Gündem

Devrimci Parti Genel Başkanı Piroğlu: Müzakereci değil mücadeleci bir HDP

Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’da siyasi sürecin ateşinin yükseldiği bir dönemde Halkların Demokratik Partisi 11 Şubat’ta 3. Kongresi’ni toplayacak. Eşbaşkanlarının, vekillerinin ve binlerce yönetici, üye ve seçmenlerinin tutuklandığı, belediyelerine el konulduğu, siyaset yapma kanallarının daraldığı bir süreçte düzenlenen kongre, yeni bir eşik olarak tanımlanıyor. ETHA, HDP’nin beş yıllık deneyimi ışığında nasıl bir yol izleyeceği konusunu bileşen partilerden Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu ile konuştu.

HDP’nin kongrede, öncelikli olarak faşist tehlikenin nasıl durdurulacağını tartışması gerektiğini ifade eden Piroğlu, “Daha direngen, daha mücadeleci ve daha örgütlü bir HDP diyoruz. İçine kapanmış halinden çıkıp, müzakereci görüntüden çıkıp, mücadeleci kimliğe bürünebilirse kazanabilir” dedi.

Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu’nun ETHA’nın sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

HDP yeni bir döneme hazırlanıyor. Aynı zamanda 5. mücadele yılına da girmiş oldu. HDP’nin bu 5 yılını nasıl özetlersiniz?

HDP hem Türkiyeli sosyalist hareketlerin hem de Kürt özgürlük hareketinin hayallerinde olan bir projeydi. Geçmişte seçimlere yönelik olsa da sürekli mücadele birliği var olmaya çalıştı. Sosyalist hareket Kürt hareketiyle hep yan yana durmaya çalıştı. Mücadelenin ve zaferin, Türk ve Kürt halklarının, emekçi sınıfların ortak mücadelesinden geçtiğini bilen tüm güçler için bu strateji hep vardı. HDP vücut bulmuş hali oldu. Bu ülkede ezilenlerin, emekçilerin, işçi sınıfının, Kürtlerin ortak bir şekilde kendilerini var edebileceğini, çözüm önerebileceğini, sömürü düzenini değiştirebileceğini gösterdi. Bu umudu yeşertti. HDP’nin yapabileceği de aslında buydu; umudu yeşertmek. Arkası mücadele içinde örülecekti. Bugün başarılamayan şey bu oldu. 7 Haziran’da bu umudu yeşerttik. Ciddi bir atılım oldu. Engeller, barajlar kalktı. Ancak arkasında eksik kaldık. Devletin saldırıları büyük oranda hareket alanımızı daralttı, biz de bu saldırıyı püskürtmede yeterince başarılı olamadık. Suruç’la başladı, Ankara’yla devam etti. Ülkenin değişik yerlerinde saldırılar oldu. Biz bu saldırıları politik bir cevap üreterek, barış ve demokrasi mücadelesini yükselterek göğüsleyemedik.

İstanbul’da bir hastanede 115 çocuk hamile. 30’dan fazlası 15 yaşın altında. Sessizlik içinde kapanıyor. Karaman’da yurtta çocuklara tecavüz edildi. Sessizlik içinde kapandı. Cezaevinde çocuklara tecavüz edildi, sessizlikle kapandı. Kadınlar öldürülüyor, işçiler öldürülüyor. Sessizlik içinde kapanıyor. Devrimciler, gazeteciler tutuklanıyor. Sessizlik içinde kapanıyor. Bütün olarak toplumsal karşı koyuş örgütlemekte yetersiz kaldık. Aslında Türkiye işçi sınıfının, Kürt halkının, emekçilerin sesi olmayı yeterince beceremedik. Önümüzdeki süreç çok şey istiyor bizden. Kongre tartışılacaksa buradan tartışılmalı.

Peki yeni dönemde nasıl bir HDP? Öncelikleri ne olmalı?

