Gündem

Tekirdağ 1 Nolu Hapishanesi’nde devrimci tutsaklardan açlık grevi

Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Hapishanesi’nde devrimci tutsak Erdal Güneri, gazetemize gönderdikleri mektupla 1-5 Ağustos tarihlerinde DKP/BÖG, TKP/ML, MKP ve DHP dava tutsakları olarak açlık grevi gerçekleştirdiklerini duyurdu.

TBMM İnsan Hakları Komisyonu’na ve Adalet Bakanlığı’na dilekçeler gönderdiklerini belirten tutsaklar demokratik kamuoyuna çağrı yaparak; ‘Kuyu tipi’’ olarak da tanımlanan ve S ve Y tipi hapishanelerin, hasta tutsakların ve keyfi bir şekilde anayasaya da aykırı olan infaz ertelemelerinin gündemleştirilmesi için girişimlerde bulunmanızı istiyoruz.” dediler.

Mektupta; “S ve Y tiplerine devamlı sürgün sevkler yapılmaktadır. Yakın zamanda, Temmuz başlarında arkadaşımız Fergil Fırat da Silivri 7 Nolu L Tipi’nden, Kartepe Yüksek Güvenlikli Hapishane’ye sürgün sevk oldu.” denildi

DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk’a da gönderdikleri mektupla yaşadıklarını aktaran tutsaklar, DEM Parti Meclis Grubu’ndan hapishanelerde devam eden saldırılara karşı gündem oluşturmasını talep etti.

Mektubun tamam şöyle;

İnfaz rejiminden kaynaklı hapishanelerde yaşanan sorunlara dair…

Hapishanelerde ve infaz rejiminde yaşanan sorunların kaynağını tecrit sistemi oluşturmaktadır. Bu sistemin terk edilip tutuklu ve hükümlülerin fiziki ve sosyal koşullarının, haklarının iyileştirilmesi gerekmektedir. Bakanlık ise tersi yönde adımlar atmaktadır. Tecriti derinleştiren ve kalıcılaştıran bir uygulama içindedir. Bunun son örneklerinin başında S ve Y tipi hapishanelerin açılması gelmektedir.

S ve Y tipi hapishanelerin tekli hücre yapısı, hücrelerin güneş görmemesi ve havalandırmadan yararlanma koşullarının olabildiğince sınırlı olması tutuklu ve hükümlüler açısından ciddi sağlık sorunlarına yol açacak niteliktedir. Toplumsal anlamda ise bu bir insanı krize işaret etmektedir. Zira bireylerin topluma karşı sorumluluğu bulunduğu kadar, toplumun da bireylere karşı sorumluluğu bulunmaktadır. Ve S ve Y tipleri toplumun bu sorumluluğunun ihlal edilmesinin kanıtıdır. Bu hapishaneler çok geç olmadan, gelecekte toplumumuzun tarihinde kara bir leke olarak anılmasına fırsat vermeden kapatılmalıdır.

Mevzuatta yakın tarihlerde yapılan değişiklikler ile hapishanelerde öne çıkan diğer sorunların başında ise şartlı salıverilme hakkının İdare ve Gözlem Kurullarının yetkisine bırakılmasıdır. Bu düzenleme ile geçmişte iyi hal şartı ile sınırlı ve objektif kriterlere göre düzenlenmiş bir hak İdare ve Gözlem Kurulu onayına bırakılarak sübjektif bir kritere dönüştürülmüştür. Bu da ister istemez suistimallere açık bir durum yaratmıştır. Son süreçteki uygulamalar da bu yöndedir. Daha fazla mağduriyet yaratılmadan bu uygulamadan vazgeçilmelidir.

