Umut Yazıları

Röportaj – Sınır Tanımayan Kolektif: Bizim silahımız dayanışmadır!

Umut Gazetesi olarak Rojava’nın yanında durmak ve savunmak için kervanlarıyla yola çıkıp Türkiye sınırından geçmelerine izin verilmeyen Sınır Tanımayan Kolektif ile bir röportaj gerçekleştirdik. Gerçekleştirmiş olduğumuz röportajı okurlarımıza sunuyoruz.

Umut Gazetesi: Kürt halkına yönelik inkâr, imha ve kuşatma şeklindeki tarihsel politikaların bugün Rojava’da yeni bir biçim altında devam ettiğini görüyoruz. Bu durum karşısında siz de kervanlarınızla yola çıkarak Kürt halkının ve Rojava’daki toplumsal deneyimin yanında durmak ve Rojava’yı savunmak istediniz. Bu yolculuğunuz hangi siyasi ve ahlaki temellere dayanıyor? Sizi harekete geçiren başlıca motivasyonlar nelerdi?

Maria: Biz, çoğunlukla Almanya ve Yunanistan’da bulunan ve sınır rejimine karşı mücadeleyi ana gündemine alan bir enternasyonalist örgüt olarak katıldık. Toplumların yıkımını emperyalizmin temel hedeflerinden biri ve baskının temeli olarak görüyoruz; Kürt halkının devrimi ise insanlığın ve insan yaşamının savunusunun halkın kendisi tarafından nasıl gerçekleştirilebileceğini gösteriyor. Yeni bir enternasyonalizm inşa etme görevini takip ediyoruz; çünkü özgürlüklerimizin birbirine bağlı olduğunu biliyoruz ve birbirimizin mücadelelerini destekleme ihtiyacı duyuyoruz. Elbette en büyük görevimiz, AB ve NATO’nun merkezi güçlerinden biri olan Almanya’dan yükselen emperyalizme karşı mücadele etmektir. Ancak mücadelenin merkezine gitmek, ön cephede bulunan halklarla birleşmek, mücadelelerimizin bağlantısını gerçekten anlamamıza yardımcı oluyor ve birbirimize perspektif, umut ve yoldaşlık veriyor.

Umut Gazetesi: Türkiye sınırlarından geçmenize izin verilmemesi, Rojava’ya ulaşmanızı fiilen engelledi. Sizce bu engelleme yalnızca bir “sınır güvenliği” meselesi midir, yoksa Rojava ile kurulmak istenen uluslararası dayanışmanın bilinçli olarak kesilmesinin bir göstergesi midir? Bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Maria: “Sınır güvenliği” adı altında uygulanan her pratik, sömürgecilerin gücünü güvence altına almayı ve halkları bastırıp bölmeyi amaçlayan aynı küresel sınır rejiminin bir parçasıdır. Emperyalistler Kürdistan’ı dört parçaya bölmeden önce burası bir bütündü ve bu bölünme Kürt halkı için büyük acılar yarattı. Dünyanın birçok yerinde aynı örüntüyü görüyoruz: sınırlar, bir zamanlar bir olan halkları bölüyor ve sınır bölgelerinde faşizmi besliyor. Bu anlamda tüm sınırların bir amacı da uluslararası dayanışmayı kesmektir; çünkü düşman bunun sınır rejimini özünden hedef alabileceğimiz bir silah olduğunu biliyor.

Umut Gazetesi: Bugün Rojava emperyalist güçlerin, bölgesel otoritelerin ve faşist yapıların ortak hedefi haline gelmiş durumda. Sizce Rojava’yı bu kadar “tehlikeli” yapan nedir? Orada inşa edilmeye çalışılan hangi toplumsal ve siyasi değerler bu saldırıların odağı haline geliyor?

Maria: Elbette ulus devletlerin yöneticileri, toprakların kendi açgözlü ellerinden kurtarılmasına genellikle razı olmazlar. Ancak bize göre Rojava devriminin sistem açısından özellikle tehlikeli görülen temel yönlerinden biri, ahlaki bir toplumun inşası ve barışçıl çok etnisiteli işbirliğini mümkün kılan yapılar kurulmasıdır; yani demokratik konfederalizm modeli. Bu model, Orta Doğu’da kapitalistlerin ve emperyalistlerin ülkeleri küresel sömürü düzenlerine boyun eğdirmek için bombalayarak uygulamaya çalıştıkları planlara karşıt bir yönelimdir.

