Gündem

Karayılan: Şehitlerin izinde özgürlük ve demokrasi yürüyüşü mutlaka başarıya ulaşacak

Mayıs ayı Şehitleri için ANF’ye konuşan HSM Komutanlık Üyesi Murat Karayılan, Mayıs ayının mücadele tarihindeki yerine dikkat çekerek, bu ayda şehadete ulaşan çok sayıda yoldaşlarının bulunduğunu belirtti. Tüm Mayıs Ayı Şehitlerini bir kez daha saygı ve minnetle andıklarını ifade eden Karayılan, şehitlere verilen sözün mücadelenin temel dayanağı olduğunu vurguladı.

Şehitlerin yarattığı değerlerin davayı bugünlere taşıdığını kaydeden Karayılan, bu mirasın bundan sonra da özgürlük mücadelesine güç vereceğini söyledi. Karayılan, kahraman şehitlerin her zaman ölümsüz öncüler olarak anılacağını belirterek, “Şehîd Namirin” sözleriyle anmasını yineledi.

Mayıs ayı şehitler ayı olarak, 18 Mayıs ise şehitler günü olarak karşılanmaktadır. Bunun sebebi nedir? Bununla bağlantılı olarak, mücadelenizde bu karar ne zaman alındı ve bu gün nasıl karşılanmalıdır?

Öncelikle büyük şehit Haki Karer şahsında Mayıs Ayı Şehitlerini ve tüm devrim şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum, anıları önünde saygıyla eğiliyorum. Onlara verdiğimiz sözü bu kutsal gün vesilesiyle bir kez daha tekrarlıyorum. Yoldaşlarımıza verdiğimiz söze sonuna kadar bağlı kalacağız, hayallerini hakikate dönüştürerek onları ölümsüz kılacağız. Her zaman bu sözümüze bağlı kalacağız.

1981 yılında PKK’nin birinci konferansı gerçekti ve o konferansta Heval Haki Karer’in şehadet gününün Kürdistan şehitleri günü olması kararlaştırıldı, aynı zamanda Mayıs ayının da “şehitler ayı” olması kararına varıldı. Karar bu şekilde ilan edildi. O zamandan bu yana hem 18 Mayıs hem Mayıs ayının tamamı şehitler günü olarak karşılanıyor.

Şehitler bizim için çok önemli. Şüphesiz her hareketin şehitleri önemlidir ama Apocu hareket için şehitlerin anlamı çok daha derin. İnanç, güven ve yoldaşlık temelinde ele alındığı için şehitlerin anlamı da bizim için çok derindir. Her yıl şehitler günü, şehitler ayını şehitlerle yüz yüze geliyormuşuz gibi karşılamalıyız. Yani şehitlere karşı görevlerimizi ne kadar yerine getirdik, onlara verdiğimiz söze ne kadar bağlı kaldık, mücadelede, yaşamda şehitlere ne kadar layık oluyoruz, şehitler bizim kahramanlarımız, bizler yoldaşlık sözümüze ne kadar bağlıyız; bunun muhasebesini yapmalıyız.

Şehitler ayında ve şehitler gününde her yoldaşımız, her yurtseverimiz, tüm şehit ailelerimiz böyle ele almalı. Böyle günlerde kendimizi sorgulamalıyız: Şehitler hakikati karşısında biz nasıl hareket ediyoruz? Şehitlere ne kadar layık olduk? Eksiklerimiz nelerdir? Kahraman şehitlerimizin izinde, Rêber Apo çizgisinde ne kadar hareket ediyoruz? Dönemin görevlerini ne kadar yerine getiriyoruz, ne kadar cevap olabiliyoruz? Eksiklik ne, nerede? Bu eksiklikleri nasıl kapatacağız?

