„Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü
İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün…“
Bazı insanlar yalnızca şiir yazmaz; yaşadıkları dönemin hafızasını da geleceğe taşırlar. Ahmet Telli, baskının, sömürünün, sürgünlerin ve yenilgilerin içinden geçerken umudu dizelerinde büyüten, şiirini halkın özgürlük özlemiyle buluşturan büyük bir devrimci şairdi.
Kurtuluş geleneğinin, TKKKÖ’nün devrimci birikimiyle yoğrulan siyasal kimliği, onun şiirine yalnızca bir tema değil, bir yön verdi. Bu nedenle Ahmet Telli’nin dizeleri, salt estetik bir arayışın ürünü olmadı; sınıf kavgasının, eşitlik özleminin, insan onurunun ve özgürlüğün sesi oldu. Şiiri, yaşamdan ve mücadeleden hiç kopmadı.
Onun dizelerinde memleket vardı, işçi vardı, yoksul vardı, sürgün vardı, hapishaneler vardı. Ama en çok da teslim olmayan insan vardı. Aşkı anlatırken bile yalnızca iki insanın hikâyesini değil, memlekete, halka ve özgürlüğe duyulan büyük sevdayı anlattı. Bu yüzden Ahmet Telli’nin şiiri, yıllar boyunca yalnızca kitap sayfalarında değil; meydanlarda, grevlerde, cezaevlerinde, sürgün yollarında ve direniş alanlarında yaşamaya devam etti.
Kuşaklar boyunca her devrimci, hem aşkına onun dizeleriyle ses verdi hem de kavgasına onun dizeleriyle güç kattı. Onun şiirleri kimi zaman bir sevgiliye yazılmış mektup oldu, kimi zaman zindanda direnen bir yoldaşın umudu, kimi zaman da barikat başında yükselen bir sloganın sessiz yüreği. Ahmet Telli, şiiriyle yalnızca edebiyatımıza değil, bu toprakların devrimci kültürüne de silinmez izler bıraktı.
Bugün Ahmet Telli’yi uğurlarken yalnızca büyük bir şairi değil, Kurtuluş geleneğinin yetiştirdiği, devrimci kültürün en güçlü temsilcilerinden birini de uğurluyoruz. Geride bıraktığı şiirler, yeni kuşakların yüreğinde yaşamaya, mücadeleye ve umuda eşlik etmeye devam edecektir.
Çünkü ölümsüzlük, bedenin değil; sözün, düşüncenin ve halkın belleğindeki yerin kalıcılığıdır. Ahmet Telli bunu fazlasıyla hak edenlerdendir.
Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.
Şiirlerin bundan sonra da yalnızca edebiyatın değil; aşkın, direnişin ve devrimin dili olmaya devam edecek. Adın ve dizelerin, özgür ve sömürüsüz bir dünya kavgasında yaşamayı sürdürecek.