HDP önce seçim projesi gibi ortaya çıktı. HDP’nin yıldızı seçim süreçlerinde parladı. Ama içine girdiğimiz süreç bir seçim süreci gibi değil, her ne kadar öyle görünse de. Parti politikaların dile getirilmesinin, sınıf çıkarlarının, çözüm önerilerinin gündeme getirilmesinin bir aracıysa eğer, amaçlara uygun olmak zorunda. Yaşanmakta olanın adı ağır bir baskı süreci.

KENDİNİ SAVAŞ KOŞULLARINA HAZIRLAMALI

Siz baskı süreci olarak mı tarif ediyorsunuz?

Faşizm diyor partimiz bu sürece. Gelmekte olan bunun kalıcı hale getirilmesi. Ya bunu durduracağız ya bunun altında topyekün ezileceğiz. O yüzden HDP’nin görevi bir seçim kazanmak değil. Kongreye hazırlanırken, başkanlarını seçerken, PM ve MYK’sını oluştururken gözönüne alması gereken şey, bütün topluma artarak yönelen bu saldırıyı göğüsleyip göğüsleyemeyeceği olmak zorunda. Biz mücadelenin yükseltilebileceği, güçlü bir şekilde yürütülebileceği bir yönetim ve politikanın oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Kongrenin tartışması gereken temel şey budur. Faşist tehlike nasıl durdurulur, halklar ve ezilenler bunca baskıdan nasıl kurtulur, bunları tartışmak zorundayız.

İkinci tartışmamız gereken, gelmekte olanı nasıl göğüsleyeceğiz. Başarıyla nasıl çıkacağız? Tarih şahittir, halkının yarısından fazlasını karşısına alarak iktidarda kalabilen baskıcı rejim olmamıştır. Saray rejimleri sonunda yıkılacak. Ama yıkılırken bütünlüklü bir mücadeleyi öremezsek buradan yine egemenler galip çıkar. Partimiz dahil olmak üzere bu mücadeleyi göğüslemek üzere yeniden dizayn edilmek zorundayız.

Müzakere sürecinde yükselen HDP, yani silahların sustuğu, sokakların rahatlıkla kullanıldığı, politikanın daha rahat yapıldığı dönemin güçlendirdiği ve şekillendirildiği HDP, şimdi kendini savaş koşullarına hazırlamak zorunda. Efrin’de savaş başladı, içeride OHAL kalıcı hale getiriliyor, sokaklar paramiliterle saldırı alanına dönüştürülüyor, devletin kendisi paramiliter hale geliyor. Paramiliter güçler yasal korumaya alınmıyor, aksine yasaların, devletin kendisi paramiliter hale getiriliyor. Önümüzdeki süreçte ezilenler ve işçi sınıfı bunu yaşayacaksa eğer biz buna karşı mücadeleyi nasıl yükseltebiliriz, cepheyi nasıl büyütebiliriz bunu tartışmak zorundayız. Kongrede de çözümü buradan üretmek zorundayız. Daha direngen, daha mücadeleci ve daha örgütlü bir HDP diyoruz.

Sizin bu sorulara yanıtınız nedir?

Partimiz, aslında sosyalist hareketin tamamı gibi en geniş cepheyi kurma yanlısı. (Cephe) Cümlede sıklıkla kullanılıyor olması, gerçekliğin bu olduğu anlamına gelmiyor.

Evet, neden olmuyor?

