Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıların halkların ortak yaşam iradesini ve devrimin kazanımlarını hedef aldığını belirten sosyalist parti ve örgütler, ortak mücadele ile Rojava devrimini koruma çağrı yaptı.
Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ve Türkiye destekli paramiliter güçlerin Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne dönük saldırılarına tepkiler gelmeye devam ediyor. Saldırılara tepki gösteren ve ortak mücadele çağrısı yapan Türkiye’deki sosyalist parti ve örgütler, ortak mücadele ile Rojava devrimini korumaya çağrı yaptı.
Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren, Halep’in planlı bir saldırı olduğunu belirterek, Kürtlerin yeni bir saldırı ve katliamlarla karşı karşıya olduğunu vurguladı. Elif Torun Öneren, “Şeyhmeksud ve Eşrefiye’de yaşananlar, Rojava halkını nelerin beklediğini bize gösteriyor” dedi.
Elif Torun Öneren, “Rojava’ya dönük hedef, buradaki Kürt varlığını tasfiye etmek, edemiyorsa zayıflatmaktır. Ayrıca kadınlar öncülüğünde yapılan, dünyada örnek olarak gösterilen Rojava Devrimi’nin kazanımları yok edilmek isteniyor” diye belirtti.
Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Murat Çepni, saldırıların amacının Rojava devrimini boğmak olduğunu belirterek, Rojava devriminin dünya ezilen halkları için bir ilham ve umut kaynağı olduğunun altını çizdi. Çepni, “IŞİD’e karşı kazanılan zafer tüm dünyaya nefes aldırdı. Aynı zamanda Ortadoğu’da halklar emperyalist planlar dahilinde birbirine kırdırılırken Rojava’da eşitlik ve kardeşlik temelinde bir arada yaşanabileceği gösterildi. Diğeri ise emperyalist paylaşım planlarıdır. Bu, dünyada ve bölgemizde devrimci, demokratik, halkçı tüm iradelerin kırılmasını kapsıyor. ABD-İsrail ve AB’nin emperyalist karşı devrimci planları Rojava’dan Filistin’e, Lübnan’dan Yemen’e kadar devrededir. İran gibi gerici faşist iktidarlar da ABD hegemonyasına tam dahil olmadıkları için hedefleniyorlar” dedi.
Suriye’de bir devletin ve ordunun olmadığını vurgulayan Çepni, “İdlib’de korunup eğitilmiş, donatılmış, hazırlanmış, dünyanın değişik bölgelerinden toplanmış, tümüyle ABD, İsrail ve Türkiye’nin denetiminde çeteler ve yapılardır bunlar. HTŞ IŞİD’dir. Bunlar İsrail’in güney Suriye’yi kalıcı olarak işgaline müdahaleyi bırakın tek laf bile etmediler. İlk işleri Kobani’ye saldırmak oldu. Şimdi de yine Kürtleri, Alevileri yok etmek dışında bir hedefleri yok. Emperyalist güçler tarafından Şam’a paraşütle indirildiler. Kullanışlı aparatlar olarak iş başındalar. Politik İslamcı, cihadist anlayışların dünden bugüne başka bir meziyeti de olmamıştır zaten” diye belirtti.
Rojava devrimini sosyalistlerin kendi devrimi olarak görmesi gerektiğini ve buna uygun konumlanmaları gerektiğini ifade eden Çepni, “Böyle anlaşılmadığında en iyi haliyle dayanışmacı pozisyonda kalınmış olur. Oysa Rojava’da anti emperyalist, anti faşist, anti sömürgeci, anti kapitalist mücadelenin imkanlarını görmek sosyalist olmanın turnusol kağıdıdır. Rojava, kendine demokratım, sosyalistim, devrimciyim diyen istisnasız tüm kesimlerin kendi durduğu yere göre, kendi içeriğince, ihtiyacınca sahiplenmesi gereken bir siyasal gerçekliktir” dedi.