Şehitler hakikatini bir an önce sade, dürüst bir şekilde temsil etmeliyiz, sözümüze bağlı olmalıyız. Söz onurdur, onur ayaklar altına alınmamalıdır. Bu yüzden onurumuza, sözümüze nasıl bağlı kalacağız, nasıl bir mücadele yürüteceğiz? Bu önemli günlerde bunları muhasebe etmeliyiz. Yurtsever, çalışan, kadro herkes şehitler gününü ve şehitler ayını böyle karşılamalıdır, muhasebesini yapmalı, eksikliklerini görmeli ve bu şekilde şehitlerin izinden gitmelidir.

Dediğim gibi Hareketimizde şehitlerin rolü çok fazla. İnsanlık tarihine baktığımızda, kahraman yaratamayan toplumlar ya da kahramanlarına sahip çıkamayan toplumlar hiçbir zaman özgürleşemez, köle olarak kalırlar. Ardından ise yok oluyorlar. Bir toplum varlığını sürdürmek için kendisini savunmak zorundadır. Her anlamda savunmalı, sadece askeri olarak değil. Şüphesiz askeri olarak, kültürel ve dil olarak bu toplumların savunulması lazım. Kahramanlarını yaratarak kendini savunabilir ve varlığını koruyabilir. Kahramanlarını yaratmayan toplumlar yok olur, köle gibi olurlar. Şüphesiz kahramanlar belli dönemlerde tarih sahnesine çıkıyorlar. Yani öyle her dönem canı isteyen kahraman olmuyor. Dönemin koşulları da tarihi kahramanlar yaratmaya uygun olmalı.

Kahramanlar muhakkak bir inanç, güven ve kararlılık temelinde hareket etmelidir. Yani toplumu savunmak için, toplumu düze çıkarmak için kararlı bir şekilde fedakarlık yapması gerekir. Bilinçli hareket edilmediği sürece şüphesiz bu kahramanlar olmaz. Kahramanların ortaya çıkması için bilinç, anlayış, inanç ve kararlılık olması gerekir. Bunlar olduğu zaman toplumda öncülük rolü oynayabilirler. Kahramanlar yaşam tarzlarıyla, mücadele tarzlarıyla toplumlarda heyecan yaratırlar, toplumları ayağa kaldırırlar. Bu şekilde toplumun çıkarlarını temsil ederler. Kendi anlayışını ve toplum anlayışını birleştirir. Bu şekilde toplumda rol oynarlar.

Şüphesiz dönemi doğru okuyanlar başarılı olabilirler. Tarihin her döneminde kahramanlar ortaya çıkmıştır; fakat süreci doğru okuyanlar ve sürece göre doğru hareket edenler genelde sonuç almıştır.

Tarihte kahramanların rol ve misyonlarına baktığımızda Kürdistan’da halkımız onları Egîd (yiğit) olarak adlandırıyor, yani Kürtlerin yiğitleri var. Kahraman da diyebiliriz, yiğit de. Yiğitler kendileri için değil toplumu için savaşıyor, fedakarlık yapıyor. Böylelerine Kürdistan’da Egîd derler. Bu Egîdlerin sonuç alması için de süreci doğru okumaları gerekir.

Kürdistan’da bilindiği gibi soykırım siyaseti yürütüldü, önce fiziki soykırım siyaseti daha sonra asimilasyon siyaseti geliştirildi. Özellikle de Bakurê Kürdistan’da 1970’li yıllarda Kürtlerin varlığı-yokluğu artık tartışması konusu olmuştu. Çünkü soykırım siyaseti Bakurê Kürdistan’da çok fazla geliştirildi. Katliamlar yaptılar, daha sonra çok büyük bir asimilasyon politikası yürüttüler. Aynı yıllarda Başûrê Kürdistan’da var olan hareketler de yenilgiye uğramıştı. Bu Kürt toplumunda çok büyük bir kırılma yarattı.

