Birleşik Gençlik tartışması, bir süredir irili ufaklı da olsa gençlik örgütlerinin gündemlerine yerleşmiş durumda. Bu tartışma, kimi cephelerde niyetler ve yazılı metinlerle açığa çıkarılırken kimi cephelerde ise belirli pozisyonlarda konumlanışı doğurdu. Elbette bu tartışma konusu ve ardından gelişen süreçler, ansızın akıllara gelen bir fikrin ürünü değil; tarihin, sürecin ve gerekliliğin ürünüdür.
Gençlik nezdinde inşa edilecek bir birleşik mücadele hattında en belirleyici nokta, mevcut durumu tahlil etmek ve mevcut durumu aşacak olguları yaratacak politik-pratik sıçramaları örgütlemektir. Bu noktada gençliğin yüzleşmesi ve karşı konumlanışı sağlamlaştırması gereken en çıplak gerçek, faşizmdir. Faşizme darbe vuracak gücü açığa çıkarmak için hedef dâhilindeki gereklilikleri görüp bu gereklilikler çerçevesinde güçlü bir plan, program ve pratik ortaya koyarak harekete geçmek gerekir. Bu nedenle Birleşik Mücadele konusunu stratejik ve taktiksel olarak bütünlüklü ele almak gerekir. Taktik ittifakların, esasta stratejiye hizmet etmesi, stratejiyi güçlendirmesi ve stratejinin programında yol açıcı olma niteliği taşıması gerekir. Nicel hesaplamalara takılı kalıp tartışmayı “güç- güçsüzlük” üzerinden ele alan yaklaşımlar, nesneleştirici savrulmalara yol açar. Dolayısıyla yukarıda bahsettiğimiz belirleyici nokta olan mevcut durumu aşacak olguların yaratılması bir yana, mevcut duruma hapsolma hali açığa çıkar. Bugünün ihtiyacı ise, yeniyi yaratma cüretini kuşanan, sevk ve idare kabiliyetine sahip birlikte kurulacak nitelikli ve ortak bir akıldır. Destekçi bir pozisyona çekilip süreci uzaktan izlemek yerine inşacılığı üstlenmektir, kolektif öncülüğün imkânlarını yaratmaktır. Özetle, gençliğin birleşik mücadeleyi temellendirmesi gereken zemin, niceliksel noktalar değil; devrimci gençlik mücadelesini ileriye taşıyacak niteliksel sıçrama noktaları olmalıdır.
Faşizmin bütünlüklü saldırıları sonucu uzun süredir bir sıkışmışlık halinde olan ve mevcut durumdan çıkış arayan gençlik özneleri toplamından söz edebiliriz. Gençlik, her ne kadar bir arayış içerisinde olsa da belirli bir rotası olmayan, yalnızca gündelik politikanın ihtiyaçlarına yönelik hamleler üreten mevcut haliyle, bu çıkışı yakalayacak bir konumlanış içerisinde değildir. Belli dinamiklerin kendiliğinden açığa çıkacağını bekleyen bu sıkışmışlık hali eleştirilmesi gereken bir noktayken tersinden bir hareketlilik hali bulunan, ancak bu hareketliliği “en doğru ben bilirim” sekterliğine dayandırarak kendi stratejik hattı ve pozisyonu dışında yeniye kapalı olan konumlanışlar da eleştirilmesi gereken bir sıkışmışlıktır. Gençlik, saldırıları bertaraf edecek dinamikleri açığa çıkartmak için mücadeleyi “nicel hesaplamalar” ve “güçsüzlük” kavramlarında temellendirmekten sıyrılıp devrimci mücadeleye programatik hedefler bütünlüğü ile yaklaşmalıdır. Verili duruma hapsolmaktansa verili durumu aşma noktasında elbette cesaret göstermemiz de gerekmektedir. Ancak bu cesareti yalnızca gençliği taktik yönetimine alan sisteme ve sistemin yürütücülerine karşı değil; kendi dar grupçu anlayışlarımıza, “protestocu yaklaşımla” yetinen ruh halimize; statükocu, keyfiyetçi yaklaşımlarımıza karşı da göstermemiz gerekmektedir. Çünkü bugünün ihtiyaçlarından biri de devrimci mücadelede öfkeyi ve cesareti diri tutmaktır. Ancak öfkeyi bileye bileye güvenlikli alanlara hapsolup sessizleşen; korkunun cesareti çürütmesine rıza göstererek öfkenin sokaklardan akmasının önünü kesen ve devrimci mücadeleyi sanal ortamlara, kapalı salonlara taşıyan mücadele anlayışı bu ihtiyaca karşı da üç maymunu oynar.
