”Sosyalist hareketin birliğinin sağlanması yoğun ve tutarlı ideolojik mücadele ve eleştiri – özeleştiri yönteminin yaygınlaştırılması ile mümkündür…” (Sosyalist Ahlak, Devrimci Tavır ve Eleştiri-Özeleştiri Üzerine Notlar)
Eleştirel boyutuyla devrimci siyaset, birden çok bakışı tek bir açıya yönlendirmeyi amaçlayan devrimi maddenin devrimci öncü katalizörüdür. Bu olgu, başlı başına eleştireldir çünkü her an her seferinde başarıya ulaşması neredeyse mümkün değildir. Çeşitli denemelerin sonucu olumlu veya olumsuz sonuçlanacaktır. Nitekim devrimci siyasetin ”katalizör” oluşu, tam da bu noktaya isabet etmektedir.
Önder yoldaş Ulaş Bayraktaroğlu’nun sözünü ettiği katalizör, ayrıştırıcı özelliği bakımından toplumsal devinimleri devrimci bir odağa kanalize ederek mevcut toplumsal muhalefetten iktidar iddiası yaratandır. İşte devrimci siyaset de çok çeşitli açıdan ele alış biçimlerini birbirinden ayrıştırarak ”daha devrimci” olana ulaşma rehberidir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, siyasetin kendi iç dinamiklerini dizayn ve denetleme mekanizmalarıdır. Bu mekanizmalar kimi zaman hayati virajları alırken kimi zaman katalizörün öncü rolüyle rolantide bir seyri takip eder. Devrimi siyaset, bugün rolantideki seyri ile katalizörün devreye girdiği aşamadadır. Ayrıştırıcı devrimci güç, çeşitli bireysel ve kolektif sapmaların trafik polisi değildir. Fakat yolda karşı karşıya kalınabilecek muhtemel olgulara dair alternatif tali yollar ve keskin dönemeçlere de öncülük eder konumdadır.
İşte bu bireysel ve kolektif unsur ve zeminlerde gerçekleşebilecek olan sapma ve yoldan çıkışlardan biri de ele alacağımız ”kariyerizm” ve ”kolektif bireycilik” anlayışlarıdır. Her iki noktadan ele alınan bu olgu, aslında birbirini doğuran sebep-sonuç ilişkilerinden ileri gelmektedir.
”Parti, insanlar üstü soyut bir yapılanma değildir. Tek tek insanlardan daha farklı ve güçlü, insanlar toplamından da öte bir somut yapılanma olması bu gerçeği değiştirmez. Örgüt, temel olarak insanlardan ve bu insanları birleştiren ideolojik yapılanmadan oluşur.” (Ulaş Bayraktaroğlu, Özgürlük Gücü sf.72)
Önder yoldaşın ele aldığı parti, yazımızda devrimci siyaset figürünü oluşturur. Sözü edilen siyaset, onu oluşturan insanların toplam karakteristik yapılarını yansıtmaktan geri duramaz. Çünkü üretilen politika ve takınılan tavır, beşeri unsurlardır. Yine aynı konuya ilişkin önder yoldaşa başvuruyoruz;
Bir devrimci kadro aşağıdaki maddelere uygun bir karaktere sahip olmalıdır:
• Mütevazı olmalı, kendisinin milyarlarca insandan biri olduğunu bilmeli ve benmerkezci yaklaşımlara düşmemelidir. Sınıflı toplumların benmerkezci insan tipolojisi ile sürekli savaşmalıdır. Halkın önce öğrencisi, sonra öğretmeni olmalıdır.
• Organlı ve kolektif çalışmaya uygun olmalıdır.
• Örgütün denetimine açık olmalı ve örgütü sürekli denetlemelidir. (Ulaş Bayraktaroğlu, Özgürlük Gücü sf.73-74)
Önder yoldaşın kaleminden kesitler sunulan konu, yazımızın temel argümanı ve ideolojik düzlemidir. Bu temelde devrimci yaklaşım, yaşamın merkezine her zaman kolektif üretimi ve mütevazı bir kişilik formunu yerleştirir. Kariyerizm, yukarıda bahsedilen örneklerin tümünün anti tezidir. Kapitalizme içkin şekillenen yaşamlarımızda (yoldaşın belirttiği gibi) sürekli savaşmamız gereken bir karakter biçimidir. Kolektif ilerlemeyi değil, bireysel öncüllüğü arzular. Kapitalizmin insana ilişkin toplumsal politikalarının bir sonucu olarak açığa çıkan kariyerist yaklaşım, devrimci saflarda bozulmaya ve nihayetinde çözülmeye yol açar. Kişinin kendi arzularını yahut belirli bir toplamın taleplerini öne çıkaran bu perspektif, kişinin kendi rızası dışında gelişen ve dış etmenlerin tesiri ile istemli ve/veya istemsiz bir biçimde şekillenir.