İnancın çok zayıfladığı, toplumun umudunun kalmadığı öylesi kritik bir dönemde Rêber Apo, tarihi bir çıkış gerçekleştirdi. Rêber Apo, o sürece kadar yaşan tecrübelerden ders aldı. Kürt halkının, Mezopotamya’nın kültürel derinliğini, dönemin bilimiyle birleştirdi. Bu temelde bir ideoloji yarattı. İdeolojinin yaratılması aşamasında yerinde tespitler yapıldı. Ülke yok olmak üzereydi. Kimse adını dahi söyleyemiyordu. Adını söylemek bile cesaret istiyordu. Böyle bir ülkede devrimcilik yapabilmen için büyük bir fedakarlık yapman gerekiyor. Sadece okulu, evini, işini bırakmak değil, her şeyden vazgeçmek gerekir. Canını bile vermelisin. Başka şekilde olmazdı. Neden? Çünkü Kürdistan’da Kürt toplumu bıçak sırtındaydı, yok olmak üzereydi. Yok olmanın önüne geçmek için de tüm zorluklara karşı göğsünü siper etmek gerekiyordu. Ancak bu şekilde mücadele edilebilirdi. Zaten bu temelde ideoloji inşa edildi, bu temelde kadrolar oluşturuldu.

Bu durum da Kürdistan’da kahramanlık temelini inşa etti. Uçurumun kenarında olan Kürt toplumunun öncülere, kahramanlara, yiğitlere ihtiyacı vardı. Ancak onlar bu mücadeleyi yürütebilirdi, rol oynayabilirdi. Mücadele bu şekilde başladı. Öncesinde de şehit düşen arkadaşlar oldu ama en büyük şehidimiz heval Haki Karer, 18 Mayıs günü şehadete ulaştı. Heval Haki’nin şehadetinden 1 yıl sonra heval Halil Çavgun’un şehit düşmesi, böyle bir süreci geliştirdi. Zaten bu süreç partileşmeyi de gündeme getirdi. Partinin kurulması da bu temelde oldu. Daha sonra zindan direnişinde birçok kahraman çıktı, Mazlum Doğan, Ferhat Kurtay ile yoldaşları, 14 Temmuz direnişçileri… Dağlarda çok büyük direnişler başladı, Egîd, Erdal, Bedranlar öncülüğünde mücadele büyüdü. Yine sokaklarda Bêrîvanlar öncülüğünde serhildanlar oldu. Kürdistan’da kahramanlar, yiğitler böyle ortaya çıktı. Bu da davayı her geçen gün daha da büyüttü.

Şüphesiz büyük davaların, amaçları da büyük olur. Kürdistan devrimcilerinin amacı, Kürdistan’ı yok olmaktan kurtarmak, özgürleştirmek ve Ortadoğu’da demokratik konfederalizm yaratmaktır. Kürt halkı sadece kendisini değil kendisiyle birlikte bölge halkını da yok olmaktan kurtarmak istiyor. Böyle büyük bir amacı hedefledi. Hakikat budur. Hakikat yok olmak üzere olan Kürdistan’dır. Acının, ölümün, katliamın olduğu bir Kürdistan. Buna karşı sessiz kalmamak gerekir. Kim sessiz kalırsa insanlığından vazgeçmiştir. Ben insanım diyen herkes bu hakikate sahip çıkmalı, bu hakikatin izinden gitmeli ve bu şekilde mücadele etmelidir. Pratikte de ortaya çıktı, böyle hareket eden kahramanlar toplum üzerinde çok büyük bir etki yarattı. O kahramanlar, yaşamlarıyla, mücadeleleriyle, duruşlarıyla büyük bir etki yarattılar. Kendini toplumun talepleri için feda ettiler. Toplum yaşam tarzlarının sade olduğunu, söylem ve pratiklerinin bir olduğunu, mücadele için, özgürlük için, Kürt halkının özgürlüğü için savaştıklarını, insana cesaret verdiklerini gördü. Zaten pratikte bu şehadetler yaşandı.

