerinin ilk deneklerinden olmasam da bu zulme karşı ölümü de göze alarak direnmeyi seçenlerdendim. Ben, talebimin kabul edilip arkadaşlarımın da olduğu aynı kampüsteki Kırıklar 1 Nolu F Tipi Hapishanesine götürülene kadar geçen 179 günlük, her anı irade savaşı ile geçen açlık grevinde ölüme de zafere de aynı anda yürürken, benim gibi babam da hastane odasında ölüme yürüyordu, biliyordum. Ben bu süreçten zaferle çıktım; onurumla birlikte hayatımı da kurtardım. Ama ben yaşama geri dönerken iki ay içinde babam vefat etti. Babamın son anlarında yanında olamadığım gibi savcılığın ailemden cenazeye katılabilmem için 150 bin lira gibi bir masraf çıkararak istemesi üzerine cenazeye de katılamadım. Yani babama karşı son görevimi yerine getirmem de böyle engellendi. Üstüne üstlük ailem cüzdanı ile vicdanı arasına sıkıştırıldı. Bana yaşatılanlar bir yana aileme yaşatılan bu duygusal işkenceyi hayatım boyunca unutmayacağım, affetmeyeceğim.

“Bugüne geldiğimizde; ben 2024’ün son aylarında tahliye edildim ama üç ay sonra tekrar tutuklandım. 2025’İn sonlarında tahliye edildim, bu sefer de dışarıda sadece beş ay kalabildim ve nişanlanmamın üzerinden bir ay bile geçmeden yine tutuklandım. Şimdi yaklaşık 4 buçuk aydır Marmara 6 No’lu L Tipi Hapishanesi’ndeki hücremdeyim. Yan hücrelerimde yine Grup Yorum’dan iki arkadaşım Cemil ve Rezzan da var. Burası mimari açıdan ‘koğuş tipi’ bir hapishane. Biz ise geldiğimiz günden beri, yani 4 buçuk aydır bu hapishanedeki hücre cezası çektirilmek için inşa edilen “hücre”lerde tutuluyoruz. Hücre cezamızın bulunmadığını söylemimize bile gerek yok! Hücre 8,2 metrekare, ne hava alıyor içerisine ne de güneş. Bu hücrelerde biz ikişer kişi tutuluyoruz. Bizim dışımızda bir banyo, tuvalet, bir ranza, bir masa, iki sandalye ve iki de demir dolap var. yani yok yok! Bir tek ayağa kalkıp yürüyebileceğimiz yer yok! Bu koşulların bir adım ötesi yatağa zincirlenmek. Ve hücre kapımız 7/24 üzerimize kilitli! Normalde kaldığımız bu hapishanedeki 4 bin tutsak gibi bizim de koğuş içi hücre kapılarımız 7/24 açık olmalı ve ‘ortak yaşam alanı’ denilen yeri gün boyu; koğuş havalandırmasını ise gün doğumundan gün batımına kadar hep beraber ve serbestçe kullanabilmemiz gerekirdi. Çünkü bu haklar, bu hapishanede ve tüm hapishanelerde herkese tanınan en temel haklar. Ama 4 bin kişiye/tutsağa ‘hak’ olan, bize; 5 kişiye ‘yasak’!

“Bunların hepsi neden geliyor başımıza peki? Çünkü koğuş içerisindeki kameranın bizi dikizlemesini istemiyoruz, kabul etmiyoruz. Aynı kuyu tiplerindeki gibi ‘yatakta yattığınız veya tuvalette olduğunuz zamanlar dışında kalan her an sizi izleyeceğiz’ diyorlar. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bu dayatma meşru da değil, yasal da değil. Anayasa’daki ‘özel hayatın gizliliği’ne de aykırı. Nihayetinde, böylesi küçük bur sorunmuş gibi görünen ama özünde insanlık onuruna aykırı, yasaya aykırı, ahlak anlayışımıza aykırı bu dayatmayı kabul etmediğimiz için çok daha büyük bir saldırıya maruz kaldık; ‘kuyu tipi tecrit’ hücrelerine atıldık.

“İlk değil bu sınama bizim için… 3 Grup Yorum emekçisi; Rezzan, Cemil ve ben bu koşullarda daha önce de kaldık. 2024 yılında. Ama nasıl? Size Buca kuyu tipinden 179 günlük açlığımla çıkışımın özetini yazdım. İşte tam da aynı günlerde Cemil Dumlu kuyu tipinde 203 gün, Rezzan Kırşehir kuyu tipinde 183 gün bu tecrit saldırısına karşı açlık grevi yapmak zorunda kaldı. Üçümüz de zaferle çıktık. Bu nedenle bizi tekrardan kuyu tipi hapishanelere götürmediler ama bugün bulunduğumuz hapishanede ‘sadece bize özel’ kuyu tipi tecrit koşullarını yaratarak bizim nezdimizde kuyu tiplerine karşı direnen, kuyu tiplerini teşhir eden tüm tutsaklara, bu direnişleri sahiplenen aydınlara-sanatçılara, ailelerimize ve halka ‘direnmek çözüm değil’ demek istiyorlar. Diğer yandan da farkındayız ki bizim nezdimizde Grup Yorum’dan da özel bir intikam alınmaya çalışılıyor.

“Her şeye rağmen direniyoruz ve direneceğiz de elbette. Çünkü zulmün ve eziyetin olduğu yerde eğer direniş yoksa, kanıksama ve bununla beraber çürüme ve yozlaşma başlar insanın benliğinde. Tüm değerlerini yitirir insan. Bu, bizim için de arkadaşlarım için de ölümden bile beter bir durum. Bunu göze alamadığımız için, iki yıl önceki savaşın izlerini hala vücudumuzda taşırken aynı savaşa gitmek zorunda kaldık ve tereddütsüz de bu savaşa girdik. Bugün itibarıyla içinde bulunduğumuz tecrit son bulana kadar sonlandırmayı aklımızın ucundan bile geçirmediğimiz, açlık grevi direnişimizin Tacettin Erol Şahin ve ben 148. gününe gelmişken arkadaşlarımız Cemil Kurt ve Emircan Yazı da 73. günündeler.

“Yani özetle mimar ve müzisyen olarak dışarıda işlediğim suçlara, tutsak olarak da işlediğim suçları ekleyerek yaşamaya şimdilik devam ediyorum. Ve yaşamaya devam edebileceksem de eğer, onurumla devam edeceğim. Benim başka yolum yok. Yine de bu direnişi ve sonuçlarını kendim ve arkadaşlarımın yaşamıyla sınırlı tutmadığımı da bilmenizi istiyorum. Çünkü tecrit bir insanlık suçudur. Ve bugün bizim yaşadıklarımızı yarın yaşamama garantisi olan kimse yok. Tüm bu anlattıklarıma samimiyetle ve içtenlikle yaklaşacağınıza inanıyorum. Bu nedenle sizden tecride karşı tüm varlığımızı ortaya koyarak verdiğimiz bu mücadelede tüm arkadaşlarım adına, yanımızda olmanızı istiyoruz. Elinizden geleni yapacağınıza ve sesimiz çoğaltacağınızdan şüphemiz yok. Özgür günlerde görüşmek dileğiyle, selamlarımızı gönderiyorum. Umut ve dirençle.”

Kaynak: Etha

Paylaşın