İki şey var. Söz gücünü yitirmiş durumda. Sözün arkasında politik bir güç yoksa söz anlamsız hale geliyor. Az önce saydım. Bu kadar çocuğa tecavüz ediliyor ve ülke susuyorsa, bu kadar kadın öldürüldüğü halde insanlar susuyorsa, işçiler bu kadar ölüyor ve sömürülüyorken susuyorsa, çözümü kendini yakmakta ve soyunmakta buluyorsa, koca ülke savaş meydanına çevrilmiş ve bütün halk susuyorsa bunun bir sebebi olması gerekir. Bu da halk ve kitlelerin, sosyal ve sınıf savunusu gruplarda bir çözüm umudu görmemesinde yatıyor. Biz bu çözüm umudunu yaratamadık. Cepheyi yaratamıyoruz çünkü faşizm tehdidi bir çok siyasi grup için lafızda kalıyor. Onun gereğine uygun bir hareket ve mücadele ne yazık ki kurulmuyor. Belki de böyle bir tehdit yeterince önemsenmiyor. Bu cephenin bileşenleri, yakın bir tehdit algısına sahip değil. Tartışıyoruz, 3 yıllık, 5 yıllık, 10 yıllık planlar yapılıyor. Şahsen üç ay sonrasını kendime kestiremiyorum. Yazın dışarıda mı olacağız, içeride mi olacağız kestiremiyorum. Partimiz böyle, ESP böyle, HDP’nin ana gövdesi böyle. Sürekli gözaltı operasyonları. Muhtemelen Saray ilk fırsatı bulduğu yerde kendi rejimini kalıcılaştıracak hamleler yapacak. Bir şey söylemek tek başına yetmiyor. Yapılabileceğini söylemek gerekiyor. Hadi cephe kuralım diyerek yapılabilecek bir şey değil. O zaman yapılması gereken; sokakta dövüşen bütün güçler yan yana gelmeli, dövüşmeye başlamalı, cephe işini hayata geçirmeli, diğerlerine de gelin birlikte dövüşelim demeli. Solun büyük kısmında derin bir bekleyiş var. Fırtınanın kendiliğinden geçeceğini düşünüyorlar. İlahı bir gücün gelip Erdoğan’ı Saray’dan indirip, ertesi gün uyandığımızda mutlu güzel bir ülkeye uyanacağını sanıyor. Herkes kendi kadrosunu korumaya çalışıyor. Bu çok tehlikeli bir şey. Saldırıdan korunmak için herkes siyasetin dışına çıkmaya çalışıyor. Direnenler bedelini ödüyor. Gelmekte olanın faturasını herkes çok ağır bir şekilde ödeyecek. Sosyalist hareketin büyük kısmı bunu görmüyor. Ben, Devrimci Parti’ye ve ESP’ye yönelik saldırıyı buradan değerlendiriyorum. Devlet iki mesaj veriyor. Devlete karşı mücadele etmeyeceksiniz, faturası ağır olur. İki; Kürtlerle yan yana gelmeyeceksiniz, faturası ağır olur. Ama bu iki noktadan arındığınızda sosyalist hareketin özü kalmaz, dışarıda bir kabuk kalır. O kabukla da hiçbir şey olmaz.

YOKSULLARA VE İŞÇİLERE YÜZÜNÜ DÖNMELİ

HDP kitleleri nasıl kazanacak?

Bu zor bir iş. Kısa sürede kimsenin kitleselleşeceğine inanmıyorum. Bu kadar ağır baskının ortasında çok hızlı olabilecek bir iş değil. Israrlı, tutarlı ve net bir mücadeleyle, kitlelerin sorunlarına çözüm üreterek kazanabilir. İçine kapanmış halinden çıkıp, müzakereci görüntüden çıkıp, mücadeleci kimliğe bürünebilirse kazanabilir. Bizim HDP’ye yönelik en sert eleştirimiz budur. Bugüne gelinmesinde kendi payımıza düşünle hesaplaşmak zorundayız. Şöyle düşüneceksiniz, ölenler bizim insanlarımızdır, Ankara’da katledilenler bizim tabanımızdı. Biz ne yaptık? Yas tuttuk. Böyle bir siyaset olmaz. Kendi insanlarımız katlediliyorken yas tutuyorsak, mücadele etmiyorsak, parlamentarizmin içine sıkışıyorsak, buradan çıkışımız yok. Biz Suruç’ta geri adım attık, peşinden geldiler. Ankara’da geri adım attık, binalarımızı yaktılar. Kayyumda geri adım attık eşbaşkanlarımız, milletvekillerimiz tutuklandı. Buna rağmen HDP ayakta kaldı. Bu çok önemli bir kazanım. Şimdi bunu büyütmek gerekiyor.

