Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Trump ve Thucydides tuzağı – Cenk Ağcabay

Tüm dünyanın gözü Pekin’de gerçekleşen Çin ABD zirvesinin üzerindeydi. İçinden geçilmekte olan çatışma ve savaş konjonktürünün hassaslığı bu zirvenin önemini arttırmıştı. Bir yıldan beri Beyaz Saray farklı ülkelerden liderleri karşısına dizen, azarlayan, tehdit eden Trump’ın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping karşısında nasıl bir tutum alacağı merakla bekleniyordu. Trump 2024 yılında, “Çin ülkemizi öldürüyor” demiş, Xi Jinping’in “çok sert olduğunu” ve onunla “anlaşma yapmanın çok zor olduğunu” söylemişti. Trump iktidara geldikten sonra aldığı bir kararla Çin’e uygulanan gümrük vergilerini % 145’e çıkarmış, Çin’le bir ticaret savaşı başlatmıştı. Çin Trump’ın bu kararına yanıt olarak, nadir elementlerin satışına sınırlar getirmişti. Ticaret savaşının Trump’ın beklediği sonuçları üretmediğinin en önemli göstergesi, Çin’in ihracatını arttırması ve Çin ekonomisinin dünyadaki olumsuz konjonktüre rağmen ilerleme kat etmesiydi.

Trump’ın Çin ziyareti daha erken gerçekleşecekti ancak İran’a yönelik emperyalist saldırıyı başlatması bu ziyareti geciktirdi. Çok muhtemel ki, Trump Çin ziyaretini “İran zaferi” sonrası bir gövde gösterisi olarak tasarlamıştı. Evdeki hesabın çarşıya uymaması, İran’ın kararlı direnişinin dünya çapında etkiler yaratması Trump’ın Çin ziyaretinin atmosferini büyük ölçüde belirledi. İran’ın kararlı direnişi dünyanın askeri ve politik güç dengeleri üzerinde önemli etkiler yarattı ve yaratacak. Bunun en önemli göstergelerinden birisi, Çin devlet başkanı Xİ Jinping’in ziyaretin hemen başında Trump’ı Tayvan konusunda uyarması ve Trump’a Tayvan konusu “Yanlış ele alınırsa, iki ülke karşı karşıya gelebilir, hatta çatışabilir. Tüm Çin-ABD ilişkisini son derece tehlikeli bir duruma sokabilir.” demesiydi. Jinping bu sözleriyle Trump’a politik ve askeri sınırlar çizdi. Trump Çin dönüşünde gazetecilere yaptığı açıklamalarda, Jinping’in görüşmeler sırasında Tayvan konusunda, “onu geri alacağız” diyerek klasik Çin tutumunu yinelediğini belirtti. Bir gazetecinin ABD’nin Tayvan’ı koruması hakkındaki sorusuna, son derece belirsiz yanıtlar veren Trump, Tayvan’ın “biraz sakinleşmesinin iyi olacağını” da söyledi.

Trump’ın Çin ziyaretinde diplomatik teamüllere uygun hareket etmesi, Çin devlet başkanına yönelik övgü dolu sözleri, AB devlet başkanları, Ukrayna devlet başkanı, Kanada başbakanı ve başkalarına yönelik davranışlarıyla taban tabana karşıttı. Tüm dünya Trump’ın aslında kontrollü ve saygılı da olabildiğini, bunun bütünüyle karşısındakilerin kim olduğuna bağlı olduğunu Pekin’de görmüş oldu. Biden yönetimi sırasında ABD’nin Çin Büyükelçisi olan R. Nicholas Burns, Trump’ın Xi’ye karşı kibar olmak istemesinin anlaşılabilir olduğunu, ancak Amerikan başkanının aşırı övgü dolu yaklaşımının “Trump’ı ve ABD’yi zayıflattığını” söyledi. Burns, “Xi, Tayvan konusunda Trump’ı uyarmaktan çekinmedi,Trump da bizim endişelerimiz konusunda açık sözlü olmaktan çekinmemeli.” dedi. Amerikan kurulu düzeni Trump’ın Pekin’deki davranışlarından rahatsız olmuştu.

