Gündem

“Faşizmi yıkacak güç birleşik devrim gücüdür!”

Kadınların Birleşik Devrim Hareketi (KBDH) Genel Konsey üyesi Hevi Sarya ve Halkların Birleşik Devrim Hareketi (HBDH) YK üyesi Tekin Yoldaş, Delal Devrim’in sunduğu Medya Haber Özel Program’ında gündemi değerlendirdi.

Programda dünyada yaşanan gelişmeler ve AKP- MHP iktidarının yeni savaş konsepti değerlendirilirken önümüzdeki sürece dair de mücadeleyi yükseltme çağrısı yapıldı. Programda şunlar konuşuldu;

Delal Devrim: “Çıkmazda olan, kendini ülke içinde ve ülke dışında saldırganlıklarla ayakta tutmaya çalışan AKP-MHP faşizmi savaş konseptini Medya Savunma Alanları, Rojava ve Yunanistan üzerinden kuruyor. Siz AKP-MHP faşizminin savaş konseptini nasıl yorumluyorsunuz?“ 

Hevi Sarya: “Öncelikle özgürlük, devrim ve sosyalizm mücadelesinde şehit düşenlerimizi saygıyla anmak istiyorum. Şehitlerimizin hesabını soracağız! Ve mücadelemizi mutlaka ama mutlaka zaferle taçlandıracağız. Sorudan başlayacak olursak, kapitalist emperyalizm çok ciddi bir ideolojik, örgütsel, siyasal kriz içerisinde. Yani bu sıradan bir kriz değil. Çok ciddi yapısal bir kriz ve bu yeni durumun ortaya çıkardığı sonuçlara baktığımızda bir nevi krizden çıkış yolu olarak sürekli sermayenin sömürüsünü arttırmak durumunda. Sermayenin sömürüsünü katmerlendirme politikası da onu daha sert bir devlet siyasetine başvurmaya götürüyor. Ve bunun kaçınılmaz sonuçları da sömürü siyasetidir, faşizmdir. Devletin aslında baskı ve zor aygıtı olarak çok daha fazla işçiler, emekçiler, ezilenler, kadınlar, gençler üzerinde bir kontrol mekanizmasına dönüştürülmesidir. Yani devlet tam bir güvenlik devleti halini alıyor, burjuvazi açısından. Özellikle bunun ortaya çıkardığı diğer bir sonuç mali ekonomik sömürge ülkeler bunu daha derinden yaşıyor. Örneğin, Ukrayna-Rusya arasında gelişen savaşa baktığımızda da bundan ilk etkilenen ülkeler mali ekonomik yönden sömürülen ülkeler oldu. Sri Lanka isyanı bunun somut bir örneğidir. Ekonomisini bu düzeyde emperyalist devletlere de belli yönleriyle bağlı olarak sürdüren tekelci burjuva devletler dolayısıylada daha fazla ucuz iş gücü cenneti pozisyonunda ve dünya emperyalistleri de kendilerini daha fazla böyle pazarlayabilir. Türkiye’nin de, yani faşist Türk burjuva devletinin de uyguladığı siyaset tamda bunun sonucu. Yani örneğin, bir taraftan bölgesel bir devlet olma arayışı içerisinde. Türkiye ve Kuzey Kürdistan hattına baktığımızda faşist Türk burjuva devleti ve onun bugünkü iktidarı olan AKP-MHP’de somutlanan bu rejim Yunanistan’dan Ukrayna’ya, Ermenistan-Azerbaycan’dan tüm Kürdistan‘a yönelik siyasetiyle, Doğu Akdeniz’e, Libya’ya, Filistin-İsrail arasındaki savaşta dahi devreye girebiliyor. Somali’sine kadar gidiyor. En son bu Tacikistan-Kırgızistan arasındaki savaşa dahi yeni bir Türk devleti diyerek orada da bir rol oynamaya çalışıyor. Yani bu onun bölgesel bir devlet olma isteğidir, yayılmacı bir devlet pozisyonudur. Ve bu da onu savaş siyasetine götürüyor ama en temel örneği ise Kürdistan’daki sömürge siyasetidir. Şöyle bir örnek verecek olursak, yakın bir zaman önce Azerbaycan-Ermenistan arasında yeni bir Türki devlet kuruldu. Bu yeni Türki devleti de ilk tanıyan AKP-MHP iktidarı oldu. Hemen Ankara’da bir elçilik tanıdılar. İlk resmi tanıyan Türk devleti oldu. Ama bir taraftan da Kürdistan’daki yüz yılı aşan Kuzey Kürdistan’daki sömürgeci pozisyonunu düşünelim. 40 milyonu aşkın nüfusu olan bir Kürt halkı gerçeği ve bu kadar köklü bir tarihsel mücadele var. Yani bugün Kürtlerin statü kazanması karşısında azgınca, faşist bir politika uyguluyor. Binlerce nüfusu olan bir tane yeni Türki devletini tanıyan ilk devlet pozisyonunda olabiliyor. Burda işte şöyle çıkar siyasetinin önceliklerin ne olduğunun belirleyici olduğunu görüyoruz. Azerbaycan-Ermenistan savaşına girerken bile doğrudan Türk sermayesinin çıkarları, örneğin ordan bir tane koridor, o koridar üzerinden demir yolu hattını inşaa etmek, Rusya’yla kuracakları aynı zamanda ticari ilişkiler. Çünkü bu plana Rusya da izin vermiş. Traji komik bir örnek olduğu için bunu söylüyoruz. Ama Kürdistan’daki o yüz yıllık sömürge siyasetinde ise ısrarcı. Yani bugün AKP-MHP’nin savaş konseptine baktığımızda heralde daha önceki iktidarlardan çok daha fazla sömürgeci ve faşist politikaları uygulama konusunda kararlı olduğunu görüyoruz. Bir taraftan Kuzey Kürdistan’daki sömürgeci boyunduruğunu sürdürmeye çalışıyor. Bu kadar büyük bir halk isyanına rağmen Kürdistan’daki devrimci duruma rağmen, Kuzey Kürdistan’daki yüksek düzeyde gerilla savaşına rağmen halen orada. Mesela neyine güveniyor ? Çapı ne ? Bu bir başka tartışma konusu ama bir ısrar var, bir taraftan da yayılma siyaseti uyguluyor. Başur Kürdistan’daki pozisyonu, Rojava’ya yönelik işgal hevesleri… En temel siyaseti budur. Yunanistan konusuda evet bir boyutu Kıbrıs‘taki işgalci pozisyonu ve bunu her tehdit eden yeni gelişme Türk devletini de kaygılandırıyor. ABD’nin Güney Kıbrıs‘a silah abargosunu kaldırması mesala, yada Yunanistan’a patriot füzesi noktasında yaptığı anlaşma, F-16 uçakları vereceğini söylemesi. Bunlar Türk devletini kaygılandırıyor. Çünkü denge siyaseti, tüccar siyaseti izliyor. Yani ABD ve Rusya emperyalizmi arasındaki geliş gidişlerinde özellikle en temelde Kürdistan’daki varlığını koruyabilme ve daha fazla sürdürebilme, ilerletebilme. Buralardaki yaşanan kimi sürtünmeler yani kimi emelleri çok hızlı cevaplanmayınca Yunanistan kartını hemen devreye sokabildi. Oradaki politikası evet ırkçılık, şövenizm, milliyetçilik Türk devletinin siyasetidir. Bunun bir boyutu da Rum karşıtlığıdır yada bir boyutu evet Yunanistan devleti karşıtlığı üzerinden de bir kitle tabanı oluşturmak istiyor. Seçim öncesi böyle bir siyasete ihtiyacı var. Kürt halkına yönelik uyguladığı siyaset yetmiyor. Bir vatanseverlik politikasının parçası olarak bunada ihtiyacı var. Ama çok gerçekçi öncelikli bir sorun değil. Yani bunun arkasında daha çok pazarlık masasında alamadıkları ve kaybettikleri ile ilgili bir politikadır. Özünde, esasında faşizmi sürdürebilmek, sömürge siyasetini sürdürebilmek en temel gündemi. Savaş siyasetinden beslenen bir iktidar gerçekliğiyle karşı karşıyayız.

