Gündem

Korona sonrası günler neden “çok farklı” olacak – Cenk Ağcabay

Koronavirüs salgını yayılmaya ve can almaya devam ederken, birçok mecrada “Koronavirüs sonrası dünya” üzerine hararetli tartışmalar başladı. Bu tartışmalarda oldukça baskın olduğu gözlenen bir yaklaşıma göre, “korona sonrası dünya korona öncesi dünyaya hiç benzemeyecek, çok farklı olacak”.

Bu yaklaşım genel olarak kabul görüyor ve sıkça tekrar ediliyor ancak koronavirüs sonrası dünyanın öncesinden neden çok farklı olacağına dair hemen hiçbir ciddi argüman sunulmuyor. Koronavirüs öncesindeki dünya, emperyalist-kapitalizmin temel işleyiş mekanizmalarının biçimlendirdiği ekonomik, toplumsal ve siyasal egemenlik ilişkileri çerçevesinde yapılanmıştı.

Koronavirüs sonrası dünya da emperyalist-kapitalizme içkin işleyiş mekanizmalarının biçimlendirdiği sınıfsal ve siyasal egemenlik ilişkileri çerçevesinde yapılanacak. Koronavirüs günlerinin en fazla görünür kıldığı esas olarak, bizatihi bu mekanizmalardan köklenen ilişkilerin en çarpıcı sahneleridir.

Böyleyse, koronavirüs sonrası dünya neden ve nasıl “çok farklı olacaktır”?

Koronavirüs sonrası dünyanın “çok farklı” olacağına dair çok sayıda yorum son günlerde ortalığa saçılırken, emperyalist merkezlerde salgının tetiklediği ve derinleştirdiği ekonomik sarsıntı karşısında Finans-kapitalin hizmetkarı hükümetlerin gündeme soktuğu “kurtarma paketleri” nedeniyle bir dizi “yanılsama” ortamı kapladı.

Kapitalist devletin sınıf doğası ve onun özellikle kriz anlarında önplana çıkan “düzenleyici” rolü üzerindeki kavrayış zaaflarından beslenen “yanılsamalar” içinden geçilen günlerde kendini örtük ya da açık biçimleriyle ortaya koyuyor.

Şu ağır kriz günlerinde, ABD, Almanya, Fransa ve İngiltere hükümetleri halkına ihtiyaç duyduğu parayı dağıtıyormuş, bu hükümetler kriz anında ülkelerinin işçi ve yoksullarını gözeten tedbirleri hızla hayata geçirmeye başlamış. Sözü edilen bu tedbirler, çok sert bir ekonomik sarsıntı karşısında emperyalist merkezlerde yaşanması olası büyük bir ekonomik çöküşü engellemek, “piyasaları” yaşar kılmak temel hedefiyle kapitalist hükümetlerin devreye soktuğu ekonomik “düzenleme” mekanizmaları çerçevesinde işçi ve işsizlere aktarılan kırıntılardır.

Adı geçen tüm ülkelerde, “kurtarma paketleri” aracılığıyla işçi ve işsizlere aktarılan kırıntılardan çok daha yüksek devasa miktarlar sermayeye yönlendirilmiştir. Mevcut sınıfsal ve siyasal egemenlik ilişkileri çerçevesinde zaten başka türlü olması mümkün değildi. İşçi ve işsizlere aktarılan kırıntılar ayrıca şu kriz günlerinde sermayeye yönlendirilen devasa kaynakları halka son derece “sevimli” göstermenin çok elverişli bir unsurudur. Hepimiz aynı gemide değil miyiz? Öyleyse hepimiz payımıza düşeni kardeşçe almamalı mıyız…

Marksist iktisatçı Michael Albert, Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde devreye sokulan yeni “kurtarma paketlerini” incelediği yazısında, ABD hükümetinin 2 Trilyon dolar tutarındaki son paketinin 3’te ikisinin kapitalist işletmelere 3’te birlik kısmının ise milyonlarca işçi ve işsize yönlendirildiğini detaylarıyla gösterdi. (A war economy?March 30, 2020)

