En Çok Okunanlar, Umut Keçer, Umut Yazıları, YAZARLAR

Rojava’ya sefer olur zafer olmaz – Umut Keçer

AKP-MHP iktidarının en çok rahatsız olduğu meselelerden biri, Rojava’da Kürtlerin bir statü elde etmesi ve kendi geleceklerine karar vermesidir. Bu sebepten faşist iktidarın son 10 yıllık Suriye politikası, esasen Kürtlerin kazanımlarını engellemek, engelleyemediği noktada zayıflatmak üzerine kurulmuştur.

Bugün de Rojava, Suriye’de iktidara gelen cihatçı çetelerin ve Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) tehdidi altındadır. AKP-MHP iktidarı, Kürtlerin Rojava’da statü elde etmemesi için elinden geleni yapmaktadır.

Ahmed Şara yönetimi ise, İsrail’e her türlü tavizi verdiği anlaşmalar peşinde koşarken, aynı zamanda Kürtlere dönük saldırı hazırlıkları yapmaktadır. Son olarak Halep, Şeyh Mahsut ve Eşrefiye mahallelerine dönük tırmanan işgal saldırıları, Rojava devrimine dönük bir kuşatma ve tasfiye saldırısının adım adım örüldüğünün kanıtıdır.

Türkiye devleti, arka planda HTŞ ve SMO’ye destek vermekte, onları Rojava’ya saldırma konusunda teşvik etmektedir. İsrail ile Kürtlerin anlaşacağı yaygarasını koparan AKP medyasının gözü önünde, İsrail’e Golan tepeleri ve Güney Suriye’nin teslim edildiği anlaşmalar yapılıyor.

Bu tablo içerisinde “ümmete cihat etmek” için liderlik edeceğini söyleyen çeteler, gelinen aşamada İsrail ve ABD’nin doğrudan işbirlikçisi ve tetikçisi olmuş durumdadır.

Bu tablo, elbette bütün çıplaklığıyla siyasal İslam’ın anti-emperyalizm ve anti-siyonizm söyleminde ne kadar liyakatsiz olduğunun kanıtıdır. Gelinen aşamada Ankara hükümeti de Kürtlerin tasfiyesi için İsrail ile normalleşme arayışındadır.

Dünya olağanüstü bir dönemden geçiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan tarihinin en agresif ve hukuk tanımaz lideri olma yolunda adım adım ilerliyor. 2026 yılına yeni girdiğimiz şu günlerde, Venezuela lideri Maduro ve eşi haydutça yöntemlerle kaçırıldı. Ekran karşısına geçen ABD Başkanı, adeta bir Texas’lı kovboy edasıyla bütün dünya halklarını tehdit etti. “Ben hukuk falan tanımam, istediğim devlet başkanını gözaltına alırım, istediğim toprağı işgal ederim” diyor.

İran’da önemli gelişmeler yaşanıyor. İnsanlar sokaklarda ekonomik kriz ve hayat pahalılığını protesto ediyorlar. Aynı zamanda emperyalist güçlerin bir diğer hedefi de, önümüzdeki dönem İran yönetimi olacakmış gibi görünüyor.

Bütün bu tablo, adım adım 3. Dünya Savaşı konjonktürü içerisinde olduğumuz gerçeğini gözler önüne seriyor. Bütün bu karamsar ve soğuk atmosfer içerisinde elbette yüreğimizi ısıtan gerçekler de var.

Emperyalizmin, faşizmin ve siyonizmin bütün baskı ve saldırıları karşısında, dünya halklarının, işçilerin, emekçilerin ve kadınların özgürlük, eşitlik ve sosyalizm mücadelesi yükselmeye devam ediyor.

Rojava devrimi, bütün saldırılara rağmen direnmeye devam ediyor. Türkiye işçi sınıfı ve emekçiler, faşizmin sömürü düzenine karşı direniyor. Zindanlarda devrimci tutsaklar, kuyu tipi zulmüne karşı direniyor. Venezuela halkı, emperyalist müdahaleye direniyor. Kübalı enternasyonalist devrimciler, hayatları pahasına Che Guevara’nın ayak izlerini takip ederek Latin Amerika’da emperyalist barbarlığa teslim olmuyor. Filistin halkı, siyonist işgale karşı direnmeye devam ediyor.

Bu tablo içerisinde Türkiyeli devrimcilerin, emperyalizme, faşizme ve her türlü şovenist savaş politikası karşısında önemli bir sürece girdiğini görmek gerekiyor. Türkiye devleti, bölgesel yayılma hayalleriyle Türkiye ve bölge halklarının geleceğini tehdit eden bir savaşın tırmandırıcısı olmaya çalışmaktadır.

Türkiyeli devrimciler olarak doğru politika, Türkiye faşist iktidarının bölgesel yayılma ve savaş politikalarının karşısında olmaktan geçmektedir. Bugün dünyanın her yerinde ezilen halkların ve işçi sınıfı hareketlerinin çıkarları ortaktır. Kürt halkının işgal ve tasfiye saldırısı karşısında yalnız olmadığını göstermek, enternasyonalist devrimciliğin tarihsel görevidir. Venezuela’da emperyalist saldırganlığa karşı çıkarken, aynı zamanda Suriye’de de Türk egemen sınıflarının işgal ve yayılma politikalarına karşı çıkmak gerekmektedir.

Elbette bu süreç zorlu bir süreç olacaktır. Emperyalist işgal ve sömürü politikalarına karşı çıkarken, emperyalizmin uzakta, okyanus ötesinde olmadığını, tam da Türkiye’de içsel bir olgu olduğu gerçeğini iyi anlamak gerekmektedir.

Türkiye işçi sınıfının geleceğini savaş ve işgal maceralarıyla tehlikeye atan AKP-MHP iktidarı karşısında, halkların kardeşliğini ve işçilerin birliğini en güçlü şekilde yaşama geçirmek ertelenemez sorumluluğumuzdur.

Ortadoğu’da cihatçı çetelerin karşısında Kürt halkının özgürlük mücadelesini desteklemek bir turnusol kâğıdıdır. Zira Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerin bilincinde yaratılan şovenizm zehrinin panzehirinin, Türkiye işçi sınıfı ile Kürt halkının birlikte mücadelesi olacağını düşünüyoruz.

Sonuç olarak, Rojava işgal tehdidiyle karşı karşıya. Bu koşullar altında işgalcilerin ve destekçilerinin yaşayacağı bir askeri başarısızlık, bölgesel anlamda ve Türkiye coğrafyasında ezilenlerin mücadelesi açısından ön açıcı olacaktır.

Gün, bu bilinçle bulunduğumuz bütün mücadele mevzilerinde mücadeleye dört elle sarılma günüdür

Paylaşın