HDP, Kürt halkının taleplerini dile getirdi, getirecek. Ama yeterli değil Kürt halkının yoksulluğunu, işçilerin, ezilenlerin taleplerini daha gür sesle dile getirmesi gerekiyor. Yoksullara ve işçilere yüzünü dönmesi gerekiyor. Bu sözle değil, örgütlenme ve mücadeleyle olabilir. Tutarlı olursak, sol söylemi daha fazla öne çıkararak, mücadele ederek HDP güçlenecek, kör gidiş bir yerde kırılacak.

GELECEK SOL-SOSYALİST HAREKETLE KURULACAK

Bu dönemin olanakları neler?

Hala mücadelenin olanakları var. Bu kadar ağır baskının altında bizim hala meşru zemini kullanma şansımız var. Nuriye ve Semih aylardır açlık grevindeydi. İki insan tutarlı bir mücadeleyle meşru bir mücadele yürüttü. Duyarlılık yarattı. Aynı şeyi bütün alanlar için yapabiliriz. Medya kapalı bize. Sadece sosyal medya değil, devrimcilerin klasik çalışmaları vardır, bildiri dağıtılır, afişler asılır, duvarlara yazılar yazılır, broşürler dağıtılır. Bunlar emek yoğun çalışmalarıdır, örgüt çalışmalarıdır. Bunlar yapılmalıdır. Geçtiğimiz HDP kongresinde de dile getirmiştik. Gelmekte olan belliydi, yeterli hazırlanamadık. Şimdi kadroları da örgütleri de buna göre hazırlamak gerekiyor. En baskıcı dönemde de yapılması gereken işler var. Önümüz açık bence. Kısa vadede karanlık gibi gözükse de sistem tıkanmış durumda. Bizim önümüz açılacak. Bu ülkede gelecek olacaksa sol ve sosyalist hareketle kurulacak. Önümüz açık. Ama tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmazmış misali, bugün sokakta olmayanın, bedel ödemeyenin de yarın mücadelenin önünde yüzü olmayacaktır.

HDP’yi bekleyen riskler nedir?

Bir kere HDP’nin kendi iç bütünlüğüne saldırı var. Geçmişten beri Kürt halkıyla, Kürt ezilenleriyle Türkiye sosyalist hareket ne zaman yan yana gelse bize bu saldırılar yapılıyor. Israrla Kürt özgürlük hareketi kendi sağıyla ittifaka zorlandı. HDP, Kürt özgürlük hareketinin Türkiye sosyalist hareketiyle ittifakıdır. Kürt halkının, Türkiye işçi sınıfının ittifakıdır. Bunu riske etmek için büyük çaba var. HDP’yi bekleyen sıkıntılar ne? Bütün olarak sosyalist hareketin içine düştüğü sıkıntılarla paralel tehlikeler var. Teorik ve ideolojik olarak liberalizmin saldırılarına, kimlik siyaseti içine sıkışarak sınıftan ve kendi tabanından kopma, kendi gerçekliğine yabancılaşma riski vardır. Kongrede bunlar da tartışılmalıdır. Kendi eksiklikleriyle hesaplaşmayı beceremezse bir sıkıntısı olacaktır. Bunu bütün olarak yapmakta zorlandığımız bir coğrafyada yaşıyoruz. Hemen hepimiz, doğrularımıza sığınan, eksikliklerimizi görmezden gelen bir hayat kuruyoruz. 7 Haziran’dan bu yana siyaset tarzımız, belediyecilik tarzımız, örgütlenme tarzımız hepsinin eksiklikleri tartışılmalı ve sorgulanmalıdır. HDP’de demokratik işleyişi kurgulanamasa da sıkıntı olur. Yoğun baskı var. Direngen bir yönetim tablosu da yetmiyor. Özellikle bileşenler arasında güven ilişkileri çok yüksek düzeyde olması gerekiyor. Bu da ancak HDP siyasetinin demokratik şekilde örülmesiyle mümkündür.

MARKSİZM BÜTÜN GÜCÜYLE AYAKTA

HDP örgütlülüğünü nasıl güçlendirecek?