Hızla gündeme gelen ve kabul edilen paketlerin neden bu denli acil ve önemli olduğunu anlamak için; ABD’de işsizlikle ilgili son birkaç haftadaki gelişmelere bakmak gerekiyor. Geçen hafta açıklanan rakamlara göre, son iki hafta içinde Amerika’da işsizlik yardımına başvuran işçi sayısı 3.3 milyondu. Wall Street Journal’ın çeşitli iktisatçılarla birlikte gerçekleştirdiği bir araştırmanın sonuçlarına göre, geçen hafta bu rakama 3.1 milyon işçi daha eklendi. Çeşitli tahminler, yaza doğru ABD’de işsizlik oranının % 12 ile 15 arasında bir noktaya yerleşeceğini öngörüyor. Bu ABD’de, 1948 yılından beri görülen en yüksek işsizlik oranı olacak. İşsizlikte patlama yaşanıyor ve ABD’de bir zücaciye mağazası işleten Carol Schroeder, WSJ’ye salgın nedeniyle işyerini kapatmak zorunda kaldığı için 30 yıldır çalışan 20 işçisini işten çıkardığını söylüyor. O işten çıkardığı işçilere işsizlik sigortasına başvurmalarını söylemiş ve kendisinin de son pakette açıklanan devlet desteğine başvurmayı planladığını, alacağı devlet desteğiyle işçilerinin sağlık sigortasını ödeyeceğini ve işyeri açıldığında işçilerinin tekrar çalışmaya başlayacağından emin olduğunu dile getiriyor…

Kapitalizmde her zaman olan bir kez daha oluyor ve piramidin en tepesindekiler koronavirüs “düşmanı” aracılığıyla milyar dolarları, milyar euroları kaparken; küçük işletmeler onlarca yıldır çalıştırdıkları işçilerin birkaç aylık ücretini de kamusal kaynaklara yüklüyor. Koronavirüs sonrasında olacaklar ise daha önce olanlardan hiç farklı olmayacak; çarklar yeniden dönmeye başladığında, Carol Schroeder, işyerine dönen işçilere “hepimiz aynı gemideyiz”, “zor günlerden geçtik”, “şimdi herkesin fedakarlık yapması gerekiyor” diyecek ve onlarla yeni çalışma koşullarını, yeni ücretleri müzakere edecek. Yüksek işsizliğin zamanın “normali” olacağı günlerde “fedakarlık yapmayı” kabul etmeyenler her zaman olduğu gibi kapı dışarı edilecek, yerlerini kapının dışında bekleyenler alacak.

Emperyalist merkezlerde hükümetlerin “yardım paketlerinde” işçi ve işsizlere sunulan kırıntıların ne anlama geldiğinin en özlü ifadesi, Finans-Kapitalin en dolaysız sözcülerinden Wall Street Journal’ın “yardım paketi” ile ilgili geniş bir haberinde dile getirilmişti. Haberde, ABD Kongresinde “yardım paketinin popülist bir ters tepki” yaratması olasılığından duyulan tedirginlik vurgulanıyor, paketi müzakere eden Kongre üyelerinin Amerikan vatandaşlarına verilecek nakit yardımın mutlaka paketin içinde yer alması gerektiği yönündeki hassasiyetlerine işaret ediliyordu. “İş dünyasına” sunulan yardımla işçi ve işsizlere verilecek kırıntıların aynı paket içinde yer almasına yönelik hassasiyetin kaynağında, Kongre üyelerinde “iş dünyasına sunulacak yardıma yönelik eleştirileri keseceği” yönünde bir beklentinin bulunduğu ifade ediliyordu. (Challenge for Policy Makers: Rescue Economy Without Fueling Populist Backlash, March 17)

Herhalde bundan daha iyi ve açık ifade edilemezdi…

Emperyalist merkezlerin “yardım paketlerinden” örtük bir yeni “Keynesçilik” murad eden solcu iktisatçıların, emperyalist hükümetlerin işçi emekçi severliği sonucunu çıkaran solcuların hayli yaygın olduğu zamanımızda, Finans-Kapitalin sözcülerinin gerçekçiliği bunlarla çarpıcı bir karşıtlığa işaret ediyor.

Kapitalist hükümetlerin Neo-Liberalizmi terk edip yeniden “Keynesçiliğe” yönelmesinin temel koşulu, gerçek bir işçi sınıfı hareketinin ekonomik taleplerden siyasi taleplere uzanan devrimci bir program ve buna denk düşen devrimci bir örgütlülük ve mücadele düzeyi kazanması ve sermaye düzeninin burçlarını dövmeye başlamasıdır. Bunun olmadığı koşullarda, kapitalist hükümetlerin uygulayacağı ekonomiye “devlet müdahaleleri” sermayenin çıkarlarını önceleyen ve garantiye alan “düzenleme” pratikleri olacaktır ve olmaktadır.

Senelerce Neo-Liberal ekonomi politikalarının en katı icracısı konumunda bulunan Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi son “ekonomik paketler” ya da ekonomiye sözde “devlet müdahaleleri” hakkında Financial Times’a konuştuğunda sözünü ettiğimiz durumu en açık biçimiyle ortaya koyuyor.

