Cenk Ağcabay, Umut Yazıları

Duydunuz mu? İnsanları köleleştirmek suç değilmiş – Cenk Ağcabay

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, transatlantik köle ticaretini ‘insanlığa karşı işlenmiş en ağır suç’ olarak kınayan bir karar tasarısı üzerinde oylama yaptı. ABD, İsrail ve Arjantin karar tasarısı aleyhine oy kullandı. Sırbistan haricindeki tüm Avrupa ülkeleri çekimser kaldı. Bu tutumların alındığı karar tasarısında şu ifadeler bulunuyordu:

“Afrikalıların köleleştirilmesi ve Afrikalıların ırksal temelli köleleştirilmesi, dünya tarihindeki kesin kırılma noktası, ölçeği, süresi, sistemik yapısı, vahşeti ve tüm insanların yaşamlarını ırksal temelli emek, mülkiyet ve sermaye rejimleri aracılığıyla şekillendirmeye devam eden kalıcı sonuçları nedeniyle insanlığa karşı işlenmiş en ağır suçtur.”

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yapılan bu oylamada alınan tutumlar, sömürgecilik, emperyalizm ve kölecilik arasındaki yapısal bağıntıları ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler Haber Ajansı’nda tasarının gerekçesiyle ilgili şu ifadeler kullanıldı:

“400 yılı aşkın bir süre boyunca milyonlarca insan Afrika’dan kaçırıldı, zincirlere vuruldu ve Yeni Dünya’ya gönderilerek pamuk tarlalarında, şeker kamışı ve kahve plantasyonlarında kavurucu sıcakta ve kırbaç darbeleri altında çalıştırıldı. Temel insanlık haklarından ve hatta kendi isimlerinden bile mahrum bırakılan bu insanlar, nesiller boyu süren sömürüye maruz kaldılar ve bunun yankıları günümüzde de devam eden siyahi karşıtı ırkçılık ve ayrımcılık da dahil olmak üzere birçok soruna yol açtı.”

Tarihsel gerçeklerin dile getirildiği bu metnin emperyalistlerin yetkililerinde rahatsızlık yarattığı anlaşılıyor. Tasarıyı destekleyen Gana’nın devlet başkanı John Mahama konuşmasında Afrika’nın “onarıcı adalet” istediğini söyledi. Mahama’nın kullandığı “onarıcı adalet” kavramı önem taşıyor çünkü konunun sadece bir özürle geçiştirilmemesini, bu suçları işleyenlerin bedel ödemesi gerektiğine işaret ediyor. Sömürgeciler bu kavramla ne ima ediliyor iyi biliyorlar ve tutumlarını buna göre belirliyorlar. 1999’da Akra’da toplanan Dünyada Tazminat ve Uzlaşma İçin Afrika Hakikat Komisyonu’nun “köle ticaretine ve sömürgeciliğe katılan ve bundan yarar sağlayan bütün Batı Avrupa ve Amerika ülkelerinden ve kurumlarından” talep ettiği tazminat çerçevesinde sadece İngiltere’ye çıkarılan fatura 150 trilyon sterlin olmuştu. Akra Gana’nın başkentidir.

ABD’nin faşist şefi Donald Trump geçtiğimiz günlerde Beyaz Saray’ın yanındaki Eisenhower İdari Ofis Binası’nın bahçesine Kristof Kolomb’un bir heykelini diktirdi. Bu heykelin sembolizmini daha iyi kavramak için, Kolomb’un Haiti kıyılarına çıktıktan sonra patronu olan İspanyol Kraliyet ailesine yazdığı mektuba bakmak gerekiyor. Kolomb mektubunda Haiti’de karşılaştığı yerli halk hakkında şunları yazmıştı:

“Sahip oldukları şeylerle ilgili öylesine hilesiz ve cömert davranıyorlar ki, gözümle görmesem          inanmazdım. Onlardan herhangi bir şey istediğinizde asla hayır demiyor, tam tersine bütün içtenlikleriyle, sanki yüreklerini verirmişçesine sunuyorlar ellerinde ne varsa. Ne mezhep biliyorlar ne de put. Güç ve iyiliğin gökyüzünde olduğuna inanıyorlar. Bu cehaletlerinde kaynaklanan bir şey de değil: aksine son derece zeki insanlar bunlar, denizleri gezmişler, her şeyin kaydını tutuyorlar. Hindistan’a vardığımda bulduğum ilk adadaki bazı yerlileri zorla alıkoydum. Majesteleri kendilerine gerektiği kadar altın ve istedikleri kadar (putperestlerden seçilmiş) köle vereceğimi bilsinler.”

Kolomb yerli halkları şiddet kullanarak köleleştirdi ve seçtiği kölelerden bir grubu satılmak üzere Seville’ye gönderdi. Kolomb bir başka mektubunda keyif içinde yerli halkın köleleştirilmesiyle neler kazanacağından söz ediyordu:

“Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına, satılabilir durumda olan bütün köleleri yollayabiliriz. Yanlış bilgilendirilmediysem her biri 4000 ediyormuş. Burada yaşayan şeyler gibi görünseler de aslında çil çil altın anlamına gelen öyle çok köle ve kızılağaç var ki.”

