3 Ocak’ta Trump’ın, 19’uncu yüzyıl sömürgeciliğine rahmet okutacak biçimde Venezuela’ya saldırısıyla, aslında üçüncü emperyalist paylaşım savaşı resmen başlamıştır. Aslında bu süreç fiilen ne zaman cereyan etmeye başlamıştı? Hepimizin gözü önünde, İsrail’in Filistin’de, Gazze’de soykırım politikalarını kesintisiz biçimde sürdürebilmesiyle başlamıştı. O anda uluslararası hukukun bütün zemini fiilen ortadan kalkmıştı. Ne acıdır ki Gazze’nin yanında olduğunu söyleyen Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri dâhil olmak üzere, Avrupa Birliği ülkeleri de dâhil olmak üzere, İsrail’e askerî ya da ticari yaptırım uygulanamamış; dahası, bilinçli bir tercih olarak uygulanmamıştır. ABD’nin, İsrail’in bölgeyi dizayn etmesine seyirci kalması, bu süreci fiilen başlatmıştır.
Peki bugün ne yaşıyoruz? Kesinlikle kendimizi kandırmayalım. Yaşadığımız şey, uluslararası hukukun geçici bir krizi değildir. Bu; emperyalist, kapitalist sistemin Birleşmiş Milletler’i, çeşitli uluslararası mahkemeleri ve benzeri tüm mekanizmaları bile isteye işlevsiz hâle getirmesi ve tasfiye etmesi sonucunda ortaya çıkan sistematik bir yıkımdır. Bakın, bütün bunlar olurken bugün ABD, Venezuela’ya hiçbir kuralı tanımadan, âdeta bir çete lideri gibi, bir mafya gibi gidip oradaki hükümet başkanını esir alabilmektedir. Buna karşı ne Avrupa Birliği’nden ne de Türkiye’den doğru dürüst bir kınama gelmektedir. Neden? Çünkü emperyalist, kapitalist sistem yeni bir aşamaya girmiştir. Bu aşama; Rusya’sıyla, Çin’iyle, ABD’siyle birlikte, bir bütün olarak Küresel Güney’in, ezilen halkların yeniden sömürgeleştirilmesi aşamasıdır.
Trump’ın “Venezuela’yı biz yöneteceğiz.” demesi ile bu Meclis’te, grup toplantılarında iktidar partilerinin “Suriye’yi biz yöneteceğiz.” demesi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Dolayısıyla siz Suriye’de Rojava yönetimini kendinize tehdit olarak gördüğünüzde; eşitliği, özgürlüğü ve halkların eşitliğini savunan bir yönetimi tehdit olarak algıladığınızda, asla ABD’ye karşı duramazsınız, asla emperyalistlere karşı duramazsınız. Çünkü aslında “O büyük emperyalistlerin içinde acaba bize de bir kırıntı düşer mi?” diye düşünürsünüz. Ama şunu unutuyorsunuz; Bakın, 2014’te “Rojava düştü, düşecek.” dediniz; düşmedi. Aradan yıllar geçti ve siz Kürt halkının özgürlük mücadelesinin liderinin kapısına gitmek zorunda kaldınız. Buna mecbur kaldınız.
Aynı süreç bugün de cereyan etmektedir. Çünkü ezilen halklar birbirine bakıyor. Zannetmeyin ki Latin Amerika’daki ezilen halklar Rojava’yı takip etmiyor. Zannetmeyin ki bu topraklarda yaşananlar başka coğrafyalardan kopuk. Bugün Halep’te tanklarla kuşatma altına alınmış mahalleler için, o mahallelerde yaşayan halklar için, Kürtler için, eşitlik ve özgürlük isteyen herkes için; tıpkı “Kobani düştü, düşecek.” denilen süreçte nasıl bir isyan dalgası ortaya çıktıysa, yine aynı dalga ortaya çıkacaktır. Sakın ola ki bunu unutmayın.
Ayrıca şu çok açıktır: Emperyalist-kapitalist sistemin geldiği bu noktada, Rosa Luxemburg’un söylediği gibi, artık gerçekten “Ya Sosyalizm Ya Barbarlık” dönemindeyiz. Ancak bu barbarlık, onun yaşadığı dönemden çok daha vahşi bir biçimde bugün karşımızda durmaktadır. Ben buradan şunu açıkça görüyorum: Trump’a hiçbir yaptırım uygulamamak, İsrail’e hiçbir yaptırım uygulamamak; sizin yönetme pratiğinizle bütünüyle uyumludur. Siz, IŞİD amblemleriyle Halep’te soykırım yapılırken, o tecavüzcü yapılara yeniden destek çıkıyorsunuz. Tıpkı 2014’te olduğu gibi. Ama hiç unutmayın, bunu herkes görüyor.
Sakın ola ki “Biz orada HTŞ’ye destek çıkmıyoruz.” demeyin. Tankların üzerinde hangi amblemlerin olduğu bugün basına yansımıştır. Dolayısıyla dürüst olun. Deyin ki: “Biz bu büyük kapışma içinde kendimize bir kırıntı istiyoruz. Bu yüzden bizim için hiçbir değerin önemi yok. Biz IŞİD’le birlikte aynı politikayı hayata geçireceğiz.”
Ama ben son olarak şunu söylüyorum: Lenin, 1916 yılında “Emperyalizm, kapitalizmin tekelci aşamasıdır.” dedi ve ekledi: “Bu sistem ancak savaşla kendi krizini aşabilir.” İşte bugün, o tespitin yeni bir aşamasını yaşıyoruz. Savaştan ve kandan beslenen bir emperyalist kapitalist sistem karşısında yapılacak en önemli şey; ezilen halkların, işçi ve emekçi sınıfların birleşik, enternasyonalist mücadelesidir. Ve bu mücadele ağları kurulmaktadır.
Sizin ufkunuz kan, savaş ve sermaye birikiminin kan üzerinden inşa edilmesine dayandığı için bunu görmek istemiyorsunuz, gözlerinizi kapatıyorsunuz. Ama göreceksiniz; Nasıl Kobani düşmediyse, Halep’te o mahalleler de düşmeyecek ve eşitlik ile özgürlük isteyen halklar, Latin Amerika’dan Orta Doğu’ya kadar, mutlaka özgürleşecektir.