Ekonomideki sarsıntı ve derinleşen kriz karşısında diyor Draghi, “yanıtın kamu borcunda önemli bir artışı kapsaması gerektiği açıktır. Özel sektörün gelir kayıpları -ve bu boşluğu doldurmak için yükselen borçlar- sonuçta bütünüyle ya da kısmen devletin bilançosunda emilmelidir. Çok yüksek seviyede kamu borçları ve özel borçların silinmesi ekonomimizin sürekli özelliklerinden biri olacaktır.”

Korona sonrasına ilişkin öngörülere bakarken, sözde yeni “ekonomik paketlerle” uygulanmaya başlayan ve derinleşerek devam edecek yönelişin en açık ve doğrudan ifadesi olan bu sözlere dikkat çekmek gerekiyor. Devlet bilançolarında emilecek özel sektör gelir kayıpları şeklinde ifade edilen, sermayeye kaynak aktarımının “ekonominin sürekli özelliklerinden biri” haline gelmesidir.

Finans-Kapitalin rafine sözcülerinden The Economist’te salgının dünya ekonomisi üzerinde yarattığı etkiler ve korona sonrasına dair görüşlerini ifade ederken en az Draghi kadar gerçekçi bir yaklaşım ortaya koymuştu. Economist Apple şirketi örneğini veriyor, Apple’ın krize 207 milyar dolarlık bir nakit yığını ile girdiğine dikkat çekiyor ve uzun vadede bu kapsamdaki firmaların “yeni yatırımlarla pazarın daha geniş bir kısmına yayılarak ve zayıflamış rakiplerini satın alarak” salgından avantajlı çıkmasının kuvvetle muhtemel olduğuna işaret ediyordu. (The pandemic shock will make big, powerful firms even mightier, 26 March)

Economist yaşanan ekonomik sarsıntının sonuçları hakkında konuşurken gerçekçiliği elden hiç bırakmıyor ve “ekonomik darboğaz dönemleri” diyor, “kapitalizmin sınıflandırma mekanizmasıdır, zayıf iş modellerini ve gergin bilançoları açığa çıkarır.” Kapitalizmin “sınıflandırma mekanizması” olarak kriz hükmünü yürütecek ve bu süreçte güçlüler zayıfları yutarak daha da güçlü olacak. Yani Finans-kapitalin açık sözlü temsilcilerine göre, kapitalistlerin tümü bile aynı gemide değiller, kriz dönemleri büyüklerin küçükleri gemiden denize itmeleri için en uygun koşulları oluşturuyor.

Korona sonrası dönemin Finans-kapitalin halka yönelik sert bir sınıfsal saldırısıyla karakterize olacağını onun rafine sözcüleri açıkça dile getirirken, eve kapanmış sürekli ellerini yıkamakta olanların korona sonrası dönemin “çok farklı olacağına” dair temelsiz söylemleri ciddiye alınabilir mi?

Dünyanın birçok ülkesinde halk “olağanüstü durum” gerekçesiyle evlere kapatıldı ama bir yandan da hayat kesintisiz devam ediyor, temel ihtiyaç maddeleri market raflarını dolduruyor. Patronlar korunaklı malikanelerinde keyif çatıyor, işyerlerini yöneten müdürler, şefler evlerinden ya da zaman zaman “tedbirli” ziyaretlerle üretim ve dağıtım süreçlerini kontrol ediyor. Emekçiler kesintisiz üretmeye devam ediyor. Korona günleri, hayatın devamlılığının temel itici gücünün, toplumsal varoluşun vazgeçilmez öznesinin hayatı kafa ve kol emekleriyle her gün yeniden üreten emekçiler olduğunu en canlı haliyle gözler önüne seriyor.

Ne malikanelerine çekilmiş asalakların ne de onlar adına iş süreçlerini kontrol edenlerin vazgeçilmez bir konumu var. Kapitalist üretim ve mülkiyet ilişkilerinden köklenen toplumsal ve siyasal egemenlik biçimleridir bu asalakları “vazgeçilmez aktörler” aktörler konumuna getiren. Bu nedenle, korona sonrası dönemin “çok farklı olmasının” önkoşulu bu toplumsal ve siyasal egemenlik ilişkilerini zora dayalı bir devrim yoluyla yıkacak emekçilerin devrimci eylemidir.

