İran’a yönelik emperyalist ABD, İsrail saldırıları petrol ve gaz sahalarının vurulmaya başlanmasıyla yeni bir boyut kazandı. İran bu saldırılara Amerikan emperyalizminin süzme uşakları Körfez krallıklarındaki petrol ve gaz sahalarını vurarak yanıt verdi. Bu tırmanış petrol ve gaz fiyatlarındaki yükselişle tüm dünyayı etkilemeye başladı. Petrol ve gaz fiyatlarındaki yükseliş doğal olarak hem emekçi halk sınıflarının gündelik hayatını hem de pek çok üretim dalını derinden etkiliyor. Emperyalist saldırganlık sadece saldırıya uğrayan halklara ölüm ve yıkım getirmiyor; tüm dünya halklarının ekmeğini küçültürken, enerji ve silah tekellerinin kasalarını tıka basa dolduruyor.
Amerikan liberalizminin kalesi New York Times gazetesinde dünya ve Ortadoğu üzerine yazdığı yazılarla tanınan Thomas Friedman sıradan bir gazeteci değildir. Amerikan emperyalizminin merkezi kurumlarıyla yakından ilişkilidir. Sürekli dolaşan Friedman’ın Ortadoğu bağları çok güçlüdür. Bir gün Riyad’dan Suudi Veliaht Prensi Muhammed Selman’ın sofrasından yazar, bir başka gün Doha’dan Katar Emiri’nin sofrasından. İsrail adeta ikinci adresidir. Friedman bugün İran’a yönelik emperyalist saldırı hakkında yazdı. Friedman yazısına, saldırının başlaması hakkındaki yorumuyla başlıyor ve şunları söylüyor:
“İran’a karşı bu savaş konusunda, en hafif tabirle, kararsızım. Tahran’da düzgün bir hükümetin iktidara gelmesinden daha fazla Orta Doğu’yu iyileştirecek bir şey olmasa da, İran’ı havadan yerle bir etmenin bu değişimi sağlayabileceğinden ciddi şekilde şüpheliyim. Keşke Başkan Trump tetiği çekmeden önce içgüdülerinden başka birine danışsaydı.”
Friedman 20 gün sonunda ortaya çıkan tabloyu böyle değerlediriyor. İran ağır bombardımanlarla “yerle bir ediliyor” ve fakat emperyalizmin sözcüsüne göre, beklenen sonuçlar ortada yok. Friedman’ı kaygılandıran bir ülkenin yerle bir edilmesi, ülkeye ölüm ve yıkım yağması değil. Onu kaygılandıran beklenen sonuçların ortaya çıkmaması ve direnişin devam etmesi. Belli ki direnişin devam etmesinin dünya çapında yaratacağı politik ve askeri etkiler Friedman’ın asıl kaygısı. Yazısının ilerleyen bölümlerinde kaygılarını daha açık ifade ediyor. Friedman İran’ın politik ve askeri liderlerinin öldürülmesinin savaşın kazanılması için yeterli olmadığı kanısında. İsrail’in Gazze soykırımına işaret ediyor ve Hamas’ın tüm liderlerinin öldürülmesine rağmen Gazze halkının halen Hamas’ın politik etkisi altında olduğunu belirtiyor. Gazze halkı içinde İsrail yanlısı bir politik seçeneğin yaratılamadığını vurguluyor ve Gazze halkının Hamas’la “derin kültürel ve siyasi bağlarına” dikkat çekiyor. Gazze’de başarılamayan şeyin İran’da çok daha güç olduğunu ifade ediyor.
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarından duyduğu kaygıyı da dile getiren Friedman şunları yazıyor:
“İsrail Gazze’yi yerle bir ettiği gibi Lübnan’ın geniş bölgelerini de tahrip edip işgal ederse ve İran’ın petrol ekonomisini çökertirse, iki şeye imza atmış olacaktır: Birincisi, Hizbullah ve İslam Cumhuriyeti’ne karşı ayaklanmasını istediği yerel halkları İsrail’e düşman etmiş olacaktır. İkincisi, ülkelerini o kadar büyük bir ekonomik kaosun içine sokmuş olacak ki, kimse onları yönetemeyecek. Böylece İsrail, Lübnan’da sonsuza kadar kalmak zorunda kalacak.”