Çepni, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dün de öyleydi ama şimdi çok daha yakıcı ve kalıcı olarak Türkiye halkları IŞİD tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu açıdan IŞİD’e komşu olmak, IŞİD’in Türkiye içi bir olgu haline gelmesi gelecek dönemin değişmeyen gündemidir artık. Kobani zaferi şimdi daha iyi kavranacaktır hepimiz tarafından. Kürt halkının statü talebi ve özgürlük mücadelesi belli alanlarda sınırlandırılabilir, hatta yenilgiye bile uğratılabilir ama asla başladığı yere döndürülemez. Çünkü dört parçada demokratik halkçı özgürlükçü temelde örgütlenmiş bir halk asla teslim alınamaz. Sosyalistler olarak görevimiz de bu mücadelenin doğrudan parçası olmaktır.”
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Colani’nin başa geçtiği 2024 yılından beri Suriyeli olmayan cihatçıların saldırılarının olduğunu anımsatarak, “Son saldırıların hedefi ise Kürtleri Suriye’de tam ve eşit haklara sahip bir halk olarak değil; bu cihatçı örgütün zulmü ve şiddeti altında yaşamaya mecbur bırakmak” dedi.
Baş, şunları söyledi: “Birkaç gün önce İsrail ile masaya oturup uzlaşacaksınız, hemen ardından mutabakat zeminini ortadan kaldıracak bir şiddete girişeceksiniz. Tesadüf olduğunu hiç zannetmiyorum. Emrinde oldukları emperyalist güçlerin çıkarları doğrultusunda Suriye’de tekçi, mezhepçi, ayrımcı bir rejim inşa etmek üzere çalıştıklarını düşünüyorum. İcazeti ABD emperyalizminden, meşruiyeti İsrail ile anlaşmadan alan, coğrafyamızdaki kan ve gözyaşının müsebbibi olanlar kendileri dışında kimseye yaşam hakkı tanımıyorlar.”
Saldırılar ile birlikte HTŞ tarafından sanal medyada yayınlanan açıklamalar ve paylaşılan videolarla DAİŞ ile övünüldüğünü belirten Baş, “Çok değil, birkaç gün önce sokak ortasında bir sivili ‘Sen Alevi misin’ diye sorup, ardından katleden IŞİD’lilerin Suriye halklarının huzur ve güvenliğine hizmet edemeyeceği kesindir. Suriye Ordusu dendiğinde biz bunu anlıyoruz, henüz aksi yönde bir gelişme göremedik” diye belirtti.
Baş, meselenin tüm bölge halklarının geleceği olduğunu vurgulayarak, “Suriye’nin huzuru, barışı ve refahı aynı zamanda Türkiye’nin de huzuru ve barışına katkı sağlayacaktır. Bugün Kürtleri hedef alan saldırıları konuşuyoruz ama örneğin Samandağ’ın depremzede halkı, biraz ötede eşi dostu cihatçılar tarafından öldürülürken nasıl iyi olabilir, iyi hissedebilir? Bu işbirlikçi, insanlık düşmanı güçlerin hakim hale geldiği bir coğrafya Türk, Kürt, Türkmen, Arap, Alevi, Sünni farketmeksizin coğrafyamızdaki tüm yoksul emekçileri hedef alır” dedi.
Bu saldırılara hep birlikte karşı durulması gerektiğinin altını çizen Baş, “Sosyalist hareket on yıllardır acı çeken bu toprakların insanlarının sesini, egemenlerin kirli pazarlıklarının döndüğü tabloya en güçlü biçimde dahil etmeli, halkları hedef alan tüm o kirli pazarlıkları bozmalı, masaları dağıtmalıdır. Bunca yıllık kanın, çatışmanın, savaşın faillerini ‘barış elçileri’ diye pazarlamalarına engel olmalı, tüm halkların ortak mücadelesi ile bu saldırıları püskürtmeliyiz.”