Finans-kapital tüm araçlarıyla saldırı hazırlıkları yapıyor, salgın aracılığıyla yarattığı sosyo-psikolojik ortamı kullanarak emekçilere karşı savaşın cephelerini tahkim ediyor. Önümüzdeki aylar emekçilere sadece yaygın işsizlik ve daha fazla yoksullaşma vaat ediyor. Bu nedenle, vaaz edilenin aksine, halklar sosyal barışa değil sınıf mücadelesini yükseltmeye ihtiyaç duyuyor. Salgın sürecini sınıf mücadelesinde bir tür “ateşkes” olarak algılayanlar, bunun “tek taraflı bir ateşkes” olduğunu saldırı daha görünür hale geldiğinde daha iyi anlayacaklar.

Yapılan bir açıklamaya göre, Mart ayında Amerika’da 2 milyon adet silah satışı yapıldı ve bu rakam silah satışlarında bir patlama yaşandığı anlamına geliyor. Amerika’da bireysel silahlanmanın çok yaygın olduğu biliniyor ancak Mart ayındaki bu patlamanın esas olarak salgın sürecinin yarattığı “geleceği dair belirsizlik psikolojisinin” ürünü olduğu ileri sürülüyor. Silah satışı patlamasını değerlendiren Amerikalı bazı sosyal bilimciler, bu durumun salgın koşullarında yaşanması olası “toplumsal karışıklıklara karşı halkın kendi güvenliğini sağlama arzusundan” kaynaklandığını ifade ediyorlar. (Second-Highest Ever: March Gun Sales Spiked as Virus Fears Grew, April 1)

Güney İtalya’da marketlere ödeme yapılmaması çağrılarının yükselmesi ve marketlerden alışveriş yapan bazı grupların “paramız yok, evde yiyecek yok, açız” sözleriyle ödeme yapmayı reddetmesi üzerine bölgenin büyük marketlerinin çevresi polisler tarafından kuşatılmaya başladı. Napoli’de bir kilise yardım kurumunu yöneten rahip Salvatore Nerrusa Guardian gazetesine yaptığı açıklamalarda, “halk şimdi daha çok korkuyor ama virüsten değil açlıktan” diyor ve ekliyor “birçoğu işini kaybetti ve açlık korkusu yaşıyor.” Bir restoranda garson olarak çalışan ve bu süreçte işini kaybeden 2 çocuk sahibi Paride Ezzine, çok zor günler geçirdiklerini, borçlu olduğu bankaya bu dönemde ödemeleri yapamayacağını anlattığını, ödeme taksitlerini ertelemelerini talep ettiğini ancak “hayır” yanıtı aldığını ifade ediyor. Bu durum diyor Ezzine, “bizi dizlerimizin üzerine çökertiyor”. (Singing stops in Italy as fear and social unrest mount, 1 April)

Son tahminlere göre, bu süreçte İtalya’da en az 3 milyon işçi işini kaybetti. İtalyan hükümetinin “yardım paketinde” işçi ve işsizlere sunulan kırıntıları İtalya’nın yerel yöneticileri dahi protesto etti, sunulan yardımların yetersizliği vurgulandı. Bir yerel yöneticinin özgün ifadesiyle yardımlar “ancak çerez parasına” denk düşüyor. Güney İtalya’daki bir Terörle Mücadele yetkilisi, durumun hassasiyetini vurguluyor ve internet üzerinden “marketlerin yağmalanması çağrısı yapan ‘Ulusal Devrim’ grubunun” bölgenin eski hırsız ve suçlularından oluştuğunu, onların bu hassas koşulları istismar etmek istediklerini ileri sürüyor. Yetkili, Güney İtalya’daki yoğun yoksulluk nedeniyle insanların yaşamını sürdürmek için genellikle suça bulaştıklarını, bugünlerde bu durumun daha da yaygınlaşma tehlikesi taşıdığını sözlerine ekliyor.

Palermo Valisi Leoluca Orlando La Stampa gazetesine yaptığı açıklamalarda, şehirde marketlere para ödememe çağrılarının arttığını, sosyal hoşnutsuzluğun şiddete yol açma tehlikesi yarattığını belirtiyor. İtalya’da yaşananlar, korona sonrası günlere dair önemli işaretler sunuyor; İtalya’da Covid-19 nedeniyle yaşanan ölümlerin büyük çoğunluğu hoşnutsuzluğun büyük olduğu Güney İtalya’da değil Kuzey İtalya’da gerçekleşiyor. Ekonomik koşullardan kaynağını alan büyük öfke ise Güney İtalya’da vücut buluyor.

İtalya örneğinde gözler önüne serilenler, korona sonrası dönemde toplumsal sahneyi kaplayacak görüntülerin ip uçlarını veriyor. Emekçilere dünya çapında yönelecek ölümcül sınıf saldırılarına karşı devrimci sınıf perspektiflerini, proletarya sosyalizminin bayrağını yükseltmek içine girilen sürecin ilk önceliği olarak beliriyor.

Paylaşın