En Çok Okunanlar, Umut Keçer, Umut Yazıları

CHP’de kayyum dönemi – Umut Keçer

Türkiye siyaseti açısından önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönem içerisindeyiz. Bazen anlık olarak yapılan değerlendirmeler kısa bir süre sonra yaşanan yeni gelişmelerle boşa düşüyor ya da eski önemini yitiriyor.

Ancak CHP içerisinde yaşanan gelişmeler oldukça ibret verici bir mecrada ilerliyor. Öncelikle Kemal Kılıçdaroğlu’nun kaybettiği başkanlık seçimini, sarayın desteğiyle mutlak butlan kararıyla geri alması, CHP’yi büyük bir krizin içerisine sürükledi.

AKP-MHP iktidarı belediyelere ve şirketlere kayyum atarken şimdi de CHP’ye kayyum atamış bulunmaktadır. Bu gelişme, burjuva siyaseti açısından da büyük bir krizi ifade etmektedir. CHP’de uygulanan ayak oyunlarıyla beraber Türkiye’de legal alanda siyaset yapan hiçbir parti artık iktidarın  kayyum tehdidini hesaplamadan hareket edemez.

Yasama, yargı ve yürütme devletin bütün kurumları, faşist iktidarın devamı için tam bir uyumla çalışmaktadır. AKP-MHP iktidarının geleceğini tehdit eden İmamoğlu-Özel ekibi yönetimindeki CHP bizzat faşist iktidarın kurumları tarafından Kılıçdaroğlu ekibine devredilerek gelecekte oluşacak bir iktidar değişiminin önü alınmaya çalışılmaktadır.

Bu kirli yöntemlerle AKP-MHP iktidarı ülke siyasetinde bir majesteleri muhalefeti tahakkümü kurmak istemektedir. Ülke siyasetinde bir muhalefet olmalı ama bu muhalefet yine iktidarın kontrolünde bir muhalefet olmalıdır. Bu muhalefet iktidarı tehdit etmemeli hatta kritik yol kavşaklarında iktidara destek vermelidir.

Bugün CHP’de yaşanan senaryo geçmişte bizzat MHP’de yaşandı. Devlet Bahçeli iktidarı kaybetme noktasına gelince bizzat Meral Akşener ekibini yargı eliyle tasfiye etti. Bugünde Kılıçdaroğlu aynı yöntemi izleyecektir. Mutlak Butlan kararının verdiği güçle, eski yönetim yeni yönetimi tasfiye edecektir. Bu anlamıyla CHP’de bir ikili iktidar durumu yaşanmaktadır.

Yaşananlar Burjuva siyasetinin iki yüzlülüğünü ve açmazlarını gözler önüne sermektedir. Erdoğan karşısında birçok çevre tarafından desteklenen Kılıçdaroğlu, bugün Erdoğan’dan aldığı destekle CHP içerisindeki rakiplerini tasfiye etmektedir.

Bu anlamıyla son Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan iktidarının karşısında aday olan Kılıçdaroğlu’nun bu süreçteki oynadığı rolde şaibelidir. Erdoğan her sıkıştığında onun imdadına yetişen bir Kılıçdaroğlu gerçekliği bugün daha net bir şekilde anlaşılmaktadır.

Devrimci siyaset o zaman bütün ısrarlara rağmen direnerek Kılıçdaroğlu’na oy vermemiş ve ona oy verme yönünde oluşan basınca direnmiştir. Tarih bir kez daha devrimci siyasetin bu tutumunu haklı çıkarmıştır. Kılıçdaroğlu bugün düzen siyasetinin içinde beşinci kol faaliyeti yürüten bir aktöre dönüşmüştür.

Elbette yaşananlar düşünüldüğünde bu gelişmeler karşısında devrimci siyaset sessiz kalmamalıdır. AKP-MHP faşizmine karşı güçlü bir anti-faşist cephe ihtiyacı kendisini daha güçlü bir şekilde dayatmaktadır.

Faşizm karşısında demokrasiyi savunan işçi sınıfı hareketi ve müttefiklerinin en geniş cephede anti-faşist bir ittifak kurması tarihsel bir sorumluluk haline gelmiş bulunmaktadır.

Yine düzen siyasetinin içinde bulunduğu kriz devrimci siyasetin kendini örgütleme ve toplumla buluşma olanaklarını daha da artırmaktadır. Geniş halk kitlelerinde düzen siyasetine karşı bir güvensizlik ve öfke birikmektedir. Bu koşullar altında devrimci siyaset, ısrarla işçi sınıfı, emekçiler ve ezilenleri örgütlemek için var gücüyle çalışmalıdır.

Halk kitlelerinde düzen dışı siyasete yönelme eğilimi güçlenmektedir. Mutlak Butlan ve benzeri uygulamalar faşist iktidarın seçimle gitmeyeceğine dönük genel eğilimi güçlendirmektedir. Bu koşullar altında devrimci siyasetin görevi proletaryanın azami ve asgari programı temelinde örgütlenme seferberliği içine girmek olmalıdır.

Azami program devrimci siyasetin kendisini örgütlemesi ve kitleler içerisinde kök salması olmalıdır. Asgari programı ise esasen anti-faşist cephe temelinde demokrasi güçleriyle kurduğu ittifak olacaktır.

Faşist iktidarın saldırıları karşısında bu iki görev bir birini dışlamadan doğru temelde yürütülmelidir. Birinde devrimci siyasetin kendisini örgütlemesi, diğerinde ise ittifaklar politikasıyla daha geniş bir politik cepheyi örgütlemesi esas olmalıdır. Bu iki faaliyet birbirini senkronize bir şekilde destekleyecek faaliyetlerdir. Asla birbirine karşıt olarak düşünülmemeli ve görevleri karıştırılmamalıdır.

Geniş halk kitleleri faşizmin saldırılarından ve baskılarından rahatsızdır. Büyük bir öfke birikmektedir. CHP’nin kapılarını kıran ve polis zoruyla CHP’yi tekrar zaptı rap altına alan zihniyet, esasen Türkiye işçi sınıfı ve ezilenlerinin geniş kesimlerinde büyük bir öfke yaratmıştır.

Emperyalizmin bölgede girdiği yeni yönelim, yaklaşan 3. Dünya savaşı konjenktürü Recep Tayyip Erdoğan iktidarına yeni görevler verecektir. Bu temelde yakın zamanda gerçekleşecek NATO zirvesi bu görevlendirmenin netleşeceği bir toplantı olacaktır.

Tarih ve sınıf mücadelesinin gelişim dinamikleri açısından sadece iklim olarak sıcak olmayan bir yaz yaşayacağız. Bu süreçte sıkı durmalı, devrimcilikte ısrar etmeli, proletaryanın güncel devrimci görevlerini hayata geçirerek geleceğe umutla yürümeliyiz.

Paylaşın