Delal Devrim: “Tekin Yoldaş, sizinle devam edelim. HBDH’nin “Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” hamlesi 2 yılı geride bıraktı. Bu hamle birleşik devrim mücadelesi için ne ifade ediyor ?“

Tekin Yoldaş: “Her şeyden önce sözlerime başlarken Halkların Birleşik Devrim mücadelesinde ölümsüzleşen yoldaşları saygıyla selamlamak istiyorum. Onların anısı, aziz hatırası bizlerin mücadelesine yol göstermektedir. HBDH, biliyorsunuz 12 Mart 2016’da kuruluşunu ilan etti. Aslında AKP-MHP faşizminin Medya Savunma Alanları, Türkiye işçi ve emekçileri, Kürdistan çoğrafyasına savaş ilan ettiğinde, aslında Türkiye ve Kürdistan Birşeşik Devrimi için ona bir cevap olarak kuruldu. Tabi HBDH’ın kuruluşu düşman cephesinde büyük bir korku ve kaygı yarattı. Devrimci cephede, halklar nezlinde moral yarttı, bir değer yarttı. 15 Ekim 2020’de HBDH “Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” hamlesiyle aslında HBDH’ın yarattığı bu etkiyi somutlamış oldu. Bunu Türkiye coğrafyasına, işçi sınıfına, emekçilere halkımıza, kadınlara, gençlere taşımış oldu. Bu anlamıyla aslında HBDH’ın, bir araya gelmenin yarattığı enerji somutlaşmış ve hedef kitlesiyle buluşmuş oldu. Böyle görmek lazım. Bu anlamıyla çok net bir şekilde diyebilirizki, gerillanın direnişi, kentlerde milis eylemleri, işçilerin-emekçilerin direnişi bununla buluştu. Bu anlamıyla hamle,  “Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” hamlesi kapsamında gerçekten HBDH bileşenleri büyük bir performans gösterdiler, büyük emek verdiler. Hamle kapsamında yüzlerce eylem gerçekleştirildi. Dağlarda, Medya Savunma Alanları‘nda HBDH adına yapılan eylemler oldu. Aynı zamanda Türkiye metropollerinde özellikle bu savaş politikasını, faşist rejimi, onun işbirlikçilerini, ajan-provokatörleri, halkımızı yozlaştırmaya çalışanları, onu değersizleştirmeye çalışanları hedef aldık. Bu anlamıyla ben, hamlede emek veren bütün yoldaşları buradan bir kez daha selamlamak istiyorum. Bu anlamıyla bu hamle çok değerli ve önemli bir tarihsel momentumda bir misyona sahip. Bugün hamlemiz 2. yılı geride bırakırken aslında konsept daha da sertleşmiş durumda. Bir tarafta faşist rejim ciddi bir krizle karşı karşıya. Artık her geçen gün meşruiyetini kaybetmiş bir iktidar var. Yoksullar, emekçiler, Kürt halkı nezdinde meşruluğu tartışılıyor bu iktidarın. Diğer tarafta da iktidarı kaybetmemek için her türlü baskıyı, her türlü zulmü gösteriyor. Zindanlarda insaları katlediyor, sokaklarda insanları katlediyor. Medya Savunma Alanları‘ndan Rojava’ya oradan Akdeniz’e… bütün coğrafyada savaş ve sömürüyü temsil eden bir iktidar var. Dolayısıyla aslında şu, Türkiye ve Kürdistan Birleşik Devrimi‘nin gerçekleşmesi hem Türkiye devrimi için hem bölge devrimci güçleri için bir fırsat olacaktır. Türkiye faşist rejiminin, Erdoğan rejiminin yıkılması Türkiye ve bölge devrimi için stratejik öneme sahip. Bu anlamıyla hamlemizin bu aşaması daha da güçlü bir şekilde örgütlenmeli, daha güçlü bir şekilde onu örgütlemek onu hedeflediği toplumsal kesimlerle buluşturmak hedefimiz. Gerilla Medya Savunma Alanları‘nda güçlü bir direniş gösteriyor. Faşist iktidar tüm tekniklerini kullanıyor. Kimyasal silahlar kullanıyor, son teknoloji kullanıyor ama gerillanın direnişi ve iradesi karşısında çaresiz kalmış durumda. Aynı zamanda Türkiye metropollerinde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun tüm tehditlerine ramen, bütün o yakalarız, buluruz, ederiz demesine rağmen HBDH’ın eylemleri engellenemiyor. Başlangıçta bu eylemleri kabul etmiyorlardı, artık kabul ediyorlar. Bu eylemler üzerinden de bir mağduriyet yaratmaya çalışıyorlar. Ama şunu bilmeliler ki HBDH bir sonuçtur yani HBDH Türkiye ve Kürdistan devrimci güçlerinin, Kürt halkının, Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin, kadınların sömürülmesinin bir sonucudur. Dolayısıyla HBDH ateşi kentleri yakmaya devam edecek, eylemlerimiz artarak devam edecek, Süleyman Soylu’nun, Erdoğan’ın rahatı kaçmaya devam edecek. Bizim eylemlerimiz hamle kapsamında artarak onları, onların işbirlikçilerinin, onların düzenini hedef almaya devam edecek. Bu konuda kararlıyız! Bu anlamıyla onlara rahat uyku uyutmayacağız. Halkın çocuklarına işkence yapmak, onları katletmek ondan sonrada çıkıp seçim meydanlarında köpeksiz köyde değneksiz gezerek tehdit etmekle olmuyor. Sonuçta devrimciler onlara anladığı dilde konuştuğunda bunlar hemen mağduriyet edebiyatı yapıyorlar. Şu bir gerçek; biz HBDH olarak haklı bir tarihsel davanın temsilcisiyiz, Türkiye devrimci hareketinin uzun bir mücadele mirasının sahibiyiz. Mahirler’den, Denizler’den, İbrahimler’den gelen bir mücadele mirasına sahibiz. Dolayısıyla bunun somutlaşmış şekli bugün faşizme karşı silahlı mücadele direnişi, devrimci direnişi temsil eden çizgi Birleşik Devrim çizgisidir, HBDH çizgisidir!  “Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız” kampanyamızı zafere taşımak için kararlı bir şekilde mücadele etmeye devam edeceğiz. Bu konuda kararlıyız. Zafer bizimdir. Önümüzdeki 3 ay, 4 ay, 5 ay AKP-MHP faşizmi için kritiktir. Bunun bilinciyle bize düşen bu tarihsel sorumluluğu yerine getirmektir. Faşizmi, onun bulunduğu her alanda hedef alacak ve yıkacak güç birleşik devrim gücüdür.“

Delal Devrim: “Medya Savunma Alanları‘nda YJA-Star, HPG ve Birleşik Devrim gerillalarının büyük direnişi devam ediyor. Şehirlerde de Kadınların Birleşik Devrim Hareketi ve Halkların Birleşik Devrim Hareketi milislerinin eylemleri hız kazanıyor. Savaşın geldiği boyutu nasıl değerlendiriyorsunuz ?”