İsrail’in Lübnan’ı “yerle bir etmesinin” yeterli olmayacağını dile getiren Friedman, şu ana dek başarılamayan ancak zafer için zorunlu koşul olan olguya işaret ediyor. İsrail ABD’nin sağladığı yüksek ateş gücüyle ülkeleri “yerle bir ediyor” ancak adım adım tüm bölge halklarının ortak düşmanı haline geliyor. Sadece bölge halklarının değil tüm dünya halklarının nefretle andığı bir isme dönüştü İsrail.
İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları ağır ancak emperyalizmin Lübnan’daki asıl hedefi bir iç çatışma yaratmaktı. Hizbullah’ın Lübnan hükümeti tarafından silahsızlandırılması için yapılan baskı bu çatışmayı yaratmayı hedeflemişti. Bu gerçekleşmedi ve görüldüğü gibi, Hizbullah İsrail saldırılarına karşı Lübnan halkını koruyan bir askeri-politik güç olarak varlığını devam ettiriyor. ABD ve İsrail Suriye’deki Cihatçı müttefikleri El-Şara’yı Lübnan’da sahaya sürmek için hazırlık yapıyor ve El-Şara gibi işbirlikçi uşaklar için bu bulunmaz bir fırsat ancak Suriye halkının ezici çoğunluğunun kalbi Filistin ve Ortadoğu halklarıyla birlikte atıyor. Böylesi bir adımın olası sonuçları tüm hevesine rağmen Cihatçı iktidarın geri durmasına neden oluyor.
Ortadoğu’nun ortasına emperyalizm tarafından paralı askerlerden oluşan bir garnizon devlet olarak yerleştirilen İsrail’in nesnel konumu yeminli bir İsrail savunucusu Friedman tarafından net olarak ortaya kondu. Friedman’ı kaygılandıran tüm dünya halklarında büyüyen öfke. İran sadece ABD ve İsrail’e karşı direnmiyor, en temel vasıfları emperyalizm işbirlikçiliği olan Körfez Krallıkları, Türkiye egemenleri, AB egemenlerine karşı da direniyor. Egemenler temel vasıfları gereği uşaklığı sürdürüyor ancak halklar mide bulantısıyla baktıkları bu tablodan öğreniyor. “Yerle bir edilen” İran’da halkın her gün alanları doldurması ve dünya halklarının bunu dikkatle izlemesi Friedman’ı asıl kaygılandıran noktadır.
Friedman’ı kaygılandıran gerçeklerden birisi bugün bizzat Haçlı Savaşçısı bozuntusu ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth tarafından ifade edildi. Hegseth bugün düzenlediği bası toplantısında şunları ifade etti:
“Ayrıca hâlâ Joe Biden’ın yarattığı ortamla uğraşıyoruz; o ortamda bu stoklar tüketiliyordu ve kendi ordumuza değil, Ukrayna’ya gönderiliyordu. Yani, ne zaman geriye dönüp karşılaştığımız herhangi bir zorluğa baksak, sonuçta yine ‘Ukrayna’ya gönderelim’ noktasına geliyoruz. Sonuç olarak, şu anda bu mühimmatın kendi çıkarlarımız için kullanılması daha doğru olur diye düşünüyoruz.”