Önder yoldaşın işaret ettiği ”organlı ve kolektif” çalışma, tüm bu gelişmenin panzehri olarak devrimci siyasette uzun yılları ve tecrübeleri içerisinde barındıran bir damıtmanın ürünüdür. Sözü edilen organ, örgütün daimi denetim mekanizması ve örgütün de daima denetlediği bir olgudur. Soyut değildir çünkü örgütü yaratan kadrolardan azade değildir. Kolektif üretim, kapitalist kentin inşa ettiği neo liberal bireyi yaşam biçiminin tam karşısında konumlanan devrimci bir üretim modelidir. Bu model, devrimci siyasetin ”devrimci kalabilmek” adına en güçlü silahıdır.
Mütevazı olmanın kendisi, aslında kadronun kendi gerçekliğini kavrama metodudur. Çünkü örgüt bir taneyken kadro binlerce, on binlerce, millyarlarcadır. Burada vurgu, devrimci siyasetin benmerkezci bir yaklaşımla ele alınamayacağına çünkü söz konusu siyasetin ”ben”leri potasında eritme gayesinedir. Sözünü ettiğimiz kolektif üretim, ”sen, ben yok” anlayışını inşa ederek devrimci odağı kitlesel bir noktaya kanalize etme aracıdır. Bunun aksi ne örgütlü bir tutumdur, ne de kadronun kendi geliştirdiği bir tutumdur. Bu olsa olsa kapitalizme içkin bir yaşamın dışa vurumu, onun konforlu benmerkezci anlayışının kadrodaki etkisidir ve hiç de hafife alınamaz.
Benmerkezcilik, devrime dair iktidar perspektifinin yok olduğu, alışılmış bir statüko olan ”solculuğun” bireysel yaşam formuna evrildiği bir sürecin sonucu ve ürünüdür. Burada statüko, kişinin yıllarını alan bir bireysel inşa sürecini ifade eder. Kozasından çıkmamakta ısrar eden kelebeğin akıbeti, koza olarak canlı yaşamdan kopmak ve yaşamda nesneleşmektir. İşte benmerkezci yaklaşım da, kozasından çıkmamakta ısrar eden kelebeğin yaşam formunun bir tezahürüdür. Bu kelebek ne hayata dahil olabilir, ne yirmi dört saatlik dilimde kendi kanatlarını çırpabilir ne de yaşamı (burada yaşam devrimci siyaset olarak algılanmalıdır) var eden renklerden birini teşkil edebilir.
Önder yoldaşın bir başka perspektifi olan ”örgütün denetimine açık olma ve örgütü sürekli denetleme” anlayışını ele alalım. Devrimci siyaset, kadrosuna ancak güven verebilir. Bunun aksi ancak, ya devrimci siyasetin ya da kadronun kendini muhasebeye çekme sebebidir. Kişi, aidiyetini şekillendirdiği siyasete dair güvensizlik hissetmediği sürece denetime sonuna dek açık olmalıdır. Burada tartışma konusu alternatif durumlar değil, mevcut durum olmalıdır. Devrimci metod, alternatif evrenler yaratmak değil somut durumun somut tahlilini gerçekleştirmektir. Somut durumda kadro, güven duygusunun geliştiği devrimci siyasetin denetimine her zaman açık olmalı, çalışmanın seyri tüm komite/organa açık bir biçimde ilerlemelidir. Önder yoldaşın ifade ettiği denetime açık olma ve sürekli denetleme, bu başlıkları içerir.
Kolektif bireycilik ise, tüm bu alt başlıkların toplamında elde edilen bir savunma mekanizması olarak kişide açığa çıkar. Kişilerin bir bütün halinde aldığı bireycilik tutumu, neticede bir tasfiye ya da ”tersine/kendini tasfiye” sürecine evrilir. Kolektif üretimden kopan zümrenin bireysel tavır alış hali süregelen bir metoda dönüştüğünde çalışmaya dair üretim sınırlanır, kısır bir toplamın safra yığınları halinde ürettiği bir yumağa dönüşür. Buna karşın devrimci siyaset, kendi iç mekanizmalarını devreye sokarak kolektif bireyciliğe devrimci bir üretim tarzı olan kolektif modeli güçlendirir. Kolektif model, kişilerin fiziken ya da ideolojik bir toplamından ibaret değildir. Kolektivizm, bireylerin aynı ihtiyaçtan doğan istemlere aynı çözüm arayışı ile mukavemet göstermesidir de aynı zamanda. Taleplerin ve bu talepleri karşılayacak girişimlerin ortak akla dayanması hali, kolektif bir üretimi teşkil eder. Bu nedenle yalnız fiziksel ya da yalnız ideolojik bir aynılaşma, kolektif bir toplama isabet etmez. Kolektif birlikte olmak değil, bir olmaktır.
Önder yoldaşın bu ve buna ilişkin başlıklara dair perspektiflerini sonraki yazılarımızda ele alacağız…