Hevi Sarya: “Öncelikle şu görülüyor. Türk devletinin bu savaşta öne süreceği, doğrudan bir fiziki kuvvet sorunu var. Örneğin geçmişteki savaşlarda Kürdistan‘da özellikle uyguladığı savaş açısından doğrudan, bire bir, göğüs göğüse bir çarpışmada bulunabilecek Türk askeri profili yaratabiliyordu yada korucu profili yaratabiliyordu. Şimdi bu ideolojik normlarınında zayıfladığını, tükendiğini görüyoruz, ki o yüzden paralı askerler daha fazla ön planda. Örneğin El-Kaide artığı çetelerin bu savaşta rol oynadığına dair bilgiler var. Konuştukları dillerden hareketle yada kimi cenazelerin fiziki görüntüsü üzerinden. Bu aslında gerçekten Türk devletinin zorlandığını gösteriyor. Aynı zamanda uyguladığı teknik, şu an kullandığı nükleer silahların gün aşırı kullanıldığı bir savaş içerisindeyiz ve aynı zamanda daha çok ileri teknik ön planda. Ferdi silahlarla bir çatışmadan olabildiğince kaçınması gerçekten Türk ordusunun ciddi bir korkaklık içerisinde olduğunu gösteriyor. Uzaktan bir teknik savaşı tercih ediyor. Ve bunu Rojava’daki savaşta da uyguladığını görmüştük. Afrin savaşında, Girê Spî-Serekaniye savaşında ağırlıklı obüs ve füze kullanan ve çeteleri öne süren, yani kendi Türk işçi-emekçi halkından gelen askerleri değilde daha çok bedelli yada paralı, ücretli askerleri öne sürdüğünü gördük. Bu onların  gerçekten gerek teknik üzerinden gerek de askerlerinin profili üzerinden bu savaşta ne kadar zorlandıklarını gösteriyor. Tam bir katiller sürüsü gibi Kürdistan dağlarını yağmalayan, bir nevi faşist, politik islamcı temelde kendini konumlandıran, vahşi temelde alanlarımıza saldıran bir pozisyondalar. Gerilla direnişi ise muazzam bir temelde ilerliyor. Yani burada müthiş bir yaratıcılığın geliştiğini görüyoruz. Yoldaşlarımızın bu fedailiği ve yaratıcılığı en somutta tünel savaşı pratiklerinde kendisini göstermiştir. Bu gerillacılık açısından da, 21. yüzyıl gerillacılığı açısından da çok ileri bir deneyim oldu. Aslında bu deneyimle dünya halklarımız yada dünya gerilla mücadeleleri öğrenecek ve önümüzdeki süreçde bölgesel ve dünyasal ölçekteki savaşları da aslında daha rahat karşılayabileceğiz. Birleşik Devrim gerillalarımız ve aynı zamanda YJA-Star-HPG kahraman savaşçıları, gerillaları bu yönüyle muazzam bir deneyim ortaya çıkardılar. Bu yönüyle önemlidir. Bunun dışında Türkiye metropollerinde, Kuzey Kürdistan metropollerindeki milislerimizin pratikleri de gerçekten giderek daha fazla yaygın ve daha yaratıcı temelde ilerliyor. Örnek veriyorum Tekirdağ gibi bir metropolün ana caddesinde ferdi silahlarla, el bombalarıyla eylem yapabilecek duruma gelindi. Türkiye’de de metropoller bugün faşist şeflik rejiminin kolluk güçleri açısından oldukça tehlikeli bir durumda. Hemen her kentden milis grupları ortaya çıkabilir ve çok yaratıcı eylemlerle düşmanı karşılayabilecek durumda. Bu faşizmin üzerine milis temelinde daha da gelişerek, taş gibi yağacağız. Bir milis ordusunun altında ezilecek AKP-MHP iktidarı. Bunun ciddiye alınması gerekir. Bu kadar yaygın milis eylemleri ki o bugünün verileridir. Türkiye ve Kürdistan‘da bu saldırılar oldukça biz ne milis sorunu yaşarız ne de gerilla sorunu yaşarız. Çünkü insanlar gördükleri zulüm karşısında daha sert bir mücadale daha radikal bir mücadeleye girme isteği içerisindedir ve bununda akacağı kanal milis ve gerilla saflarıdır. Faşizim ve sömürgecilik bu yönüyle uyguladığı politikalardan daha fazla korksun. Bizim açımızdan hiçbir zaman insan sorunu olmayacaktır. Çünkü giderek sınıf çelişkileri derinleşiyor, cins çelişkisi derinleşiyor, devlet ve halk çelişkisi derinleşiyor. Faşizme karşı müthiş bir öfke var gelişmekte olan. Ve bununda bir bedeli olacaktır. Türkiye ve Kürdistan’da legalist, parlamenterist bir mücadele damarında ziyade daha radikal bir devrimci militan mücadele damarı gelişiyor. Ve bununda altında ezilerek param parça kalacaktır Türk burjuva devleti. AKP-MHP iktidarı ise bunun muhattabı olacaktır.“

Delal Devrim: “Tekin Yoldaş, biraz da emek boyutuyla devam edelim. 8 ayda 1,1 milyon çalışan işten atılmış verilere göre. Günde 4 bin kişi işsiz kalıyor. Yani TÜİK’in dahi verileri gizleyemediği faşizmin emek sömürüsü sisteminde yoksulluk, açlık artıyor. Ve bunun karşısında da gelişen, büyüyen işçi grevleri var. HBDH’ın işçi sınıfına bir mesajı var mı?”