Toplum tüm bunları görünce ölüm uykusundan uyandı, kendine güveni geldi. İnanç ve güven böyle oluştu. Toplum bu şekilde o kahramanlarla birlikte yürümeye başladı. Baktı ki davaları birdir, o uğurda fedakarlık yapıyorlar, canlarını veriyorlar. Toplum bunları gördükçe ayaklandı, fedakarlık yaptı. Toplum bu şekilde kahramanlarının izinden gitti. Cesaretli, örnek kahramanlar toplumda heyecan yarattı; toplum da umutlandı ve ayağa kalktı. Yani toplumu ayağa kaldıran bu şehitler, bu kahramanlar oldu.

Mesela ilk kitlesel serhildanlar, o kahramanların cenazesine sahip çıkmak için yaşandı. Diğer ülkelerde toplumlar ekonomik, siyasi bazı nedenlerden dolayı ayaklanıyor ama Kürdistan’a bakın; toplumun ayaklanmaları kahramanlarına layık olmak, cenazelerine sahip çıkmak, törenle defnetmek içindir. Kürdistan toplumu, 1989-1990 yıllarında Nisêbîn’de (Nusaybin), Cizîra Botan’da (Cizre) bu şekilde serhildanlar yaşandı. Neden? Çünkü şehit düşen o kahramanlar toplumda umut yarattılar, toplumu etkilediler.

Toplum, yeni doğan çocuklarına onların adlarını koymaya başladı. Artık o kahramanların yarattığı umutla geleceğini inşa ediyordu. Bu da bir devrim yarattı, toplumsal devrimi, kadın devrimi yarattı. Kürdistan’da artık sadece erkek kahramanlar değil kadın kahramanlar da çıktı. Artık kadınlar ve erkekler birlikte kahramanlık sürecine girdiler. Kürdistan özgürlük mücadelesi Kürt kadınlarında, Kürt gençlerinde böyle bir ruh yarattı ve bu temelde kahramanların izinden gidildi. Bu temelde mücadele gün geçtikçe büyüdü ve kitleselleşti.

Bazı kesimler PKK’nin kitleselleşmesi üzerine yanlış yorumlarda bulunuyorlar. Halbuki PKK kahramanlar sayesinde kitleselleşti. Toplum o kahramanlara inandı, onlara yüzde yüz güvendi. O kahramanların dava için, Kürdistan için her şeylerini feda ettiklerini gördüler ve demek ki “doğru yol budur” diyerek kahramanların izinden gittiler.

Kürdistan Özgürlük Hareketi olan PKK, bu şekilde kartopu gibi büyüdü ve 1990’lı yıllarda kitleselleşti. Hem zindan, hem dağ direnişleri büyük bir irade yarattı Kürdistan’da. Mesela Amed zindanında heval Ferhat Kurtay, Mahmut Zengin, Eşrek Anyık ve Necmi Öner, gizli bir şekilde hazırlık yapıp gece bedenlerini ateşe veriyorlar. Diğer arkadaşlar uyanıp ateşi söndürmek istiyorlar ama Dörtler, “söndürmeyin, ihanet etmeyin, ateşi daha da gürleştirin” diyorlar. Bu şekilde şehadete ulaşarak kendilerini feda ediyorlar. Yine Kürt kızları… Amed’de Tıp Fakültesi’nde okuyan Zekiye Alkan, “Newroz bu şekilde kutlanır” diyerek Amed surlarında bedenini ateşe veriyor. Bu, kendini feda etmektir. Bu çok büyük bir fedakarlıktır, çok büyük bir inançtır, çok büyük bir heyecandır. Bütün bunlar kitleselleşmeyi yarattı, bu şekilde Kürdistan özgürlük yürüyüşü büyüdü. Yani şehitler tarihimizde bu anlama geliyor.

Hareketiniz tarafından her zaman ‘şehitlerimiz güç kaynağımızdır’ deniliyor. Bu sözü biraz açabilir misiniz?