Batı basını da genel olarak Trump’ın Pekin’de alışılmadık tutum ve davranışlar sergilemesine vurgu yaptı. Reuters’e göre, “Trump alışılmadık derecede yapıcıydı” ve normalde doğaçlama ve agresif konuşmalarıyla bilinen Trump, bu ziyarette daha disiplinli ve mesaj kontrollü görünmeye çalıştı. Los Angeles Times’a göre, Trump “Çin lideri Xi Jinping’e karşı oldukça saygılı ve kişisel olarak sıcak davrandı. Çatışmacı bir üsluptan özellikle kaçındı.” New York Times’da aynı kanıdaydı, Trump “Jinping’i övgüye boğarken, diğer Amerikan başkanlarının dile getirdikleri eleştirileri ifade etmekten” kaçınmıştı. Washington Post yorumunda, Trump’ın bu kez Çin’e baskı kurmaya çalışan bir liderden çok, ilişkileri stabilize etmeye çalışan bir lider gibi davrandığını vurgulamıştı. Trump’ın bu değişen tutumu, esas olarak Çin’e karşı yürüttüğü ticaret savaşında istediği sonuçları alamaması, İran saldırısının yarattığı atmosfer ve İran saldırısının kapitalist dünya ekonomisi üzerinde oluşturduğu yüke dayanıyordu. Jinping’in Trump ziyareti esnasında tüm dünya basınında en fazla ilgi uyandıran sözleri, Thucydides Tuzağı’na dairdi. Jinping Trump’a, “Çin ve ABD, ‘Thucydides Tuzağı’nı aşabilir mi ve büyük güçler arasında yeni bir ilişki modeli kurabilir mi?” sorularını sordu. Konuşmasında, yeni bir ilişki modelinin mümkün ve gerekli olduğunu belirten Jinping, aynı zamanda Çin’in uluslararası alandaki konumunu nasıl gördüklerini de ifade etmiş oluyordu. Jinping Thucydides Tuzağı’na gönderme yaparak hem Çin’in yükselen güç olduğunu belirtiyor hem de bu durumun yarattığı gerginliklerin savaşsız çözülmesi gerektiğinin altını çiziyordu. Dünya kamuoyu bu noktaya odaklandı ancak Jinping ilk kez 2013 Kasım ayında misafir ettiği bir grup Batılı gazeteciyle yaptığı konuşmada, “Dünyanın barışçıl geleceği için, Thucydides tuzağını engelleyecek bir ortak çalışmaya ihtiyaç duyuyoruz.” demişti. Jinping’in bu sözlerini aktaran görüşmeye katılan gazetecilerden Financial Times yazarı Gideon Rachmann, Jinping’in “Amerika’da yürümekte olan Çin’in yükselişi hakkındaki strateji tartışmalarına aşina olduğunu gösterdiğini” yazmıştı. Muhtemel ki bu göndermenin bu denli büyük ilgi görmesinin nedeni, doğrudan ABD başkanına ifade edilmiş olması. Çin böylesi bir çatışmadan kaçınmak için yoğun çaba harcıyor ve esas olarak ekonomik, sosyal hedeflerine kilitlenmiş durumda. ABD 30 yıldır savaştan savaşa doğru koşarken Çin kendi özgül hedefleri doğrultusunda ilerlemeye çalışıyor ve engellenmesi çok güç bir gelişme çizgisi yakalamış durumda.

Trump’ın Venezüela ve İran hamleleriyle Çin’e net bir mesaj vermek istediği ve Çin’in önemli enerji tedarikçisi konumunda olan bu ülkeler üzerindeki denetimini arttırarak enerji kaynakları ve ticareti üzerinde tam hakimiyet kurmak istediği açıktı. Enerji kaynaklarının ve ticaretinin kontrolü, enerji ihtiyacı ekonomik büyümesine paralel olarak büyüyen Çin üzerinde ABD’nin güçlü bir denetim kurmasının yolunu açacaktı. İran’ın direnişi tüm hesapları bozdu. İran karşısında böylesine zorlanan ABD’nin Çin’e gözdağı vermesinin mümkün olmadığı apaçık ortaya çıktı ve Trump’ın Pekin’deki sakinliği esas olarak bu durumdan besleniyordu. Rusya devlet başkanı Putin’in Salı günü Çin’de olacağı duyuruldu. 2 günlük bir ziyaret için Pekin’ e inecek Putin muhtemelen Çin üzerinden iletilen bazı ABD mesajlarını öğrenecek ve Jinping’le durum değerlendirmesi yapacak. ABD’nin Venezüela operasyonu ve İran saldırısıyla ortaya çıkan gerçeklerden biri, Çin’in Rus enerji kaynaklarına olan ihtiyacının büyümesidir. Daha önce tedarikçileri artırarak enerji güvenliğini yükseltmek isteyen Çin, bu son gelişmelerden sonra Rusya ile ilişkileri konusunda daha da hassas olacaktır. Putin’de yaptığı açıklamada, Çin ile yeni enerji anlaşmasına çok yaklaştıklarını, bu anlaşmanın her iki ülkenin de yararına olacağını söyledi.