Tekin Yoldaş: “AKP-MHP faşizminin sonucu budur, ortaya çıkan tablo budur. Hatırlarsanız şöyle diyorlardı; MSA’ya ve Rojava’yı işgal saldırısı başlarken, tırmandırılırken hep örnek verilen bir Sri Lanka modeli vardı. Orada uluslararası emperyalizmin desteği ile Tamil Kaplanları büyük bir tasfiye saldırısıyla imha edildi. Büyük bir savaş suçu işlenerek. Türk devleti de kendine bunu örnek alıyordu. Tamilleri katleden o Sri Lanka devleti gelinen noktada bir kuruşu muhtaç hale geldi. Bu neyi gösteriyor? Sömürü düzeninin, emperyalizmin, faşizmin dünya halklarına, ezilenlere verebileceği bir gelecek yok. Tamil Kapları örneği Türkiye’de Kürdistan gerçekliğidir. Böyle bakmak lazım. Bugün aynı şeyi AKP-MHP faşizmi yapmak istiyor. Her türlü yöntem kullanarak, katliamla, zulümle halkları sindirmek istiyor. Bu sindirme politikasıyla aslında işçi sınıfını, emekçileri kendine yedeklemek istiyor. İşçi sınıfı ve emekçiler hiç de kendilerin ait olmayan bir savaşın öznesi olarak bu sömürü politikasını içerisinde bir bilinç bulanıklığıyla iktidarın destekçisi konumuna getirilmeye çalışılıyor. Ama artık mızrak çuvala sığmıyor. Şöyle bir gerçeklik var; AKP iktidarı ile gelinen noktada enflasyon %180 olmuş durumda. Asgari ücrete yılda 2 defa zam yapıyorlar ama yaşam işçiler ve emekçiler için o kadar zor ki bir avuç patron, 5’li çete, AKP’yi destekleyen sermaye grubu ve uluslararası emperyalizmin bağlantıları olan güçler dışında halk için yaşam çok zor Türkiye’de ve Kürdistan’da. Aynı zamanda sömürü politikası derinleşiyor. Her gün bir işçi direnişi var. İşçiler, emekçiler haklarını alabilmek için örgütleniyorlar. Kendiliğinden bir işçi eylemi var. Zaman zaman şöyle de gerçeklikler ortaya çıkıyor. İşçilerin direnişi ve öfkesi sermaye düzeni cephesinde büyük bir korku yaratıyor. Dolayısıyla aslında biz HBDH olarak işçilerin, emekçilerin, kadınların, Kürt halkının ortak mücadelesinin birleşmesi olarak kendimizi ifade ediyoruz. Tarihsel misyonumuz bu birliğin, mücadelenin birleşmesidir. Dolayısıyla işçi sınıfının direnişi ve gücü bize güç katmaktadır. Tıpkı kadınlar gibi, tıpkı gençler gibi, tıpkı Kürt halkının direnişi gibi. Ama biz bu mücadelede şunu da biliyoruz. Bu toplumsal kesimler birleşik devrim güçleriyle buluşmadığı sürece sistem içi olarak çözüm arayışları içerisinde olacaktır. Bugün AKP-MHP iktidarını çok büyük bir yıpranma içerisindedir. AKP-MHP iktidarı için artık kendisini destekleyen toplumsal kesimler bile meşruiyeti azalmış durumdadır. O zaman ona bir alternatif olarak daha düzen partilerini çıkarma eğilimleri ortaya çıkacak. Ama burada özellikle biz içinde bulunduğumuz tarihsel dönemin HBDH olarak devrimci bir dönem olduğunu düşünüyoruz. Bütün gelişmeler bunu işaret ediyor. Bakıyorsunuz Ortadoğu’dan Uzakdoğu’ya, oradan Avrupa’ya kadar, Marks’ın bahsettiği “komünizm-sosyalizm hayaleti”,”eşitlik hayaleti” dolaşıyor. Artık bu hayalet birilerini rahatsız ediyor. Sömürücüleri, baskıcıları rahatsız ediyor. Bugün Rojava Devrimi ve bölgedeki başka gelişmeler de şunu gösteriyor aslında. Türkiye’de de işçiler, emekçiler, ezilenler için bir devrimci seçenek gerçekliği var. Düzen içi bir seçenek yerine devrimci bir seçeneğe işaret etmek lazım. Zaten düzen içi seçenek yıpranmış ve artık gelecek sunmuyor. Örneğin, AKP iktidara geldiğinde 2002’de neydi hatırlayalım. Türkiye’yi demokratikleştirecekti, AB’ye sokacaktı, Kürt sorununu çözecekti, askeri vesayeti gerilecekti, Kemalizmi geriletecekti… 20 yılın sonunda tam tersine dönüşmüş bir AKP iktidarı gerçekliği var. Çünkü burada düzenin, sömürü düzeninin kendisi, bu kapitalist sömürü ilişkilerinin kendisi başka bir alternatif üretemiyor. Ancak devrimci bir seçenekle bu mümkün olabilir. Bu da işçi sınıfının, emekçilerin, ezilenlerin örgütlenmesiyle olacaktır. HBDH’ın da varlık nedenlerinden biri budur. Bu açıdan biz bu tarihsel sorumluluğun farkındayız. O yüzden zaten eylemlerimizle işçi sınıfının, emekçilerin taleplerini içeriyoruz. İşçi cinayetlerini, işçilerin katleden sermaye kesimlerini özel olarak hedefliyoruz. Bu faşist düzeni, bu kirli savaşı destekleyen sermaye kesimlerini özel olarak hedef alıyoruz. Çünkü şunun bilincindeyiz. Bu sömürü düzeni ve kirli savaş biribirine desteklemektedir. İşçi sınıfının sömürüsü aynı zamanda kapitalizmden de besleniyor. Dolayısıyla bu düzen, bu sömürü ilişkileri ortadan kalkmadan bu sistem bu şekilde yaşamaya devam edecektir. Bu bilinçle hareket etmek zorundayız. Türkiye ve Kürdistan devrimi için şunu diyebiliriz. Bu devrimin gerçekleşmesi bölge halklarının da yararınadır. Çünkü bugün, Türkiye faşist rejimi, AKP-MHP faşizmi Ortadoğu’da ve bölgede bütün hak arama, eşitlik, özgürlük arayışlarının karşısında durmaktadır. Bu anlamıyla onun yıkılması, onun düzeninin al aşağı edilmesi sadece Türkiye ve Kürdistan devriminde değil, bölge devrimci güçleri açısından da moral yaratacaktır. Bu anlamıyla Türkiye işçi sınıfına, emekçilere, ezilenlere büyük sorumluluk düşüyor. Bu sorumlulukla onların öncüleri olarak bizlere de tarihsel sorumluluk düşüyor.”

Delal Devrim: “Bütün bu gelişmelerin içerisinde bir de gençlik var. Bu ekonomik kriz ve politik özgürlüklere saldırı ortamında liseler ve üniversiteler açılıyor. Geleceğin öznesi olan gençliği nasıl bir mücadele bekliyor?”