Rêber Apo, şehitleri hiçbir zaman kayıp olarak yorumlamamıştır. Yani şehadeti kayıp olarak yorumlamamıştır. Tam tersi şehadeti bir kazanç olarak yorumlamış ve geliştirmiştir. Yani her şehidin anısını mücadeleyi büyütme yöntemi olarak gündemine almıştır. Bu yüzden de nerede, hangi bölgede bir şehidimiz olduysa orada büyüme yaşanmıştır, çıkışlar olmuştur. Mesela bazı bölgelere yeni giriyorduk, şehitler oluyordu; o bölgelerde büyük çıkışlar yaşanıyordu.

Şehitlerin izinden gitmek, anılarını yaşatmak mücadeleyi büyütmenin temeli oluyor. Tarihimizde hep böyle olmuştur. Yani şehitler böyle bir rol oynamıştır. Örneğin; heval Haki Karer’in şehadeti partileşmenin temelini oluşturmuştur. Heval Halil Çavgun’un şehadeti, Hilvan direnişinin temelini oluşturmuştur. Amed zindanındaki şehadetler 15 Ağustos Atılımı’nın temeli olmuştur. Heval Egîd’in şehadeti, gerilla savaşını büyütmenin ve ARGK’yi kurmanın temeli olmuştur. Bu yüzden şehit, zayıflamayı değil güçlenmeyi yaratmıştır. Böyle bir sinerji oldu. Rêber Apo’nun geliştirdiği bilinç oluşturdu. Her şehidin ardından, her yoldaşta büyük bir öfke oluşur, bir ruh yaratılır, intikam alma bilinci yaratılır. Yeni bir atılımın temeli olur.

Şüphesiz düşman bize her darbe vurmak istediğinde, yoldaşlarımızı şehit ederek bizi zayıflatmayı hedefliyor. Ama Hareketimizde kullanılan diyalektik, zayıflığı değil güçlenmeyi yarattı. Bu yüzden şehitlerimiz güç kaynağımızdır sözü büyük bir hakikattir. Bu Hareket, şehitlerin gücü üzerinden büyümüştür, gelişmiştir. Yine şehitlerin gücüyle partileşmiştir, büyümüş, kitleselleşmiş, sonuç almıştır. Bundan dolayı “şehitler güç kaynağımızdır” söylemi yerindedir. “PKK şehitler partisidir” sözü de böyle bir diyalektikten geliyor. Bu parti şehitlerle yaratılmıştır ve şehitlerle büyümüştür. Gerçekten parti şehitler partisidir. Yani Hareketimiz, şehitler hareketidir. Şehitler bu anlamda ölümsüzdür, öncüdür. Bu yüzden Rêber Apo, “büyük amaçlar uğruna şehit düşmek ölüm değil, her zaman yaşamaktır” demiştir. Şehitlerimiz mücadelemizde böyle bir rol oynamıştır.

Bugün Hareket olarak neyimiz varsa tamamen şehitlerin sayesindedir. Şehitlerimizin emekleriyle bu değerler yaratıldı. Eğer şu an imkanlar varsa, maddiyat varsa, siyaset ve mücadele zemini varsa, tüm bunlar kahramanlarımızın kanlarıyla yaratılmıştır. Öncülerimiz kahramanlarımızdır, yiğitlerimizdir. Onlar davayı bugünlere kadar getirdiler. Şüphesiz Rêber Apo çizgisinde, Rêber Apo’nun felsefesiyle o fedai ruh yaratıldı. Bu da Kürt gençlerinde ölümsüz bir ruh yarattı. Kendisini dava için çok net bir şekilde feda edebilir. Böyle bir cesaret, irade yaratıldı. Bugün burada sizinle konuşuyorsak, o kahramanlar sayesindedir. Bizler onların sayesinde yaşıyoruz, onlara borçluyuz. Bu yüzden onların izinden gitmeli, davalarını temsil etmeliyiz. Bu herkes için geçerlidir. Rêber Apo çizgisinde, şehitlerin izinde giderek doğru yoldaşları olmalıyız, onlara layık olmalıyız.