Bir kaç gün önce ABD ordusunun silah ve mühimmat stoku sıkıntısının olmadığını dile getiren Haçlı Savaşçısı bozuntusu şimdi Ukrayna’ya gönderilen silahlardan söz ediyor ve bunun yarattığı sıkıntılardan söz ediyor. Bir kaç gün önceki sözlerini bizzat kendisi yalanlıyor. ABD yönetimi direniş karşısında şaşkınlığa uğramış durumda. Petrol tedarikinde Hürmüz’den en fazla yararlanan Çin’i dolaylı olarak hedef alan bu saldırı savaşında, Hürmüz’ün açılması için Çin’den yardım istemek herhalde ancak mevcut Amerikan yönetimini oluşturan kadronun eseri olabilirdi. Yükselen enerji fiyatlarından en fazla etkilenen Avrupalı müttefiklerini Hürmüz’ü açacak bir askeri koalisyona katılmadıkları için tehdit etmek ancak Trump tarafından gerçekleştirilebilirdi.
ABD vassalı Avrupa egemenleri ABD ve İsrail’in saldırı öncesinde kendilerini bilgilendirmemesinden duydukları üzüntüden söz ediyor. Avrupa ülkeleri derin bir enerji kriziyle yüz yüze ve Avrupa egemenleri bu krize yol açan saldırı savaşını savunmaya devam ediyor. Krizin ağır sonuçlarını emekçi halk sınıflarının sırtına yükleyecek ve efendileri ABD’den aferin almak için her tür haysiyetsizliği yapacaklar ancak Ukrayna’ya silah sevkiyatının ABD tarafından yavaşlatılması aralarındaki gerginlikleri kaçınılmaz olarak büyütecek. Transatlantik ittifakının temelleri sarsılmaya devam edecek. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada, Avrupalı müttefiklerine emperyalizm ve sömürgeciliğe dönüş çağrısı yapmıştı sanki terk etmişler gibi. “Batı uygarlığı”nın emperyalizm ve sömürgeciliği güncelleyerek yaşam enerjisi üretebileceğini belirten Rubio, Avrupalı ortaklarına bu yola yeniden birlikte girmelerini önermişti. Avrupalı egemenler karakterleri gereği “bize çağrı yaptınız ancak ilk hamlede bize haber bile vermediniz” serzenişlerini sürdürecek ve enerji krizi derinleşirse, Rus gazından dört kat daha pahalı ABD sıvılaştırılmış doğal gazını daha fazla alabilmek için sıraya girecek. Emekçi halk sınıflarının sırtına yükleyecekleri ağırlık, Avrupa’da politik ve toplumsal dengelerin sarsılmasına yol açacak. Trump son açıklamasında Avrupalı vassallarına şu mesajı verdi:
“ABD olmadan NATO bir kâğıttan kaplandır! Nükleer güç İran’ı durdurmak için mücadeleye katılmak istemediler. Şimdi o mücadele askerî olarak kazanıldı; kendileri için çok az tehlike varken, ödemek zorunda kaldıkları yüksek petrol fiyatlarından şikâyet ediyorlar ama Hürmüz Boğazı’nı açmaya yardım etmek istemiyorlar. Oysa bu, yüksek petrol fiyatlarının tek nedeni olan basit bir askerî manevra. Yani yapmaları çok kolay, riskleri de çok az. KORKAKLAR ve bunu hatırlayacağız.”
Mısırlı Marksist Samir Amin yıllar önce, Sovyet çözülüşü sonrası emperyalizmin Ortadoğu politikasının temeline “direnme kapasitesinin imhası” hedefinin yerleşmiş olduğunu söylemişti. Friedman’da yazısında, ABD ve İsrail’in Ortadoğu halklarının “hayatlarının geri kalanını direniş ile geçirmeme”si için sopanın yanında havuç kullanmayı da dikkate alması gerektiğini belirtiyor. Direnişin “yerle bir ederek” imha edilemediğinin açık bir ifadesi olan bu sözler, Samir Amin’in tespitinin isabetini ortaya koyuyor. Friedman’ın atladığı nokta, geçmişte sopanın yanında havucu eksik etmeyen ABD emperyalizminin neden bu tercihe yönelmek zorunda kaldığıdır. Emperyalist kapitalizmin yaşadığı krizin derinliği, ABD’yi sopa tercihine yönelmeye zorunlu kılmıştır. Dün İran hava savunması tarafından vurulan ve zorunlu iniş yapmak zorunda kalan bir ABD F-35 uçağı, ABD’nin gerek kendi askeri üslerini gerekse de bölgesel uşaklarını korumakta gösterdiği acziyetin yanına eklenmiştir. Körfez egemenleri ABD silah tekellerine milyarlarca dolarlık yeni siparişler verdi ve fakat daha önce ödenen milyarlarca doların ne işe yaradığı 20 gün içinde apaçık gözler önüne serildi. Körfez ülkelerinde yaşayan halklar milyarlarca dolar ödemenin kendilerine neler getirdiğini çıplak gözlerle izliyor, bunun mutlaka önemli sonuçları olacaktır.