Hevi Sarya: “AKP-MHP iktidarının tüm politikalarına en fazla itiraz eden yerde duran gençliktir. Baktığımızda en sert mücadeleleri gençlik omuzladı. Gezi İsyanı bunun bir örneğiydi. Kuzey Kürdistan’da ki öz-yönetim direnişleri bunun bir örneğiydi. Rojava Devrimi savunmasına yönelik seferberlik ilanındaki gençliğin duruşu buna bir örnekti. Şu an yine gerilla saflarında ve milis saflarında da yine gençlik başı çekiyor. Aslında, gençlik belli yönleriyle süreci kavrayan bir yerde duruyor. Politik duruşu var. Belli bir katılım düzeyi var. Fakat, Türkiye’deki ve Kuzey Kürdistan’daki üniversite ve lise hareketine baktığımızda bir sınır içerisinde. Belki de yeni bir çıkışa hazırlanıyor. Örneğin, Boğaziçi Gençlik Direnişi hepimizin hafızasındadır. Damgasını vurmuştu geçtiğimiz senenin başında. Türkiye’deki saray rejimine karşı, AKP-MHP iktidaırna karşı çok güçlü bir anti-faşist direnişin öncülüğünü çekmişti. Fakat bir süre sonra bir geri çekilme yaşadı Boğaziçi gençlik direnişi. Şu an biraz aradığımız ve beklediğimiz, tüm bu işgal saldırılarına, işsizliğe, yoksulluğa, açlığa, ucuz emek sömürüsüne, kadın ve ezilen cinsel kimliklerin köleleştirilmesine, beden sömürüsüne karşı daha güçlü bir politika duruş sergilemesi gerektiğidir. Bir kitle hareketi olarak gençliğin bu süreci omuzlamasına ihtiyacımız var. Bu da daha fazla siyasal kavrayışını geliştirmesiyle ilişkilidir. Bugün özel savaş politikaları ya da kapitalist-emperyalizmin ideolojik bombardımanı altında gençliğimize bireycilik ve bireysel kurtuluş pompalanıyor. Buradan çıkarsa gençliğimiz, yani toplumsallaşırsa, toplumsal sorunlara yoğunlaşırsa, burada eyleme geçerse bugün Türkiye’de ve Kürdistan’da nice yeni ayaklanmaların, isyanların en fazla omuzlayanı gençlik olacaktır. Orada bir toplumsallaşma sorunu var. Diğer bir nokta olarak da gençliğimizin ırkçı ve şoven siyasetten etkilenme düzeyidir. Buna karşı da çok daha güçlü mücadele etmemiz gerekiyor. Yani bu da aslında birleşik mücadelenin geliştirilmesi burada oldukça önemli. Gençlik hareketinin bir dizi özneleri var fakat tam bir birleşik hat yakalayabilmiş değildir. Daha güçlü bir birleşik mücadele hattı ve öncülük tarzı gerekiyor. Bugün, üniversiteler ve liseler kayyım rektörleri, kayyım müdürleri gibi doğrudan faşizmin idaresindedir. Polis doğrudan işgal etmiş durumda kampüsleri, yurtları. Bu koşullarda daha bedelleri göze alan bir öğrenci gençliğe ihtiyaç var. Okuldan atılma kaygıları, üniversiteyi bitirememe kaygıları… bundan vazgeçmek gerekiyor. Bedelsiz bir mücadele yürütülemez. Gençliğimizin daha toplumsal sorunlara yoğunlaşması ve daha atak, daha cesur bir pratik ortaya çıkarması gerekiyor. Gençliğin biyolojik tanımı da odur. Evet, biyolojik bir gençlik değil kafa olarak da, yürek olarak da genç olmayı başarmak gerekiyor. O yönüyle biz hem emeklerinden doğru biz gençliğimizi selamlıyoruz ama daha ileri bir mücadelede özneleşmesi gerektiğinin de altını çizmek istiyoruz. Gençliğimize bu noktada başarılar diliyoruz.”

Delal Devrim: “Tekin Yoldaş, fiili meşru mücadele alanlarında birleşik mücadelenin sözü ve eylemi nasıl vücut bulacaktır?”