Bazı açıklamalarınızda var ve sizden de birçok kez duyduk ki tünel savaşı döneminde saflarınızda fedai ruh çok daha fazla gelişmiştir. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Aslında 2015 yılından 2025 yılına kadar yürütülen 10 yıllık savaş, fedai bir ruhla yürütüldü. Yani sadece tünel savaşlarında Bakurê Kürdistan’ın tüm eyaletlerindeki savaş, fedai bir ruhla yürütüldü. Heval Azad Sîser, Berçem Cîlo, Delal Amed, Egîd Civyan, Leyla Amed, Atakan Mahir, Çiçek Botan, Yılmaz Dersim, Şehmuz Milazgir, Berwar Dersim, Herekol Gever gibi binlerce arkadaş ve komutan fedaice savaştı. Mesela; Çetin Sêwêreg, Dersim komutanıydı, Egîd Civyan düşmana saldırarak şehadete ulaştı. Yani bu son 10 yılda fedai bir ruhla çetin bir savaş yürütüldü. Fakat dediğiniz gibi tünel savaşlarında bu ruh daha da büyüdü. Hareketin merkezine yönelik saldırılar, o zamana kadar yürütülen savaş, bir ruh yarattı. Yani Apocu fedai ruh daha da büyüdü.

Bu dönem heval Sara, heval Rûken, heval Rojhat, heval Erdal, heval Asya ve heval Rojger herkesin gözü önünde fedai eylem yaptı. Fakat tünellerde hemen hemen tüm arkadaşlar fedaice savaştı ve böyle onlarca fedai eylem var. Mesela talimat gitmiştir; “şu kişi tünelden çıksın gelsin” diye. Gelmemek için ayağına kurşun sıkmıştır!. Gelmek istemiyor, orada savaşmak istiyor. Mesela Metîna’daki Girê Zendura’ya talimat gitmiştir “orayı bırakın” diye, oradaki yaralı yoldaşını terk etmemek için çıkmama kararı aldılar. Heval Hêjar öncülüğünde bu kararı aldılar. Yine Metîna’da “tünel bırakılsın” kararı alındı, Komutanlık bir hafta onları ikna etmek için yapıyla konuştu. Mesela Azê arkadaşın pratiği… Tek başına bir ay düşmanla savaşıyor.

Böyle kadın-erkek yiğitler, tünel savaşında çok fazlaydı. Heval Bager Gever’in, heval Asmîn’in duruşu, yaptıkları fedai eylemler… Bu eylemleri dört arkadaşla birlikte yapıyor. Girê Şehîd Berxwedan ve Girê Bextiyar’da dört kişi birlikte fedaice eylem yaptı. Böyle fedai bir ruh ve sonsuz bir ısrarla tünel savaşları gelişti. Bunun en başlıca sebebi, Rêber Apo’ya yönelik tecrit ve Rêber Apo’nun direnişidir. Yine Hareketin merkezine yönelik saldırılardır.

Bu dönem gelişen şeyler nedir? Birincisi Apocu ruh, ikincisi savaş uzmanlığı. Bu iki şey Türk devletini Zap’ta tıkadı, yordu. Hatta bu direniş, bugünkü mevcut süreci yarattı. Bütün bunlar, tünel savaşlarındaki kahramanlar sayesinde oldu. Cumali, Serhat, Botan, Çavrê, Azê, Mordem, Nalîn, Delîl, Yekta, Güven, Sarya, Asmîn, Doğan gibi öncüler sayesinde oldu. O kahramanlar, direnişi büyütüp Türk ordusu karşısında bir duvar gibi durdular.

Mayıs ayını şehitler ayı yapan şehitleri, bizim için biraz anlatabilir misiniz?