Kolomb kendini Kutsal Savaş için yaratılmış bir Haçlı Savaşçısı olarak görüyordu. İdeolojik motivasyon kaynağı Kutsal Savaş’tan temelleniyordu. Amerika’nın sömürgeleştirilme sürecinde Kutsal Savaş ideolojisinin sağladığı motivasyon önem kazanmıştı. Sömürgeciler yerli halklara saldırmazdan önce aşağıda bir örneği bulunan konuşmaları yapıyorlardı:

“Reddettiğiniz ya da işi kurnazlığa vurup bizleri oyalamaya kalkıştığınız takdirde, sizi temin ederiz ki; Tanrı’nın da yardımıyla, var gücümüzle üzerinize saldıracağız, amansız bir savaş verip sizleri boyunduruk altına alacağız ve kilisenin ve hükümdarımızın egemenliği altına sokacağız. Sizi, kadınlarınızı çocuklarınızı köle haline getirip satacağız, Hükümdarımızın emriyle bedenlerinizi istediğimiz gibi kullanacağız, mallarınızı alacağız ve sizlere elimizden gelen her türlü kötülüğü yapacağız.”

“Yeni Dünya”da talan, soygun ve katliam sarmalı başladı. 1515 yılında, İspanya Afrika’dan Amerika’ya ilk köle partisini gönderdi ve Amerika’da yetiştirilmiş ilk şeker yükünü aldı. Gelişen plantasyonların gereksindiği işgücü köleleştirilen Afrikalılar’dan sağlanmaya başlamıştı. 1451 ile 1600 yılları arasında 275.000 Afrikalı köleleştirildi. Konunun araştırmacıları 17. yüzyılda 1.342.000 Afrikalı’nın , 18. yüzyılda 6 milyonun üzerinde Afrikalı’nın köleleştirilerek Amerika’ya getirildiği bilgisini paylaşıyor. Oylamada alınan tutumlar hakkında konuşan Mali temsilcisi Oumar MC Kone, BM kararında çekimser kalan Fransa, İngiltere ve Almanya gibi ülkelerin, Afrika üzerinde hakimiyet kurmaya dayalı bir yeni sömürgeci zihniyeti sürdürdüklerini belirtti.

Sömürgeci zihniyet olarak ifade edilen, emperyalist egemen sınıfın dünya hegemonyası arzusudur. Emperyalist egemen sınıf bu arzusundan hiç vazgeçmedi ama Ekim Devrimi ve Sovyet iktidarı ona sınırlar çizdi. Yirminci yüzyıl devrimleri bu sınırları güçlendirdi. Sovyet çözülüşü sonrasında emperyalist egemen sınıf yeniden sömürgeleştirme ve köleleştirme hamlelerine başladı. En son Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio Avrupalı ortaklarına yeniden sömürgecilik çağrısı yapmıştı. Gazze’de uygulanan soykırım bu eğilimin açık bir işaretiydi. İran ve Lübnan’ı Gazze’ye benzetme yolunda atılan adımlar tablonun daha iyi görülmesine olanak sağlıyor.

ABD, İsrail ve Arjantin’in oylamadaki tutumu dünya halklarına yönelik derin nefretin bir dışavurumudur. Dünyanın efendileriyiz, dünyanın geri kalanına düşen köleliktir diyorlar. İsrail askerleri Gazze’de 18 aylık bir bebeğe babasının gözü önünde işkence yaparken, en fazla Amerika’nın yerli halklarına kan kusturan Kolomb’ları anımsıyor. Ortadoğu halklarına yönelik emperyalist saldırganlıkla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki oylama bir bütünün parçalarıdır. Karl Marx anıt eseri Kapital’in birinci cildinde şunları yazmıştı:

“Amerika’da altın ve gümüş madenlerinin keşfi, yerli halkın kökünün kazınması, köleleştirilmesi ve madenlerin bunların mezarı haline getirilmesi, Doğu Hint Adalarının fethine ve yağmalanmasına başlanması, Afrika’nın, siyah derililerin ticari amaçlarla avlandığı alana çevrilmesi, kapitalist üretim döneminin şafağının işaretleriydi. Bu masalımsı süreçler ilk birikimin ana uğraklarını oluşturur.”

Marx’ın açtığı yoldan yürüyen devrimciler 20. yüzyılda emperyalist-kapitalist dünyanın efendilerine önemli darbeler vurdular ancak başladıkları işi tamamlayamadılar. Emperyalistlerin ve bölgesel işbirlikçilerinin saldırganlığı halkları yeniden köleleştirme programlarının ürünüdür. ABD’nin Ortadoğu’ya sevk ettiği yeni askeri birlikler saldırıları yoğunlaştırma yönünde adımlar atmakta olduğunu gösteriyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın perde arkasında savaş hazırlıkları yaptığı basına düşen haberler arasında. İran’ın geliştirdiği direniş, ABD ve İsrail’de cepheyi genişletme gereksinimi doğurmuş gibi görünüyor. Bölge ve dünya halkları gerçekleri açık bir biçimde görüyor ve bu nedenle emperyalist saldırganlığa karşı öfke dolu.

Körfez Krallıkları’nın Türkiye’deki AKP-MHP faşist iktidarının, Ürdün Kralı’nın, Suriye’deki Cihatçıların açıktan savaşa dahil olamamasının temel nedeni kendi halklarından duydukları korkudur. İran’da direniş eğiliminin güçlenmesi cepheyi genişletmeyi zorunluluk haline getirecektir. Cephenin genişletilmesi için çok mahir oldukları bir şeye, provokasyonlara ihtiyaç duyacaklar. Büyük provokasyonlar olmadan hiçbirinin kendi halkını savaşa ikna etmesi mümkün değildir.      

Paylaşın