İnfaz yasasındaki her düzenleme mutlaka infazda eşitsizliği, ayrımcılığı pekiştiren değişikliklere yer verilmektedir. Bu değişiklikler özellikle siyasi tutuklu ve hükümlüleri kapsamaktadır. Siyasi tutuklu ve hükümlüler içerisinde ise ağırlaştırılmış müebbet hükümlülerin koşullarını ağırlaştırmaktadır. Umut hakkı elinden alınmış bu hükümlülere ziyaret, telefon, faaliyetlerden yararlanma gibi birçok hakkın uygulanmasında ciddi ihlaller, ayrımcılık söz konusudur. Umut hakkı gaspına son verilmelidir. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası kaldırılmalıdır.

Hapishanelerde her daim güncelliğini koruyan bir başka sorun ise hasta tutsaklara dönük uygulamalardır. Hasta tutsaklar ağır koşullarda yaşamlarını sürdürmeye zorlanmakta ve tahliyeleri engellenmektedir. Yanı sıra sağlık hizmetlerine erişimlerine tekli ring, ağız içi arama ve kelepçeli muayene dayatması gibi fiili engeller de çıkarılmaktadır. Bu gibi uygulamalar tüm hükümlü ve tutukluların tedaviye erişimini zorlaştırmaktadır.

Mevzuatta yapılan değişikliklerde bir başkası da tutuklu ve hükümlülerin haber alma, bilgilenme hakkının sınırlanmasıdır. Tutuklu ve hükümlülerin süreli yayınlardan yayınlanmaları için bu yayınların BİK listesinde yer alması şartı getirilmiştir. Bu da birçok muhalif yayına erişimi engellemektedir. Dergilere de idareler aracılığıyla abonelik dayatılmaktadır.

Bu uygulama da abonelik süreçlerini zorlaştırmakta ve erişime açık birçok yayına ulaşılamamaktadır. Kitap kotası uygulaması da tutuklu ve hükümlülerin kültürel gelişim koşullarını daraltmaktadır. Kameralar uygulamasında ısrar edilmekte ve yaygınlaştırılmaktadır. Kameralar özel yaşamın mahremiyeti ilkesine göre konumlandırılmamaktadır. 7/24 izleme ilkesi ile hareket edilmektedir. Bu uygulama ile tutuklu ve hükümlüler iradeleri dışında sosyal kobaylar olarak kullanılmaktadır. Bulunduğumuz hapishanede olduğu gibi bu uygulamaya karşı tavır alarak özel yaşam alanındaki kameraları kapatan tutuklu ve hükümlülere idari cezalar verilmesinin yanı sıra kameralar sürekli açılarak tutuklu ve hükümlülere zoraki kobaylık dayatılmaktadır. Yaşam alanlarımıza dönük gözetleme yapan kameralar sökülmelidir.

Son dönemde tutuklu ve hükümlülere dayanışma amaçlı para yatırılması suç gibi gösterilmekte, para yatıran duyarlı kişiler eş, dost, akraba zaman zaman tutuklanabilmektedir. Keza arkadaş ziyaretçileri Kolluk kuvvetleri tarafından soruşturulmaktadır. Herkes vatandaşlıktan olağan hakları gereği hapishanedeki bir kişiyi ziyaret etmek hakkına sahiptir. Bu hakkın engellenmesi vatandaşlık hakkına müdahaledir. Dayanışma suç değildir. Bu gibi uygulamalardan vazgeçilmelidir.

Bütün hapishanelerde saymakla bitmeyen hak ihlali sorunları yaşanmaktadır. Her bir uygulama ile tecrit fiilen ve sosyal olarak derinleşmekte, kalıcılaştırılmaktadır. Bu da daha ciddi sorunların kapısının aralanması anlamına gelmektedir. Üstelik topluma kazandırmak için yapıldığı söylenen bütün bu uygulamalarla tam aksi bir şekilde her seferinde toplumdan daha fazla soyutlama amacı güdüldüğü de açıktır. Yasada infazın amacı olarak tanımlanan şeyin sözde olduğu, uygulamaların bu amaca aykırılığı ile de görülmektedir.

Gerekli girişimlerde bulunmanızı, gündemde tutmanızı, dayanışmayı büyütmenizi istiyoruz.

Paylaşın