Umut Gazetesi: Rojava’ya fiziksel olarak ulaşamamış olsanız da yolculuğunuzun uluslararası dayanışma açısından güçlü bir siyasi anlam taşıdığı açık. Sizce bu deneyim Avrupa halklarına ve dünya kamuoyuna ne söylüyor? Bu dayanışma çağrısını nasıl büyütmeyi planlıyorsunuz?

Maria: Biz, koltuktan kalkıp harekete geçmenin gerekli olduğuna inanıyoruz. Kuşağımızdan birçok insan telefonlarımızda gerçek zamanlı olarak unfolding eden çoklu krizleri izlerken adeta felç olmuş durumda. Kervan gibi eylemlerle özellikle gençliği harekete geçirmek istiyoruz. Mesaj şu: Ekranınızda gördüğünüz adaletsizlikler, çoğu zaman size o kadar da uzak olmayan gerçek yerlerde yaşanıyor.

Örgütlenebiliriz, bir şeyler inşa edebiliriz ve hayatlarımızı kapitalist sistemlerin elinden adım adım geri alabiliriz. Almanya’da çoğu antikapitalist örgüt ve bireyin zihninde bile liberal bir zihniyet derin şekilde kök salmış olduğu için, tugayların (brigadelerin) örgütlenmesi bizi gerçeklikle yüzleştirmeye de yardımcı olabilir.

Eğer bir kervan örgütleyebiliyorsak, Orta Doğu’daki ezilen halkların direnişini tanıyabiliriz; bizim silahımız dayanışmadır. Bizim için bu dayanışma Solibus ve ortak bir yolculukta somutlaşırken, bunun halkın silahlı direnişi biçiminde de somutlaşabileceğini görebiliyoruz.

Bu çağrıyı büyütmek için örgütlenmemizi yoğunlaştırmak, sayımızı artırmak ve içinde bulunduğumuz ağları güçlendirmek istiyoruz. Amacımız enternasyonalist hareketi bir bütün olarak büyütmektir.

Umut Gazetesi: 28 Şubat’ta emperyalist Siyonizm, halklara özgürlük getireceğini iddia ettiği ancak gerçekte onları yok eden İran’a yönelik saldırılarına Lübnan’ı da ekledi. Enternasyonalistler olarak Orta Doğu’daki emperyalizmin işgal ve savaş politikalarına karşı nasıl bir siyasi perspektif ve nasıl bir eylem düşünüyorsunuz?

Maria: Öncelikle durum hakkında bir anlayış ve analiz geliştirmemiz gerekiyor. Eğer uluslararası düzeyde aynı düşmanlara sahip olduğumuzu fark edersek, emperyalist hegemonik saldırıların birbirleriyle nasıl bağlantılı olduğunu anlamak da bizim sorumluluğumuz olur. İran’ı ya da Lübnan’ı özgürleştirecek olan biz olmayacağız, fakat birbirimizin yanında durmamız gerekir. Halklar kendilerini özgürleştireceklerdir ve biz de güç rejimlerine karşı silahlı direniş ve halkın öz savunma hakkında ısrar ediyoruz; ister İran’daki Molla rejimine, ister Erdoğan’ın faşizmine, ister Siyonist/ABD emperyalist bombardımanına ya da devlet-kapitalist kutbun diğer güçlerine karşı olsun.

Görevimiz, kendi bulunduğumuz zemine dayanarak buna uygun şekilde örgütlenmektir; çünkü burada kullanılan silahlar orada halklara karşı kullanılmaktadır. Bizler de baskı altındayız; ancak Avrupa’da özellikle mülteciler en çok ezilenler arasındadır. Tüm bu emperyalist savaşlar sayısız mülteci yaratıyor ve bunlar kapitalist sistem için çok önemli bir insan kaynağı haline geliyor: örneğin Libya’da veya Akdeniz’de “fazlalık insanlığa” karşı gerçekleştirilen kitlesel katliamlar, Avrupa’nın çevresindeki kamplarda kölelik benzeri sömürü ya da mültecilerin ekonomik değerlerine göre ayıklanması gösteriyor ki sınır rejimine karşı mücadele, dünya çapında yürütülen sürekli emperyalist savaşlara karşı vermemiz gereken cevaplardan biridir.

SINIR TANIMAYAN KOLEKTİF

Paylaşın