Tekin Yoldaş: “HBDH mücadelesinde şimdiye kadar hep askeri eylemlerini konuştuk. Ama sadece askeri eylem değil. Bu askeri eylemler, politik askeri eylemlerdir. Politik amacı olan eylemlerdir. Bir halk düşmanını cezalandırmak istiyorsak ya da bir ajanı, provokatörü cezalandırırken aslında politik bir mesaj veriyoruz. Orada topluma “ajan olma, provokatör olma, halk düşmanı olma. Olursan başına bu gelir” demiş oluyoruz. Bu anlamıyla, işçilerin, emekçilerin, Kürt halkının, kadınların talebinin temsilcidir. HBDH kuruluşundan sonra, özellikle son iki yıllık süreçte “Faşizmi Yıkacağız, Özgürlüğü Kazanacağız!” devrimci seferberlik hamlesi çerçevesinden önemli bir enerji açığa çıkardı. Türkiye’de neredeyse silahlı mücadeleyi yürüten tek özne haline gelmiş durumdadır. TDH açısından da militan bir devrimci çizgiyi savunuyor. Elbette bu aynı zamanda şunu da gerektiriyor. Bunun akabininde, faşist rejim fiili meşru mücadele alanına çok baskı uyguluyor. En basiti, milletvekillerine bile şiddet uyguluyor, tutukluyor, hapse atıyor. Legal siyasetin normal koşullarda kendi kurallarını uygulayamaz durumda gelmiştir. Kabadayılık yapan bir İçişçileri Bakanı var. Tehditlerle siyaset yapmaya çalışıyor. Bu tablo içerisinde siyaset de aslında kendi mecrasında siyasetsizleşiyor. Çünkü, ezilenlerin, emekçilerin, halkın sesi olmazsa siyaset siyasetsizleşir. Bu anlamıyla, ortaya çıkan şey danışıklı dövüştür. Bir tarafta Erdoğan ve onun MHP ittifakı diğer tarafta CHP’nin başını çektiği düzen içi başka bir alternatif var. Bu iki seçenek arasında halkımız buna mecbur değildir. Devrimci bir seçeneği yaratma iradesi halkımız açısından, birleşik devrim çizgisinde kendisini daha güçlü ifade edecek. Tabi şöyle: Askeri eylemlerin yanında bu askeri eylemlerin toplumda anlatılması, doğru bir temelde örgütlenmesi ve toplumsallaşması gerekiyor. Bu anlamıyla  da siyasal mücadelenin güçlendirilmesi gerekiyor. Siyasal mücadele biraz önce bahsettiğimiz gibi gençlik mücadelesi, işçi mücadelesi, kadın mücadelesi… bu kesimlerin sistem dışı bir mücadeleyle bir araya gelmesi anlamına geliyor. Sokağın aslında gerillanın direnişinin, milislerin direnişinin sokakla buluşmasıdır, sokağın özgürleştirilmesidir. Sokakta faşizme her gün ona itaat etmeyen, ona karşı direnen bir mücadele hattının örülmesi anlamına geliyor. Gezi Direnişi gibi, 6-7 Ekim Kobane Serhıldanı gibi kitle hareketinin güçlenmesi ve derinleşmesi gerekiyor. Bu anlamıyla faşizmin baskıları zaman zaman bu fiili meşru mücadele alanında bir karamsarlık ve umutsuzluk hali yaratıyor. HBDH’ın direnişi ve eylemleri aslında büyük bir enerji yaratıyor. Ama bunu kitlelere anlatmamız lazım. Örneğin, işçilere, emekçilere, ezilenlere onlar için mücadele ettiğimizi, onlar katılırsa bu mücadelenin daha güçlü olacağını ve daha güçlü gelişeceğini anlatabilmemiz lazım. Fiili meşru mücadele aslında bunu hedeflemeli. Bu anlamıyla özellikle devrim seçeneği, tek yol devrim seçeneği daha güç kazanacak. Niye? Çünkü önümüzdeki dönem sınıf çelişkileri, yoksulluk daha da derinleşecek. Emekçiler ve ezilenler için Türkiye daha yaşanmaz bir ülke haline geliyor. Avrupa’da %8-9 enflasyon olduğunda insanlar sokaklara dökülürken %180ler, %200lerde bir yoksulluk var, açlık var. Bu halkı faşizme, bu iktidara muhtaç edemeyiz. Dolayısıyla onları örgütlemek, sokağa taşımak, faşizmden hesap soracak hale getirmek bizim görevimiz. Bu anlamıyla, fiili meşru mücadele daha ön plana çıkacaktır önümüzdeki dönemde.”

