En Çok Okunanlar, Umut Keçer, Umut Yazıları

Mekke ittifakı Bağdat’tan döner mi? – Umut Keçer

Geçtiğimiz günlerde Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulan Mekke ittifakı kamuoyuna açıklandı. İttifakın ana fikri üç ülkenin birine dönük yapılacak saldırının hepsine yapılmış kabul edileceğidir.
Bu yönüyle var olan ittifak bölgesel anlamda gerçekleşmesi ön görülen bir çatışmada doğrudan taraf olma beyanını içermektedir. Ancak böylesi bir açıklamanın neden şimdi yapıldığı kurulan ittifakın mantığını ele vermektedir.

İttifak İran karşıtı bir ittifak olarak doğrudan ABD emperyalizminin bilgisi ve desteği ile kurulmuştur. İttifakın kurucusu olan üç ülke de ABD’nin önemli müttefikleri arasındadır. Bu açıdan bakarsak kurulan aslında bir İslam NATO’su olarak değerlendirilebilir.

ABD’nin geçmiş soğuk savaş politikaları böylesi ittifak arayışlarını dıştalamamakta tam tersine böylesi ittifakları teşvik etmekte ve desteklemektedir. Geçmişte kurulan Bağdat Paktı gibi bir organizasyon olan bu anlaşma esasen ABD emperyalizminin çıkarları doğrultusunda Ortadoğu’da pozisyon almayı içermektedir. Burada özellikle bölgesel bir tehdit olarak görülen İran hedef alınmaktadır. Hali hazırda Yemen’de bulunan Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışma düşünüldüğünde Türkiye doğrudan bu sürecin tarafı olacak bir adım atmış olmaktadır.

Türkiye devleti özellikle Ankara’da yapılan NATO zirvesi sonrası kendisine bölgesel anlamda yeni konumlar elde etmeye çalışmaktadır. Özellikle İran’a karşı ABD ve İsrail’in yürüttüğü savaş düşünüldüğünde bölgede İran etkisinin zayıfladığı koşullarda Türkiye pozisyon kazanma arayışı içindedir.

İran’ın Şii politikaları karşısında Türkiye-Suudi-Pakistan ittifakı Sunni bir blok olarak çıkmaktadır. İran’ın zayıflatıldığı koşullarda bölgesel anlamıyla İran vekil güçlerinin boşlattığı alanlara aday bir Türkiye yönetimi böylesi bir ittifakı büyük bir memnunuiyetle kamuoyuna dektare etmektedir.

AKP’nin 25. yıl konuşmasında bizzat Tayyip Erdoğan tarafından dillendirilen tam olarakta bölgesel güç merkezi ve etki alanını genişletme arayışının doğrudan ifadesidir.

Ancak Türkiye devleti bölgesel anlamıyla bir çatışmada yer alma ve bunun yaratacağı imkanlardan yararlanma konusunda ne kadar istekli olursa olsun gelişmeler faşist iktidarın istediği gibi gerçekleşmeye bilir.

İran rejimi ABD ve İsrail’in bütün saldırılarına rağmen bölgesel bir güç merkezi olarak devlet varlığını devam ettirmektedir. Savaş içerisinde büyük kayıplar versede savaşı devam ettirme konusunda ısrar ve kararlılığı ispatlanmış durumdadır. ABD karşısında gösterilen dayanıklılık ve mücadele azmi İran yönetiminin bölgede var olan prestijini daha da artırmıştır.

İran Hürmüz Boğazı’nı kapatarak yaptığı hamleyle dünya ekonomisine dönük büyük bir tehdit yaratmıştır. Küresel petrol ve altın fiyatları büyük bir artış içerisine girerken ABD yönetimi yaşanan ekonomik krizin etkileri karşısında büyük bir sıkıntı içerisine girmiştir. ABD’nin körfezdeki müttefikleri ateşkes ve barış konusunda ABD’ye baskı yapmaya başlamışlardır. Savaştan kaynaklı olarak bölgesel bir krizi dünya piyasalarında yaşanan bir krize dönüşmüş bu durumda ABD hegomanyasına büyük bir zarar vermiştir.
Bu tablo içerisinde AKP iktidarı ise bölgesel anlamda yeni maceralar arayışına girerek emperyalizmin savaş politikalarına dahil olup kazançlar elde etme arayışı içerisindedir. Ancak böylesi bir dönemde AKP iktidarının gireceği bir bölgesel askeri macera karmaşık ve ön görülemez sonuçlar doğurabilir.
ABD emperyalizminin çıkarları için İran rejimiyle çatışma içerisine girme arayışı bölgesel anlamda büyük bir çatışma ortamı yaratabilir. Türkiye devleti kendisini dev aynasında görse de somut savaş hazırlığı ve askeri gücü kendisini abarttığı ölçüde değildir.

Hali hazırda Türkiye ekonomisi büyük bir krizle karşı karşıyadır. Olası bir savaşa girme durumunun en ağır sonuçları işçi sınıfı ve emekçilerin yaşamını daha da zor hale getirecektir. Türkiye devleti iktidara yakın çevrelerin dillendirdiği kadar güçlü bir orduya ve ekonomiye sahip değildir. Yaşanacak savaş ve çatışma durumu bölgeyi büyük bir yıkım içerisine sürükleme potansiyelini taşımaktadır.

Bölgesel anlamda yaşanacak çatışma durumu kendini ilk olarak Irak’ta açık etme potansiyelini taşımaktadır. Haşdi Şabi’nin silahsızlandırılması hedefleri İran etrafında bulunan vekil güçlerle Irak yönetimini karşı karşıya getirecektir. Mekke ittifakı güçlerinin bu sürece müdahalesi çatışmayı daha da tırmandıracaktır. İran ve vekil güçleriyle yaşanacak bir çatışmayı AKP iktidarı izah etmekte zorlanacaktır. Böylesi bir çatışma durumu AKP-MHP iktidarının emperyalizm ile olan ilişkilerini deşifre ederken aynı zamanda bölgesel anlamda devrimci güçlere karşı koyma olanakları sunacaktır.

Politik olarak emperyalizm ve siyonizme karşı mücadele aynı zamanda onunla işbirliği halinde olan iktidara karşı mücadele hedeflerini taşımalıdır.

Türkiye iktidarının bölgesel fırsatları değerlendirip yayılma hayalleri Türkiye halklarının geleceğini büyük bir tehlikenin içerisine sürüklemektedir.

İşçi sınıfı ve emekçilerin çıkarına olan emperyalizmin, siyonizmin ve faşizmin ortak çıkarlarının başarız olmasıdır. Bu açıdan bölgesel anlamıyla savaş çıkartma arayışı içerisinde olan faşist iktidar karşısında halkların kardeşliğinin örgütlenmesi ve emperyalizmin askeri olmama propogandası yükseltilmelidir.
Bu gün doğru olan yanlış hesabın Bağdat’dan dönmesidir. Emperyalizmin, siyonizmin ve faşizmin yenilmesidir. Bu uğraş için devrimci görevler bizlerin önünde durmaktadır.

Paylaşın