NATO kuruluşundan itibaren Dünya halklarının ve emekçi sınıfların özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesinin karşısında konumlanmış bir örgütlenmedir. Kuzey Atlantik Antlaşma Örgütü(NATO) Soğuk Savaş koşullarında Sovyetler Birliği’nin karşısında karşı devrimci cepheyi korumak için kuruldu. Temel amacı Sovyetler Birliği’nin dünya planında yarattığı sosyalizmin prestijini geriletmekti. Bu anlamıyla dünya planında işçi sınıfı hareketi ve ezilen ulus hareketleri gelişimini engellemeyi kendisine misyon edinmişti.
NATO’nun resmi bilinen ve gayri resmi bilinmeyen bütün faaliyetlerinin ana ekseni bu hedef eksenine oturmuştu. Karşı devrimci niteliği bütün dünya halkları tarafından bilinen bir örgütlenme olarak NATO’nun varlığı her zaman tartışma konusu olmuştur. Özellikle dünyanın birçok yerinde gerçekleşen ABD destekli askeri darbelerin birçoğunda NATO’nun doğrudan dahiliyeti vardır.
Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra varlık amacı ortadan kalkan NATO dağılmak yerine kendisini daha güçlü bir şekilde tahkim ederek genişleme yolunu izledi.
Özellikle Sovyetler Birliği’nin eski müttefiklerini içeren bir genişleme politikası NATO’yu yeni amaç ve hedefler temelinde yeniden yapılandırmıştır. 1990’lı yılların ortasından itibaren NATO’nun Rusya’ya doğru genişlemesi beraberinde bir dizi gerilimi doğurdu. Bu anlamda son olarak gerçekleşen Rusya-Ukrayna çatışması esasen böylesi bir pratiğin sonucudur. NATO adım adım Rusya’yı çevreleme politikasını derinleştirerek esasen savaş durumunu kışkırtmıştır.
Bu anlamda Rusya-Ukrayna çatışmasının esasen ana sebebi NATO’nun yayılmacı ve saldırgan politikalarıdır. Yine bu temelde eski Sovyet ülkelerini içerme stratejisi er yada geç NATO ile Rusya arasında somut bir çatışmaya dönüşecekti. Ukrayna savaşında bu durum pratikleşmiş oldu.
ABD emperyalizmi NATO’yu kurduğu dönemde Batı Emperyalizmini esasen bu örgütlenme üzerinde askeri açısından domine etmekteydi. Ancak bu gün gelinen noktada NATO bu niteliğini kaybetmiş durumdadır. Ukrayna savaşı sonrasında yaşanan gelişmeler NATO’nun varlığını ve hareket gücünü tartışmalı hale getirmiştir.
ABD emperyalizmi özellikle İran ile yaşanan çatışma sürecinde NATO müttefiklerinden beklediği desteği alamamıştır. Bu yönüyle ABD Başkanı Trump NATO’nun varlığını tartışmaya açmıştır. Burada yürütülen tartışma ABD açısından NATO’dan doğru var olan müttefiklik yükümlülüklerini tartışmaya açmıştır. ABD NATO’yu mevcut haliyle devam ettirmek istememektedir.
Bu açıdan Ankara’da gerçekleşecek NATO toplantısı önemli tartışma gündemlerinin netleşeceği bir toplantı olmaya adaydır. ABD emperyalizmi kendi çıkarları temelinde toplantıya yön vermek isteyecektir. Bu yeni planlamada Avrupa Birliği ülkelerinin rolü de tartışma konusu olacaktır. Trump’ın toplantıya katılmadan yaptığı açıklamalarda Avrupa’ya dönük hayal kırıklıklarını ifade ederken aynı zamanda Türkiye’ye dönük övgüleri içermektedir.
Özellikle Recep Tayyip Erdoğan ile olan yakın ilişkilerinden bahseden Trump ona NATO zirvesinde önemli sürprizleri olacağını belirtmiştir. Bu sürprizin kulis bilgisi olarak yeni Türk savaş uçağı Kaan’ın motorunun satışı konusunda Amerika’nın onayının yanı sıra F -35 projesine tekrar dahil olabilme gündemini içermektedir.
Böylesi bir gündem beraberinde ABD’nin vereceği bu müjdeler karşılığında Erdoğan rejiminden neler isteyeceği konusunda merak uyandırmaktadır. ABD emperyalizminin tarihi boyunca hiç bir devletle almadan verme üzerine bir ilişki kurmamıştır. Erdoğan rejimine dönük yapacağı yeni güncellemelerin karşılığı olarak Türkiye devletine ABD’nin yeni planları temelinde yeni görevler verileceği değerlendirmesi belirginlik kazanmaktadır.
Bu görevler Ortadoğu’dan Rusya’ya uzanan bir hatta ABD emperyalizminin çıkarları doğrultusunda hareket etme ve bölgesel anlamıyla çatışma hatlarına dönük ABD çıkarları temelinde inisiyatif sahibi olmayı içermektedir. Bu inisiyatif bir tarafta Rusya-Ukrayna çatışmasında Ukrayna tarafında daha belirgin şekilde görev almayı içermektedir. Diğer tarafta Ortadoğu’da ABD emperyalizminin İran savaşında kaybettiği imajını yeniden düzeltmeyi içermektedir.
Bu anlamıyla Ankara’da gerçekleşecek NATO toplantısından dünya işçi sınıfı ve ezilen hakların geleceği için tehdit oluşturacak kararların alınacağını daha net görmek gerekmektedir. Bu kararlar Türkiye halklarının geleceğini de emperyalist saldırganlık planlarına daha güçlü bir şekilde bağlamayı içermektedir.
Erdoğan bu temelde NATO toplantısında ABD emperyalizmiyle arasında var olan sratejik müttefiklik ilişkisini daha da güçlendirmek istemektedir. Dolaysıyla toplantı öncesinde Ankara başta olmak üzere birçok şehirde devrimci örgütlenmelere dönük gerçekleşen gözaltı ve tutuklama terörünün amacı ABD emperyalizmi ile kurulacak yeni stratejik ilişkiye gölge düşürmemek olacaktır.
Bu tablo içerisinde tarihsel mücadele deneyimlerinden aldığımız büyük güçle NATO zirvesini en güçlü şekilde protesto etmek emperyalistleri ve işbirlikçilerinden hak ettikleri şekilde hesap sormak tarihsel sorumluluğumuzdur.
Devrimci siyaset olarak ve bütün devrimci güçler olarak bu sorumluluğu en güçlü şekilde yerine getirmek hepimizin görevidir.
Şimdiden bu tarihsel görevi yerine getirecek bütün devrimcilere selam olsun.
