En Çok Okunanlar, Umut Keçer, Umut Yazıları

Orta Vadeli Program’da ne var? – Umut Keçer

AKP-MHP iktidarı Orta Vadeli Program(OVP)’ı açıkladı. Bu program iktidarın 2027-2029 yılı hedeflerini ifade etmektedir. Burada öncelikle dikkat çekici olan bir önceki döneme göre bağzı kalemlerdeki ciddi artıştır. Savunma sanayi alanında ki bütçede % 229 ‘luk bir artış öngörülmektedir. Bu artış iktidarın önümüzdeki dönem hedeflerinin başında silahlanma ve savaş arayışı olduğunu göstermektedir.

İktidarın son dönem propaganda dilinde ön plana çıkan “güçlü Türkiye” vurgusu aynı zamanda bölgesel yayılma arayışlarının arka planda hazırlığı olarak değerlendirmek doğru olacaktır. Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu zorluklar ve kriz hatları düşünüldüğünde iktidarın silahlanmaya dönük bu derece bütçe ayırması rejimin iç ve dış cephe tahkimatı olarak okumak programın genel söylemi içerisinde saklanan açık niyetleri ele vermektedir.

AKP-MHP iktidarı bölgesel olarak güç olma stratejisi çerçevesinde askeri ve ekonomik bir dizi hazırlık içerisine girmiş bulunmaktadır. Bu hazırlıklar iki ana başlıkta ilerlemektedir bunun bir tarafı iç cephenin tahkimatı diğer tarafı dış cephede yapılacak tahkimatlardır.

İç cephe tahkimatı esasen ülke içerisinde dikensiz gül bahçesi yaratmak mantığı üzerine inşa edilmektedir. Faşist iktidar içeride kendisine muhalefet edebilecek güçleri parçalayarak onları kontrol altına alma stratejisi izlemektedir.

Mutlak Butlan kararıyla CHP-Yeni Parti ayrışmasını yaratmış bu şekilde Ana muhalefet partisine büyük bir darbe vurmuştur. Aynı zamanda CHP başta olmak üzere muhalif vekillere ve belediye başkanlıklarına çeşitli yöntemlerle transfer etme politikası yukarıda bahsettiğimiz iç cepheyi tahkim etme stratejisinin bir parçasıdır. Muhalefetin kazandığı belediyeler devletin bütün olanakları kullanılarak tehdit ve cebirle ele geçirilmektedir. Ana muhalefet partisine yapılan butlan darbesi bu ele geçirme politikasının CHP’ye fiiliyatta uygulanmasıdır.

Aynı zamanda Kürt hareketiyle yürütülen süreçte Ana muhalefet partisine dönük saldırıları yürütürken muhalefetin diğer bir parçasıyla müzakere yürütme şeklinde gelişmektedir. Bu bir önceki dönem CHP ile yumuşama süreci yürütülürken aynı zamanda Kürt özgürlük hareketine dönük olarak yoğun saldırılar şeklinde kendini göstermişti. İktidar şimdi de CHP’ye dönük saldırıları yürüterek onun içerisinde Kılıçdaroğlu’nun başını çektiği bir kliği kontrol altına almış bulunmaktadır. Bu koşullar altında kurulan Yeni Parti önümüzdeki dönem iktidarın daha yoğun saldırılarının hedefi olacaktır.

Kürt özgürlük hareketine dönük gelişen süreç iktidar cephesinden esasen Kürt özgürlük hareketinin tasfiye edilmesi olarak planlanmaktadır. Burada özellikle 50 yıllık mücadelenin yarattığı değerler iktidar tarafından yoğun bir şekilde tasfiye edilmeye çalışılmaktadır. İktidar tarafından Terörsüz Türkiye olarak tanımlanan süreç Kürt hareketinin gelinen aşamada Demokratik Cumhuriyet inşa etme politikası karşısında faşizmi tahkim ederek cevap vermektedir.

Dış politikada ise Neo-Osmanlıcılık hayalleri peşinde koşan iktidar bölgesel anlamda girdiği ittifak ilişkileriyle ABD-İran arasında ortaya çıkan çatışma sürecine doğrudan müdahil olma arayışı içine girmiş bulunuyor. Mekke paktı olarak yapılan paktın amacı son NATO toplantısında çizilen çerçevenin fiiliyatta bölgede hayata geçirilmesidir.

Türkiye egemen çevreleri bölgesel anlamda İran’ın kuşatılması ve eskiden İran hegemonyasında olan alanlarda hakimiyet kurma konusunda çok istekli görünmektedir. Bu anlamıyla faşist rejim iç cephede ve dış cephede savaş politikalarına göre ülkeyi dizayn etmektedir. Savaş politikaları iç cephede daha fazla baskı dış cephede daha agresif dış politika anlamına gelmektedir.

İktidarın OVP’ında ki savunma bütçesindeki % 229 artışın arka planında bu gelişmeler yaşanmaktadır. Kendisini dev aynasında gören faşist iktidar bölgesel anlamda gireceği bir askeri macerayla Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerin geleceğini her geçen gün daha fazla tehdit etmektedir.

Tehdidin ana mantığı işçi sınıfı ve emekçilerin ücretlerinin artan enflasyon karşısında erimesi aynı zamanda bölgesel askeri maceralarla Türkiye halklarının geleceğinin daha fazla riske atılması anlamına gelmektedir.

İktidarın Orta Vadeli Programı karşısında işçi sınıfı ve ezilenler uzun vadeli bir mücadele programıyla çıkmalıdır. Faşizmin iç cephede ve dış cephede yürüttüğü savaş politikalarında başarısızlık yaşaması bölge ve ülkemiz halklarının geleceği açısından en hayırlısı olacaktır. İşçi sınıfının, Kürt halkının, kadınların ve gençlerin geleceği açısından demokrasi ve özgürlük mücadelesinin yürütülme zemini her zamankinden daha meşru olanaklara sahip bulunmaktadır. Yaşanan sömürü ve ezilme ilişkileri içerisinde iktidarının her türlü manipülasyonuna karşı özgürlük, demokrasi ve sosyalizm bayrağını yükseltmek devrimci siyasetin tarihsel bir görevidir.

İşçilerin, kadınların, Kürtlerin ve gençlerin gelecek mücadelesi içerisinde demokrasi, özgürlük ve eşitlik temelinde toplumsal muhalefetin bütün kesimleriyle en geniş anti faşist ittifak ilişkilerini kurmak bizlerin önündeki temel politik görevler arasında yer almaktadır.

Emperyalizmin ve faşizmin ortak olarak yürüttüğü saldırılar karşısında ancak bölgesel ve ülke düzeyinde en güçlü ittifaklar kurarak karşı koymak daha mümkün olacaktır. Bu yönüyle önümüzdeki dönem zorlu ve yoğun bir süreç olacaktır. Faşizmin Orta Vadeli Programının başarısızlığı işçi sınıfı ve ezilenlerin mücadelesinin başarısı olacaktır.

Paylaşın