ABD Savaş Bakanlığı Pentagon İran saldırısı nedeniyle ABD yönetiminden 200 milyar dolar ek bütçe talep etti. ABD’nin yıllık 1 trilyon doları aşkın askeri harcamalarına eklenecek bu miktar, savaşın asıl kazananlarına ışık tutması bakımından önemli ancak daha önemlisi İran’ın yıllık askeri harcamalarının toplam 8 milyar dolar olmasıdır. İsrail’in 2024 yılı toplam askeri harcamalarının 46.5 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde, savaşın karakteri açık olarak ortaya çıkmaktadır. Savaşın karakteri konuşulurken dikkat çeken bir nokta, demokratik olmayan İran yönetiminin emperyalizm tarafından devrilmesiyle yaşanılacak rahatlama olmaktadır. Emperyalist saldırının meşrulaştırılmasına hizmet eden bu yaklaşım, örtük olarak Körfez Krallıkları’nda, Suriye’de, Mısır’da, Türkiye’de demokratik bir yapının var olduğunu ifade etmektedir. Öyle ya, El-Şara daha bir kaç ay önce Beyaz Saray’da değil miydi? Trump onun üzerine parfüm sıkmıyor muydu? Anti-demokratik rejimlere karşı demokrasi ve özgürlükler için savaşan emperyalizm anlatısı küflü raflardan yeniden çıkarılmaya çalışılıyor ancak hiç şansı yok. Her şey çırılçıplak orta yerde. İran emperyalizme boyun eğmediği için saldırıya uğradı. Haçlı Savaşçısı bozuntusu Amerikan Savaş Bakanı dün yaptığı açıklamada, “Yüce Tanrı bu mücadelede askerlerimizi kutsamaya devam etsin. Amerikan halkına sesleniyorum. Lütfen ailenizle, okullarınızda, kiliselerinizde diz çökerek İsa Mesih adına her gün onlar için dua edin.” dedi. Beyaz Saray’da Trump’ın etrafında toplanan Evanjelik faşistler direnen tüm Ortadoğu halklarına duydukları derin nefretle İsrail için ayinler düzenliyor ve bu anlayışın Ortadoğu’yu demokrasi için kana buladığı safsatası halen konuşulabiliyor.
Trump bir süredir Küba’yı “almaktan” yani ele geçirmekten söz ediyor. Haksız mı Trump? Ortadoğu’ya var da Küba’ya neden demokrasi taşınmasın? Küba halkı demokrasiye muhtaç değil mi? Kastro ailesi Küba halkını inim inim inletmedi mi? Küba halkı da başındaki diktatörleri devirip rahatlamalı! Küba’yı almak, devrim öncesinde bir Amerikan batakhanesine dönüştürülmüş Küba’yı yeniden kumar ve fuhuş merkezine çevirmenin kod adıdır. Küba’da petrol, doğal gaz ya da başka varlıklar yoktur ancak Amerikan emperyalizmi için fazlası vardır. Küba dünya halklarının haysiyetini, halklar arası dayanışmayı ve emperyalizme boyun eğmemeyi cisimleştiren bir örnek olduğu için “alınmalıdır”. Küba halkının hep olduğu gibi direneceği, askeri bir saldırıya yanıt vereceği biliniyor. Bu nedenle Küba halkı İran’daki direnişi kendi direnişi olarak sahipleniyor. Haksızlar mı?