Mayıs ayında şehitlerimiz fazladır. Doğrudur, baharın gelişi Mart, Nisan olarak bilinir ama Kürdistan’da baharda hareket etme imkanı ancak Mayıs ayında oluyor. O yüzden de Mayıs ayında çok çatışma yaşanıyor. Bundan dolayı da Mayıs ayında yaşanan şehadetler fazladır. Bazı komutanların, öncülerin adını dile getiriyoruz ama Mayıs ayında şehitlerimiz fazladır.

Mayıs ayı Türkiye devriminde de çok büyük şehadetlerin yaşandığı bir aydır. Başlangıçta 1 Mayıs 1977 yılında Taksim şehadetleri var, 6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilmeleri var, 17 Mayıs 2017 yılında Ulaş Bayraktaroğlu’nun şehadeti var, 18 Mayıs’ta İbrahim Kaypakkaya’nın şehadeti var, 31 Mayıs’ta Sinan Cemgil ve yoldaşlarının şehadeti var.Yani Mayıs ayında Türkiye devrim hareketlerinin birçok öncüsü de şehit düşmüştür.

Bizim de aynı şekilde birçok yoldaşımız şehit düştü. Bilindiği gibi 18 Mayıs’ta heval Haki Karer’in şehadeti, 2 Mayıs’ta Mehmet Karasungur, İbrahim Bilgin’in şehadeti var, 2 Mayıs’ta yine Cûdî komutanı Hamza, heval Azad Sîser, Çekdar Amed’in şehadeti var. 18 Mayıs’ta da birçok komutan arkadaşımızın şehadeti var: Heval Sabri Tendurek, heval Rêzan Amed… 3 Mayıs’ta değerli devrimci Sırrı Süreyya Önder yoldaş şehadete ulaştı. Çok değerli bir devrimciydi. Çözüm için canı gönülden bir mücadele yürüttü. O dönemde 3 Mayıs 2025 yılında şehadete ulaştı.

19 Mayıs’ta heval Halil Çavgun, Müslüm Baran şehadete ulaştı. Yine 2010 yılında Rojhilat’ta değerli devrimciler Şîrîn Elemhûlî, Ferzad Kemanger, Ferhad Wekîlî ve Elî Heyderyan, 9 Mayıs’ta idam edilerek şehadete ulaştılar. Heval Kasım Engin, heval Masiro Xabûr, heval Bawer Patnos, 27 Mayıs’ta şehit düştü. Salih (Hasan Ağaç), Hêlîn Serhat, heval Hozan, 16 Mayıs 1997 yılında Hewlêr’de şehit düştüler. Bêzar Dağı katliamında yaşanan şehadetler var; 28 Kürt genci katılım sağlamak için yola çıktı ve düşman tarafından takip edilerek şehadete ulaştılar. Heval Cemşîd, heval Sultan Yavuz Şemzînan’da 1988 yılında, yanlış hatırlamıyorsam 15 Mayıs günü şehadete ulaştı. Kısacası Mayıs ayında birçok yoldaşımız, öncümüz şehadete ulaşmıştır.

Şehitler ayı bizim için bu şekilde çok büyük anlam kazandı. Dediğim gibi adını söylemediğim birçok arkadaş da bu ayda şehadete ulaştı. Bir kez daha tüm Mayıs Ayı Şehitlerini saygı ve minnetle anıyorum, onlara verdiğimiz sözü yineliyoruz.

Davamız şehitlerimizin davasıdır. Şehitlerimiz davayı bugünlere kadar getirmiştir; bundan sonra da onların yarattığı güçle bu dava başarıya ulaşacaktır. Apocu fedai ruhla, kahraman şehitlerin izinde, Rêber Apo’nun yolunda özgürlük ve demokrasi yürüyüşü mutlaka başarıya ulaşacaktır. Bu kahramanlarımız, şehitlerimiz her zaman ölümsüz öncülerimiz olacaktır. Bundan dolayı bir kez daha “şehîd namirin, şehîd namirin” diyoruz.

Kaynak: ANF

Paylaşın