Sürecin gerekliliklerini bütünlüklü ele alamamak ve bir takım teorik-politik “bahanelere” sığınmak yalnızca çözümsüzlüğü örgütler. Kendini çözüm gücü olmaktan uzaklaştıran her yapı ya da özne de sorun girdabında kulaç atmaya mahkûm hale gelir. Faşizmin saldırıları karşısında politikasızlığın politikasını üretmek, “hiçbir şey yapmadığımız halde saldırıyorlar” mağduriyetine dayanan bir siyasi hattı ortaya çıkarır. Bu hat, devrimci mücadeleye hizmet etmediği gibi devrimci mücadelenin önüne dikilen bir bariyerdir. Bu durum aynı zamanda çözüm için bir şey yapma, daha fazla şey yapma gerekliliğini de gözler önüne serer. Çünkü esasında saldırıların bir sebebi de direniş hattının geriden kurulması, savunma pozisyona kitlenerek karşı-atak pozisyona geçmenin göz ardı edilmesidir. Çözümü öz gücünde görmek; mağduriyete dayalı, bir takım talepler ekseninde ilerleyen mücadele hattını cürete dayalı, değişim ekseninde inşa edilen bir mücadele hattına taşır. Bu durum cevaplanması gereken bir soru yaratıyor: Öz gücüne güvenen bir örgüt yetinen midir uzanan mı?
Türkiye’de Gençlik Hareketi’nin son 10 yılına baktığımızda elbette üstüne toprak atmamız gerektiğini iddia etmek gerçeklikten çok uzak bir değerlendirme olur. Gençlik, yer yer faşizme geri adım attıran, yer yer sistemin güvenlikli ve sürdürülebilir yapısını sekteye uğratan hamlelerin öznesi olarak kendini var etmeye bu süreçte de devam etti. Ancak tersinden, tarihten bu yana gelen hegemonyasını, gençlik kitlelerinin hareket ettirici gücü olma halini koruduğunu iddia etmek de sürece tozpembe gözlüklerle bakmaktan öte bir durum değildir. Bu durumu yaratan akıl, sisteme karşı konumlanmaktansa sisteme göre konumlanmaya ikna olma aklıdır. Yetinen-uzanan ayrımı, kendini en net bu denklemde gözler önüne sermektedir. Çapı belli olan bir çemberde merkezden en uzağa gitmek bir hareketliliktir; ancak aynı zamanda sistem tarafından çizilen sınırla yetinmektir. Bu hareketlilik sistemin huzurunu bozabilir ya da sisteme anlık geri adım attırabilir ancak fazlasını yaratacak potansiyeli yoktur. Kontrol mekanizmasını egale edip çemberin dışına çıkmak ise hali hazırda krizlerle boğuşan sistemin kendini yeniden üretmesini engelleyen dinamikleri doğuracak, özgürlüğe uzanan yegâne hamledir.
“Gençlik Örgütleri” Toplamı İhtiyacı Karşılar mı?
“Gençliğin Birleşik Mücadelesi” tartışmalarının gündemleşmesi ve sonrasında girilen inşa süreci boyunca akıllarda iki büyük soru işareti oluştu: birincisi, Gençlik Örgütleri toplamının hedeflenen yapıyı karşılayıp karşılayamaması; ikincisi hedeflenen yapının Gençlik Örgütleri’ni bölmeye yönelik bir hamle olup olmadığı.