Mücadele içerisindeysen örgütlülüğün güçlenir. Mücadeleden yoksun, bürokratik, yukarıdan aşağıya teknik bir takım hamlelerle örgütlülüğü güçlendirme şansımız yok. Geçmişimiz mücadele içinde şekillendi. Kürt özgürlük hareketi de sosyalist hareket de böyle örgütlendi. Bizler organik yapılarız. Hem duygu dünyasında hem yaşamında yer alıp, onlarla birlikte davranan ekipleriz. Doğallıkla tabanımızın hayatından, duygu dünyasından koptuğumuzda örgütlerimiz naylon örgütlere dönüşür. İkincisi örgütlenme meselesi teknik yapılarla kalırsa da naylona dönüşür. HDP’nin sıkıntılarından biri bu. Örgüt denilince aklımıza gelen tek şey il ve ilçe örgütleri, ona bağlı komiteler, çok teknik ve temsili komiteler şeklinde. Oysa yapılması gereken mahalleler, fabrikalar üzerinden örgütlenmeler yaratmak. Yüzümüzü kır ve kentin yoksullarına dönmemiz gerekiyor. Buraya yönelik mücadele azmi ve geleneği kurulması gerekiyor.

HDP bu kongrede bu kadar ayrıntılı tartışmaya girme şansına sahip değil. Bana sorarsanız hiçbirimiz değiliz. Tam da soru şu: Kör gidişi nasıl durduracağız? Savaş sürüyor. Karşımızda olağanüstü baskıyla kalıcı olmaya çalışan bir faşizm duruyor. Bunu nasıl durduracağız? Durdurduktan sonra önümüz açılacaktır, direnenler ondan sonra işi örmeye çalışacaklar. İster darbeyle gitsin, ister kendi gitsin, ister AKP içindeki çatlakla devrilsin, Erdoğan gittikten sonra hiçbir şey düzelmeyecek, yoksulların hayatında hiçbir şey düzelmeyecek. Çünkü neoliberal politikalar Erdoğan’a ait değil. Uluslararası sermayenin tercihi. CHP de diğerleri de bu politikanın uygulayıcıları olacaktır. Doğal olarak neoliberalizmin dayattığı yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik, sefalet, yani işçilerin hayatını cehenneme dönüştüren bütün koşullar devam edecek. Ekim devriminin 100. yılını geride bıraktık ama bütün izleri duruyor. Çözüm önerimizde de Ekim’i yaratanların çözüm önerisinden farklı değil. 100 yıl sonra geldiğimiz nokta aynı yer. Marksizm bütün gücünüyle ayakta duruyor. İşçi sınıfı bu iktidarları devirecek bir güç olarak varlığını koruyor. Ne yapılacaksa bu ikisinin yan yana gelmesiyle yapılacak. Ne yazık ki eksiğimiz bu, bunları yan yana getirmeyi beceremedik.

Başkan adayları tartışmalarına ne diyorsunuz?

Başkanlık meselesi çok yoğun tartışılıyor. Başından itibaren partimiz kendisini şöyle koydu. Madem ki faşizmden söz ediliyor, paramiliter güçlerin sokakları istila etmesinden söz ediliyor yapılması gereken tek şey bunların nasıl durdurulacağı, mücadelenin nasıl büyütüleceği olmalıdır. İster yönetimler, ister başkanlar, isterse temsilciler olsun bu mücadelenin önünü açacaksa anlamlıdır. Selahattin Demirtaş bir yer doldurdu. Türkiye yakasına seslenmesiyle oluştu. Gerçekten de önemli katkıları oldu. Kıvrak zekasıyla, hitabet yeteneğiyle Türkiye yakasında bizden uzak duranlara değdi. Şu anda aday değil onun yerine seçilecek kişi, en azından bu alana seslenme, bu alana değme potansiyeline sahip olmak zorunda. Aday belirlerken, başkan seçerken bu özellikleri görmek gerekiyor. Esas olan Kürdistan’a seslenen değil, oraya seslenebiliyoruz Türkiye’ye de seslenebilen, politik kıvraklığa, esnek dile sahip olabilen bir karakter önemli. Kim uyarsa bizim için sorun yok. Önemli olan mücadelenin önünün açılmasıdır.

 

Kaynak: ETHA

Paylaşın