Delal Devrim: “Kadınların erkeklerden daha tehlikeli olduğunu düşünen faşist sistemler önce kadınları vurun talimatını bugün coğrafyamızda AKP-MHP faşist iktidarı ile vücut buluyor. AKP-MHP faşizmi kadınlara ve ezilen cinsel kimliklere şiddeti planlı olarak örgütlüyor. KBDH’ın bu konudaki sözü nedir?”

Hevi Sarya: “Faşizmle birlikte cinsiyetçilik çok ardışık bir şekilde ilerliyor. İkisi de aslında birbirini üreten yerde duruyor. Örneğin, faşizmin bütün saldırılarına bakalım. Mutlaka erkek egemen bir zihniyet görürüz. Ve son dönemde de bunun bir dizi örneği oldu. Sadece Türkiye ve Kürdistan temelinde değil, dünyaya baktığımızda bunun bir dizi örmeği var. Azerbeycan-Ermenistan savaşında bir tane Ermeni kadın askerin tecavüze uğrayarak katledilmesi örneği. Orada da Azerbaycan’daki faşist askeri kuvveti pratiğini gösteriyor. Aynı zamanda da kadın düşmanı karakterini gösteriyor. Ya da İran’da ki şu anki serhıldanı düşündüğümüzde orada işkenceyle katledilen Jina Amini adındaki kadın arkadaşın yaşadıkları aslında yıllardır İran’da yaşayan kadınların sistematik yaşadığı sorunlardan bir tanesiydi. Kılık-kıyafet özgürlüğü değildir tek başına. Orada ciddi bir cinsiyetçi faşist bir diktatörlük rejimi var. Ve Jina Amini’nin yaşadığı örnekde bunun somut bir örneği oldu. Ve şiddete de böyle bir cevap verdi İran halkı, başta Rojhilat halkı ve kadınları. İran’da %20’ye yakını Kürt nüfusudur. Ve orada ne kadar devrimci bir rol oynadığını İran’daki Kürt halkımızın yeniden görmüş olduk. Ve başını kadınların çektiğini gördük. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’a dönecek olursak burada da o kadar yoğun bir cinsiyetçi faşist uygulamalar varki bütün öncü kadınlar zaten AKP-MHP iktidarının, Erdoğan’ın, Soylu’nun, Bahçeli’nin hedefindedir. Örneğin, devrimci-komünist kadınlara yönelik işkenceli sorgular bunun bir parçasıdır. Sokaktaki bir basın açıklamasına katılan annelerimizin yaşadıkları. Yani saçlarından sürüklenerek gözaltına alınmaları. Ya da anti-faşist bir parti olan HDP’nin vekillerine baktığımızda Semra Güzel onurlu bir duruşu sembolü temsil eden kadın vekildir ve bunun da bedelini ödetmeye çalışmıştır faşist şeflik rejimi. Yine, Salihe Aydeniz kadınları temsil etmiştir o polise indirdiği yumrukla. Gemlik Yürüyüşü’ndeki duruşu onurlu ve militan bir duruştur. Hemen intikamını almaya çalışmışlardır. Vekilliklerini düşürerek, Semra güzeli hapse atarak. Zindanlardaki kadınların yaşadıkları zaten yeni bir Garibe Gezer saldırısı, ona benzer bir katliamın her gün yeniden olabilme potansiyeli taşıdığını biliyoruz. Zindanlarda çıplak aramadan tutalım, arama adı altında yapılan kaba dayaklar, hücreye alarak, tecrite alarak burada uygulamaya çalıştıkları işkenceler… Tabi bunun Rojava ve Başur Kürdistan ayağına baktığımızda ise SİHAlarıyla, savaş uçaklarıyla ya da ajanları-MİT unsurlarıyla, suikastlar ve çeşitli silahlı saldırılar, teknik silahlarla hedeflemektedir. Dolayısıyla kadına yönelik şiddet ve ezilen cinsel kimliklere yönelik şiddet bu rejimini karakteridir. Ne sadece AKP-MHP iktidarıdır. Bu Türk burjuva devletin karakteridir. Buna dair nice örnekler yaşandı ve yaşanmaya devam edecek. Burada önemli olan şudur. Çok güçlü bir direniş var. Ve biz bu direnişi nasıl daha fazla ilerletebiliriz? bunun yoğunlaşması içerisindeyiz. Kadınların daha fazla devrimci şiddet biçimlerine başvurması, milis ve gerilla saflarına daha kitlesel katılması kadına yönelik şiddeti durduracak en temel çözüm yöntemimizdir. KBDH olarak bire bir, göğüs göğüse bir mücadeleye çağırıyoruz. Daha militan bir mücadeleye çağırıyoruz tüm kadınları. Bu sorunun köklü çözümü ancak toplumsal bir devrimle mümkündür. Aynı İran’da, Rojhilat’ta olduğu gibi bir kadın ayaklanmasıyla mümkündür ve bunun da dinamikleri giderek gelişiyor. Türkiye ve Kürdistan’da da Jina Amini isyanı patlak verebilir. Gelişen sınıf ve cins çelişkileri bize bunu gösteriyor. Türk burjuva devletini yıkıma götürecek en temel özne kadınlardır. Bu konuda biz korkutan bir gücüz. Ve kendimize de güveniyoruz. Daha örgütlü ve kitlesel bir şekilde faşizmi yıkacağız, erkek egemenliği yıkacağız.”