Çoğunlukla takvimsel eylemleri ve küçük ölçekli refleksi işleri örgütleyen bir toplam olan Gençlik Örgütleri, eylem birliği çerçevesinde bir araya gelen taktiksel bir hamlenin ürünüdür. Gençlik öznelerinin birleşik mücadeleyi gündemine almasında etkili olan en önemli noktalardan birini de bu toplamın yarattığı bir takım dinamikler ve arayışlar oluşturmuştur. Kendini konumlandırışı itibariyle Türkiye Gençlik Hareketi için her ne kadar önemli bir yere sahip olsa da güncel süreçte gençliğin ihtiyaçlarına yanıt olacak yapıya sahip değildir. Bunun temel nedeni, aslında bir yapısının olmayışından kaynaklıdır. Yalnızca var olan gündemlerin peşi sıra hareket eden bir toplam, hareketliliği sağlamış olsa da bu hareketlilik yukarıda bahsedilen çapı belli olan çemberde gerçekleşmiş bir hareketliliktir, bünyesinde çözümü doğuracak potansiyeli barındırmaz. Oysa güncelin gençlik öznelerine zorunlu kıldığı durum, öz gücüne dayanarak gençliğin kendi gündemlerini yaratması ve çıkışı örgütlemesidir. Gençliğin özgürlük mücadelesinin kilit taşı olan bu çıkış, ancak ortaklaşmış bir zeminde politik tartışmalara paralel pratik hattın; gençliği sistemin taktik-yönetiminden çıkarak militan-meşru bir hattın sokakta örgütlenmesiyle, ortak bir plan, program ve ilkeler dâhilinde hareket eden bir yapının inşasıyla mümkündür. Dolayısıyla akıllardaki bu soruların cevapları da göz önündedir. Gençlik Örgütleri toplamını bölme olarak ifade edilen eleştiri, esasta statükocu, yetinmeci çizgiyi savunmak için ortaya atılmış suni bir eleştiridir. Gençlik kitleleriyle buluşma ve kitleleri harekete geçirme noktasında şablonculuk değil, çeşitlilik önemlidir. Dolayısıyla ortaklaşmış bir strateji çerçevesinde gençlik örgütlerinin birbirlerine ideolojik hegemonya ya da hiyerarşi dayatmadan her örgütün ilkeler dâhilinde kendi anlayışlarını ortak akla katması mücadeleyi büyütmeye hizmet eder. Bu mücadele uyumu, hiçbir mekanizması olmayan, dayatmacı anlayışlarla ilerletilen bir yapıda değil; ortak aklın ürünü olarak inşa edilecek birleşik mücadele zeminlerinde kendini var edebilir. Bu doğrultuda kitleselleşmeyi önüne koyarak “gençliğin öz örgütlülüğü” hedefiyle inşa edilen bu yapı, eleştirildiği gibi daraltıcı değil, tam tersi gençlik mücadelesini “siyasi özneler toplamından” çıkaracak genişletici ve aynı zamanda derinleştirici bir yapıdır.
Türkiye Gençlik Hareketi’nin büyük bir kısmı mevcut durumları tahlil etmede eksiklik yaşamamaktadır. Verili durumların analizleri, faşizmin bütünlüklü saldırılarının gençliğe yansımaları, iktidar bloğunun içte ve dışta savaş temelli politikaları büyük oranda doğru okunabilmektedir. Ancak bir denklemin oluşması için iki eşitliğe aynı anda ihtiyaç vardır. Gençliğin eksik bıraktığı nokta, bir kesimce çözümü örgütleme cüretini göstermemeyken bir kesimce de çözümü yarına öteleme halidir. Bu iki durumun da nihai olarak hedefe hizmet etmediğini deneyimleyerek gördük. Dolayısıyla kendini konumlandırışı itibariyle sıçrama tahtasında bir adım olan ancak verili durumu fazlası için yeterli olmayan bir yapıyla yetinmektense faşizmin korkularını derinleştiren ve faşizmi alaşağı edecek özgüveni bünyesinde barındıran bir hatta uzanmak; niyetinde samimi, hedefinde kararlı her özne için bir zorunluluktur. Bugün gençlik, faşizmin bütünlüklü saldırıları karşısında irade göstermeyi ve kitleselleşmeyi ertelenemez bir görev olarak önüne koyuyorsa, mevcut duruma gerçekçi bir bakış açısıyla yaklaşıp eyleme geçme sorumluluğunu da üstlenmelidir. Faşizmin gençliği doğrudan hedef aldığı Suruç Katliamında dahi örgütlü gençliğin aritmetik ortalamasından daha büyük bir potansiyel açığa çıkaramayan gençlik öznelerinin gençlik kitleleriyle buluşma noktasında gerçekçiliğe ihtiyacı vardır. Bu gerçekliği gören yerden bir iddia ile atılmış adımları büyütmek, anti-faşist birlikteliği esas alacak zeminlerin örgütlenmesinde inşacılığı üstlenmek, yazılı metinlerden çıkarak eyleme geçmek gençlik öznelerini kitlelerle buluşturacak ve kitleleri harekete geçirecek tek yoldur.
Devamı Gelecek…
