Gazetelerden okuyor, TV programlarında izliyoruz. Liberaller Trump’a çok kızıyor. Onun canliliği, kısıtlamaları, kendini beğenmişliği, ırkçılığı, haydutluğu, iktidar hırsı dillerinden düşmüyor. Bir de Trump’ın bu özelliklerinin siyasal alandaki karşılığı var: “Uluslararası hukuku, demokratik normları” umursamayan, yerle bir eden hoyratlığı…
Liberallerin Trump’a yönelik kızgınlığının nedeni esasında budur. “Hukukun üstünlüğü, demokratik değerler, medeniyet, uygarlık” diye liberallerin herkese referans gösterdiği anlatının bir makyajdan, burjuvazinin sahtekarlığını örten bir maskeden ibaret olduğunu gizleyemediği için Trump’a kızgınlar!
Liberal anlatı “pozitif hukuk”u ve el üstünde tutar; elbette lafta… Nedir “pozitif hukuk”? “Anayasalar, kanunlar, uluslararası hukuk vb.” resmi anlaşmalardır. Liberallere göre kapitalist çağda, yerleşik düzenin istikrarı, geleceği, halkın refahı pozitif hukuk sayesinde hayat bulabilir. Bunun devre dışı bırakılması, sistemi kırılgan hale getirir ve bozar…
Onlar toplumsal ilişkilerin hukuk eliyle düzenlendiğini ve korunabileceğini savunurlar. Oysa toplumsal ilişkileri düzenleyen şey, sınıfların ve toplumsal grupların “güç mücadeleleri”dir. “Anayasalar, kanunlar, uluslararası hukuk” diye liberallerin “temel” kabul ettiği şeyleri güç mücadeleleri belirler. Bunu Lenin’den ilhamla söyleyecek olursak: İnsanların yazdığı kanunlar, yasalar vs. toplumu düzenlemez. Tarif ederler sadece; egemen sınıfın ve kesimlerin kitlelere dayattığı, fakat kendisini hiç de buna uymak zorunda hissetmediği sınırları işaret ederler.
Tarih boyunca böyle olmuştur. Toplumda egemen olan sınıf veya klik hangisi ise onun kuralları dayatması sonucunda, gücü el verdiği kadarıyla anayasalar, kanunlar yapılır. Yani demokrasiyi, insan haklarını, toplumun iyiliğini, hukukun üstünlüğünü önemseyen birilerinin “haydi bakalım en şahane anayasayı-kanunları yazıp hayata geçirelim” demeleriyle kurulmaz düzen.
Liberallerin Trump’a kızması bundan dolayıdır; burjuvazinin pozitif hukukun üstünlüğü masalını çöpe atmasından. Her türlü çatışmanın sonucunu, rekabetin gidişatını gücün belirlediği gerçeğine göre hareket etti ve bunu çekincesizce dillendirdi Trump. “Yapıyorum; çünkü yapabilirim” kibri ve hoyratlığını gizlemeye tenezzül etmeden burjuvazinin özündeki temel gerçeği açığa vurdu, liberal maskeyi indirdi. Çıplak olan kral, “biz çıplağız” diye bağırdı…
Trump elbette ki temel gerçeği açığa çıkarmayı amaçlamadı özel olarak. Bu, dönemin siyasetinin Trump gibi patlatsız, dizginsiz bir figürü sahneye çağırmasının sonucudur. Aynı neden, diğer bütün çapsız, düzeysiz, omurgasız figürlerin sahneye doluşmalarını da açıklıyor; muktedir dahil, devir (şimdilik) onların devridir; kapitalist-emperyalist güçlerin en çok onlara ihtiyaçları vardır.
ABD’nin halklara acı çektirmesi, Trump’ın uçlarda gezinen düşkün nitelikleri aslında meselenin ikincil boyutudur liberaller açısından. Yoksa, tarihinde ilk defa büyük suçlara imza atmıyor, ilk defa uluslararası hukuki yok saymıyor ABD. Kızıldereliler’e ve yönelik soykırımla kurumsallığını mayalayan; egemenliğini işçi düşmanlığı ve ırkçılık ile pekiştiren, emperyalizme zirveye taşıyan saldırganlığın kabarık sicilini herkes biliyor. Bu kanlı tarihte Trump’ın yarattığı fark, pozitif hukukun sınırlarını önceki başkanlardan daha hoyrat şekilde çiğnemesinden ibarettir.
Sınıf liberaller dünya haklarının Trump’a yönelik öfkesinin suistimaline girişmiş; buraya yaslanıyor ve emperyalizmin bütün günahları Trump’a ihale ediliyor. Sorsak, onlar da “evet, tek suçlu Trump değil; sistemin de şöyle-böyle sorunları var” diye manevra yapmaya çalışırlar. Fakat meselenin kapitalist-emperyalist düzen ile ilişkisini, bağını göstermemek için de yırtınıp dururlar. Trump’ın irite edici kişisel niteliklerine bu denli vurgu yapmaları, meselenin bu temel yanını gizlemeye hizmet ediyor sadece. “Bu adam deli, çılgın, kafayı sıyırmış vs.” diyor ve Trump’tan bir anomaliymiş, tarihin nahoş bir şakasıymış gibi bahsediyorlar (eh, Trump da buna az malzeme sunmuyor); o çok beğendikleri burjuva kültürüne, Batı uygarlığına, modern çağa, demokrasiye yakıştıramıyorlar.
Sahtekarlıktır bu! Dolayısıyla haykırmak lazım: Trump, tam da el üstünde tuttuğunuz ve alternatifsiz olduğunu iddia ettiğiniz kapitalizmin, burjuva kültürünüzün, uygarlığınızın, modern çağın haz ürünüdür! Hitler, Mussolini, Pinochet gibi… Bunların güncel versiyon ları olan Netanyahu, Modi, Bolsonaro, Milei, Orban ve gibi…
Kusursuz Trump’ın kendine münhasır yanları vardır (kimin yok ki!). Ancak bu onu ABD’nin eski başkanlarından kategorik olarak ayırmıyor; farkları nitel değil, niceldir. Belki bu bağlamda şu söylenebilir: Trump, o eski başkanların gizlenememiş olumsuzluklarının sentezidir sadece; aynı rengin koyu bir tonu…
Liberal söylemin tipik özelliğidir bu. Halklar nezdinde tepkiyle karşılanan ne varsa, ülke liderlerinin kişilik özellikleriyle temellendirerek açıklamayı tercih ederler. Böylece kökendeki asıl neden, yani kapitalist sistemin yapısal günahları gizlemeye çalışılır.
Yok öyle yağma!.. Meydana getirip hakların başına bela ettiğiniz ucubelerinizi cami avlusuna bırakıp kaçamazsınız? Has evlatlarınızın işlediği suçlar sizindir aynı zamanda; ceremesini de birlikte çekeceksiniz.