Delal Devrim: “Programımızın sonuna doğru geldik. Son olarak ezilenlere, işçi sınıfına, kadınlara, ezilen cinsel kimliklere, gençlere direniş alanlarından ne söylemek istersiniz?“

Tekin Yoldaş: “Öncelikle çağrımız Birleşik Devrim mücadelesine katılmaları, güç vermeleri. Bütün ezilenler sonuçta birleşik devrim mücadelesinin özneleridir aynı zamanda. Onların mücadelesiyle, onların örgütlü gücüyle faşizm yıkılacaktır. Onlar örgütlü olmadığı müddetçe faşizmin yıkılması mümkün olmayacaktır. Gelişmeler tabi şöyle Türkiye ve Kürdistan’da sınıf çelişkileri, sömürü ilişkileri çok derinleştiği bir döneme giriyoruz. AKP-MHP iktidarının da artık geleceğinin tartışıldığı bir dönem var. Hem uluslar arası ilişkiler meselesinde hem de güncel siyaset açısından bu iktidarın geleceği tartışılıyor. Ama ona devrimci güçler gerekli müdahaleyi yapmazsa, son darbeyi vurmazsa, gerici faşist rejimler kendilerini tekrar üretirler, tekrar örgütlerler. Bu anlamıyla bize düşen tarihsel sorumluluk örgütlenmek, mücadeleyi yükseltmekdir. Halkımıza çağrımız;

Birleşik Devrim mücadelesine güç vermeleri. Bulundukları her alanda faşizme karşı mücadeleyi yükseltmeleri, gerilla saflarına katılmaları, HBDH milislerine katılmaları ve yaşamın her alanında faşizme karşı bir direniş mevzilerine çevirmeleri. Faşizmi yıkma ve özgürlüğü kazanma mücadelemize omuz vermeleri. Onlar bize omuz verirse biz kararlıyız. Faşizmi yıkma, mücadeleyi yükseltme konusunda yaptıklarımız yapacaklarımızın göstergesidir. Bu açıdan kendimize güveniyoruz. Birleşik Devrim mücadelesi bu topraklarda artık kök salmıştır. Ödediği bedellerle ve düşmana ödettiği bedellerle. Halkımıza başta gençlik olmak üzere bu mücadeleye omuz verme çağrısı yapıyoruz. Faşizmi yıkalım, özgürlüğü kazanalım demek için mücadelemize daha güçlü katılmalıyız“

Delal Devrim: “Hevi Sarya siz son olarak ne söylemek istersiniz?“

Hevi Sarya: “İran-Rojhilat’taki kadın isyanının gösterdiği gibi aslında 21. yüzyıl kadın yüzyılı olacaktır. Bunu pek çok örgüt ya da kadın arkadaşımız ifade ediyor. Bunun soyut bir şey olmadığını gördük. Rojava Devrimi‘nin arkasından bir Rojhilat devrimi gülümsüyor. Durum devrimcidir. Ve Türkiye halklarının da yeni bir isyana kalkışması da güncel bir olasılıktır. Biz, dolayısıyla bu mücadelede öncülük rolünü yerine getirmeye çalışan, büyük bedeller veren devrimcileri, politik-askeri mücadelede kendini ortaya koyan tüm savaşçıları, komutanlarımızı bu yönüyle burdan selamlamak istiyoruz. Ve halklarımıza, gençliğe, kadınlara çağrımızdır; Korkunun duvarı aşılmıştır ve aşılmaya da devam edecektir. Türkiye ve Kürdistan devrimimiz mutlaka zaferle taçlanacaktır. Bu konuda tüm arkadaşlarımıza başarılar diliyoruz, zindanlardaki yoldaşlarımızı selamlıyoruz, tüm gerilla yoldaşlarımıza ve milis yoldaşlarımıza yüksek başarılar diliyoruz HBDH ve KBDH olarak“

Programı izlemek için link: https://we.tl/t-Dk5uPrdsj7

Paylaşın