Paris Komünü 148 yaşında…
İlk sosyalist iktidar, işçi sınıfının ilk yönetim deneyimi olan Paris Komünü 148 yaşında. Sadece 72 gün boyunca varlığını sürdüren Komün, bugün dahi “sosyalizm nedir“ diye sorulduğunda dönülüp bakılan tarihsel bir kesit durumunda. Komün’ün kısa tarihini, onu doğuran koşulları ve neler yapmak isteyip de neleri başaramadığını anlamak bugün dahi önemini korumakta…
Komün nasıl doğdu?
19 Temmuz 1870’de Fransa İmparatoru III. Napolyon, Prusya’ya savaş açmış ancak savaş hiç de Napolyon’un hayal ettiği gibi gelişmemişti. Fransa her çatışmada ağır bir yenilgiye uğruyordu. Marks’ın “Louis Bonaparte’ın Prusya’ya karşı açtığı savaşın gidişi ne olursa olsun, İkinci İmparatorluğun ölüm çanı, Paris’te daha şimdiden çalmış bulunuyor. İmparatorluk, başlamış olduğu gibi, bir parodi ile bitecektir” şeklindeki tespiti gerçeğe dönüşüyordu
2 Eylül 1870’te Napolyon’un ordularının Sedan’da yenilmesinden ve Bonaparte dahil 83 bin askerin esir düşmesinden iki gün sonra, Alman orduları Paris’e doğru ilerlemeye başladı ve kenti ablukaya aldı. 4 Eylül 1870’te imparatorluk sona erdi. Fransız burjuvazisinin temsilcileri “Ulusal Savunma Hükümeti“ adıyla iktidara geldi.
Eski yasama meclisindeki milletvekillerinden oluşan yeni hükümet, cumhuriyete sahip çıktığını, vatan savunması için orduyla halkın birleşmesi gerektiğini söylüyor ve halkın yurtsever/cumhuriyetçi duygularını sömürüyordu.
İmparatorluk yıkılmış olmasına rağmen sözde “cumhuriyetçi” hükümetin, Paris Belediyesi ve Kurucu Meclis seçimlerini ertelemesi; halkın hoşnutsuzluğunu arttırıyordu. Halk Paris’in semtlerinde komiteler kurmaya başladı. Daha önce olası Alman işgaline karşı oluşturulmuş, emekçilerden oluşan, subayları seçimle belirlenen ve gönüllülük esasına dayanan ulusal muhafızlar kentin bütün ilçelerinde söz konusu halk komitelerinin kurulmasına ön ayak oldu.
Çalışmalarına başlayan yeni yönetimin Ulusal Meclis’i ise ilk oturumunda, cumhuriyet ilan etmeyi reddederek komitelerle hükümet arasındaki gerginliği daha da arttırdı. Merkezileşme ihtiyacı hisseden komiteler, Ulusal Muhafız Merkez Komitesi altında birleştiler.
Komün’ü iktidara getiren gelişme, Ulusal Muhafızlar Merkez Komitesi’nin, Paris’in ateşkes koşulları uyarınca Almanlar tarafından işgal edilecek bölgelerindeki topların işçi mahallelerine taşınmasını kararlaştırmasıyla başladı.
Hükümet bu karara karşı çıktı ve topları devlet malı ilan etti. 17-18 Mart gecesi hükümet birlikleri toplara el koymak üzere harekete geçti. Topları koruyan ulusal muhafızlar öldürüldü ve toplar hükümetin eline geçti. Ancak askerler topları taşımayı beceremedi. Sonraki sabah halk ayaklandı, hükümet birliklerindeki askerler de halka katıldı. Ulusal muhafızların da harekete geçmesi karşısında hükümet, ordudan arda kalanlarla birlikte Versay’a kaçtı. Aynı gün Paris’te yönetim, Ulusal Muhafızlar Merkez Komitesi’nin eline geçti ve 72 gün sürecek Paris Komünü kurulmuş oldu.
Ulusal Muhafızlar Merkez Komitesi iktidara geldikten sonra Fransız halkına yönelik olarak şu açıklamayı yaptı: “Fransa’yı şimdiye kadar yönetenler ülkemizi ve bizleri yıkıma ve onursuzluğa sürüklediler. Otorite, can ve iş güvenliğini sağlamaktan yoksundur. Ülke genel bir çöküntü içinde. Emeği yeni baştan örgütleyerek, özgürlük, eşitlik ve dayanışmaya dayanan yeni temeller üstünde yeni bir düzen kurmalıyız. Komün Devrimi, bu ilkeleri koyarak gelecekte çıkar çatışmaları doğurabilecek nedenleri önceden ortadan kaldırıyor. “
Paris halkı iktidarda
İktidara gelen merkez komitesi, hükümet olma niyetinde değildi. Komite bir hafta içinde önce basın özgürlüğü ve siyasal af ilan edip, sıkıyönetimi ve askeri mahkemeleri kaldırdı. Merkez komite, seçimleri yapıp, iktidarı 26 Mart‘ta seçilen Komün Meclisi’ne devretti. 85 üyeli meclisin 21 üyesi burjuva (ilk günden meclisten çekildiler), 30’dan fazlası işçi temsilcisiydi. Geri kalanlar ise devrimci aydınlardan oluşmuştu. Blanquiciler ve Proudhoncuların üyeliklerin yarısını almasına rağmen 30 Enternasyonel üyesi ve ilerici küçükburjuva Jakobenler de meclise girmeyi başarmıştı.