Trump Pekin dönüşü yaptığı açıklamalarda, Çin’in Hürmüz’ün açılması konusunda ABD gibi düşündüğünü, Çin’le çok önemli ekonomik anlaşmalar yaptıklarını söyledi. Bilindiği gibi, İran’a yönelik emperyalist saldırı başladığı günden bu yana Çin bu saldırıya karşı çıktı. İran’ın uluslararası hukukla güvence altına alınmış haklarının ABD İsrail saldırısı altında olduğunu belirten Çin sözcüleri defalarca ateşkes talep etti ve bir anlaşma için çaba harcanması gerektiğini belirtti. Trump daha önce de olduğu gibi, kendi isteklerinin Çin tarafından kabul edildiği propagandasını yayarak hem kendi tabanını hem de ABD kamuoyunu  konsolide etmeye çalışıyor. İran’a düzenlediği saldırıyla açık olan Hürmüz’ün kapanmasına neden olan ABD kara propaganda aracını kullanarak toparlanmanın yollarını arıyor çünkü Hürmüz’ün yol verdiği ekonomik sıkıntılar tüm dünyayı etkiliyor, Trump’ın seçmen tabanını da. Trump’ın ziyareti öncesi sıkça ifade edilen bir unsur, Trump’ın Çin’den Hürmüz’ün açılması için İran’daki nüfuz alanını kullanmasını isteyeceği yönündeydi. Trump bu konudaki soruyu yanıtlarken, Çn’den yardım istemediğini özelikle belirtti. Trump’ın bu konuda da Pekin yönetimini istediği çizgiye çekemediği anlaşılıyor.

Çin istikrarlı ekonomik ve teknolojik yükselişinin savaşla zarar görmesini istemiyor. Kuşkusuz ki, Çin yönetimi ABD emperyalizminin kendisine uyguladığı çevreleme taktiği ve askeri hazırlıkların tümüyle farkında ancak bu yönelişin savaşla sonuçlanmaması için elinden geleni yapacak. ABD Japonya ve Güney Kore başta olmak üzere, bir dizi ülkeyi Çin karşıtı bir ittifakta bir araya getirmek için oldukça yoğun çaba harcadı ancak görüldüğü kadarıyla henüz istediği sonuçları alamadı. Trump’ın ziyareti, Çin’in yükselişinin doğrudan ABD yönetim aygıtının önemli unsurları tarafından kabullenildiğini ve buna uygun bir tutum geliştirilmesi çabalarını tüm dünyaya gösterdi ancak bunun bir nefes molası ihtiyacından kaynaklanması daha yüksek olasılık. Amerikan emperyalizminin yönetim aygıtının savaşçı kesimleri için Pekin’den yansıyan bu görüntüler kabul edilemezdir, mutlaka hal edilmelidir. Ortadoğu’da son bir kaç gündür İsrail’de, BAE’DE yaşanan patlamalar İran’dan başlarak savaş ateşini tekrar yakmak ve savaş alanını genişletmek  arayışlarının ürünüdür. Hızla bölge savaşına ve oradan da küresel bir çatışmaya dönüşme riski hızla artan çatışmalar ancak emekçi halk sınıflarının kolektif eylemiyle durdurulabilir. Günün en öncelikli uluslararası meselesi savaş karşıtı bir enternasyonalist cephenin kurulması ve savaş tehdidine karşı alanları doldurmasıdır.                             

Paylaşın