Kuşatılmış Paris
Emekçilerin yönetimi esnasında, Paris hem Versay hem de Prusya tarafından da kuşatılmış durumdaydı. Mesele Fransa-Almanya savaşı olmaktan çıkmış, sınıf savaşına dönüşmüştü. Avrupa’nın burjuva gazeteleri Komün‘e kin kusuyordu. Komünün, özel mülkiyetin sonunu getirdiği söyleniyor ve olası etkilerine karşı her tarafta önlemler alınıyordu. Başta da Alman ve Fransız egemenleri olmak üzere tüm Avrupa burjuvazisi, Komün iktidarına karşı birleşti. Prusya “gerçek“ düşmanının imparatorluk kalıntısı Versay değil Paris olduğunu anlamıştı.
Versay’daki Adolphe Thiers başkanlığındaki burjuva hükümet 10 Mayıs‘ta Prusya ile barış anlaşması imzaladı ve savaşta esir düşmüş on binlerce Fransız askeri serbest bırakıldı.
Paris düşüyor
21 Mayıs günü Paris, Prusya tarafından serbest bırakılan 130 bin Versay askeri tarafından kuşatıldı. Buna karşın Komün‘ün sadece 40 bin savaşçısı vardı ve ne gerekli silahlara ne de gerekli bir askeri eğitime sahiptiler. Savaş ayın 28’ine kadar sürdü. Komünarlar cesurca direniyorlardı. Parisli kadın, erkek ve çocuklar barikat barikat savaşıyorlardı. Son barikat, Pere Lachaise’in mezarlığındaki mezar taşlarıydı; akşama doğru oradaki çatışma da son bulmuştu. Sekizinci günün sonunda devrimciler yenildiler. Katliamın boyutları büyüktü. Barikatlarda binlerce direnişçi can vermişti. Tutsak düşen 17 bin direnişçi ise günlerce süren kurşuna dizme törenleriyle katledildiler.
Katledilmeyen 43 bin devrimci hapse atıldı. Yargılama ve imha işlemleri 1874’e kadar sürdü. Bugün hala kaç bin kişinin öldürüldüğü kesin olarak bilinmiyor ancak en az 30 bin devrimcinin katledildiği tahmin edilmekte.
‘Göğün fatihleri’
Fransa’da İç Savaş broşürünü kaleme alan Marks, Komün için şunları söylemişti: “Komünün gerçek sırrı şuydu: Komün esasen bir işçi sınıfı hükümeti, üreten sınıfın, gasp eden sınıfa karşı mücadelesinin ürünü, emeğin iktisadi kurtuluşunun gerçekleşmesini sağlayan nihayet keşfedilmiş siyasal biçim idi.”
Engels ise Komün’ün eski devlet biçimlerinden farklı bir karakterde olduğunu “Komün, işçi sınıfının iktidara gelir gelmez eski devlet aygıtıyla yönetmeye devam edemeyeceğini hemen kabul etmek zorunda kaldı; henüz yeni elde ettiği kendi egemenliğini yeniden yitirmemek için, bu işçi sınıfı, bir yandan o zamana değin kendisine karşı kullanılmış bulunan eski baskı aygıtını ortadan kaldırmalı ama, öte yandan, kendi vekil ve memurlarını her an ve istisnasız görevden alınabilir ilân ederek, onlara karşı da güvenlik önlemleri almalıydı” sözleriyle ifade edecekti.
Komün 72 gün süren kısa iktidarında, sürekli ordunun kaldırılması ve yerini silahlanmış halkın alması kararını almış, her türlü memur maaşını ortalama işçi ücretine eşitlemiş, eğitimi parasız hale getirmiş ve laikleştirmiş, kilise mülklerine el koymuş, seçilmiş temsilcilerin her an görevden alınabileceğini garantilemiş ve temsilci ücretlerini işçi ücretlerine eşitlemişti.
Kurulduğu günden yıkıldığı güne kadar Komün; eski düzenle, eski devletle ve eski toplumla ilişkisi olmadığını yaptığı her hamleyle göstermişti. Komün 72 günde; kralcıların, fetih hayali gören Bonapartçıların, sözde “cumhuriyetçi“ burjuvaların maskelerini birer birer düşürmüştü.
Bugünden bakıldığı zaman, aradan geçen on yıllara rağmen Paris Komünü’nün hedefleri hala bizim de hedefimiz durumunda. Türkiye’nin her tarafında laik eğitim için mücadele eden insanlar, ekmek ve iş için mücadele eden işçiler, bakanlık ve vekillik koltuklarına yapışmış egemenler, tekelleriyle ve işbirlikçileriyle ülkemizi işgal eden emperyalistler, silahlarını halka doğrultmuş polis ve askerler var.
148 yılönce Paris’te düşenlerin talepleri bugün hala güncelliğini koruyor…
Kaynak: Yolculuk