Suriye ordusu denilenin HTŞ ve SMO güçlerinden oluşan DAİŞ zihniyetine dayanan bir örgütlenme olduğunu dile getiren Elif Torun Öneren, “Halep’te Kürt mahallelerinde gerçekleşen katliamlarda bu durum kendini çok açık gösteriyor. Kürt kadınların cenazesi üzerinden kadın bedenlerinin aşağılanması, bu çetelerin zihniyetinin kanıtıdır. Çeteler, malları yağmalıyor, kadınları kaçırıp cariye olarak kullanıyor. Kürt Halkı karanlık, cahil, cihatçı, anti demokratik bir zihniyete dönüştürülmek isteniyor” dedi.
Türkiye’de ki sürecin salt Kürt özgürlük hareketinin sorumluluğunda yürütülmemesi gerektiğinin altını çizen Elif Torun Öneren, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tabii ki Ulusların Kendi Kaderine Tayin Hakkı ilkesi doğrultusunda, Kürt Özgürlük Hareketi kararlarını alıp, mücadelelerini sürdürürken aynı zamanda bu mücadelenin en önemli halkası, enternasyonalist dayanışma ve Sosyalist Parti örgütleri olacaktır. Rojava Devrimi, devrimci ve demokratik bir karaktere sahip, kadın özgürlükçü, inanç ve halklara saygılı bir yapıya sahip olduğu için, sosyalist olarak görevimiz; karşı devrim saldırısı karşısında ezilen Kürt Halkı’nın yanında, enternasyonalist bir devrimciliği inşa etmektir. Bu koşullarda ayrıca Kürtlerin barış mücadelesini kazanması, Türkiye işçi sınıfı ve ezilen halkların mücadelesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Salt sosyalistler değil, oluşacak birleşik bir mücadele hattında buluşmak sosyalistler olarak hepimizi zafere götürecektir.”
Kızıl Parti Eş Sözcüsü Gün Çağ Aydın, Halep’te başlayan saldırılar ile Suriye’de ki mevcut durumu HTŞ, Türkiye, İsrail ve ABD lehine yeniden düzenlenmenin amaçlandığını belirtti. Saldırıların Halep’le sınırlı kalınmayacağının ilk günden öngörüldüğünün altını çizen Aydın, “Rojava’da Kürt halkının ve Türkiyeli devrimcilerin bedeller ödeyerek inşa ettiği, demokratik, kadın özgürlükçü ve Ortadoğu’nun mevcut düzeyini modernist bir anlayışla ileriye taşımayı hedefleyen yönetim modeli ya da bir toplum anlayışı da denebilir, uzun yıllardır hem Türkiye’deki gerici-faşist iktidarın hem de bölgenin gerici güçlerinin saldırısı altındaydı” dedi.
Türkiye’nin Ortadoğu’daki sınırına yakın ülkelerin politikalarının Kürt düşmanlığı üzerine inşa edildiğini dile getiren Aydın, “Türkiye’deki iktidarlar uzun yıllardır bölgede Kürt halkının merkezde olduğu herhangi bir kazanımı bir tehdit olarak algılıyor. Üstelik bu düşmanlık algısı toplumun çeşitli kesimlerine de nüfuz etmiş durumda. Son Halep saldırısından sonra, Türkiye’de seküler yaşamı, Batılılığı ve laikliği temsil ettiğini iddia eden kesimlerin, Kürtlerin modeline ve kazanımlarına karşı şeriatçı HTŞ yönetimini şevkle desteklemesi de zaten bu politik yönelimin etkisini açıkça ortaya koydu” diye belirtti.
Saldırıların devam edebileceğini belirten Aydın, sözlerini şöyle sürdürdü: “ Rojava deneyimi, Türkiye’de AKP ve son yıllarda AKP-MHP iktidarı açısından önce teslim alınmaya çalışılan, bu mümkün olmadığında ise yok edilmeye çalışılan bir unsur olarak değerlendirildi. Sonuç olarak, kolay bir saldırı noktası olarak görülen Halep’in Kürt mahallelerinde başlatılan ve daha sonra Rakka, Deyrezor gibi kentlere, Tişrin gibi sembolik bir noktaya doğru genişletilen saldırılar, Kürt güçlerini ‘Fırat’ın doğusu’ olarak adlandırılan bölgeye, fakat fiilen hem doğuya hem de kuzeye, yani birkaç yerleşim alanına sıkıştırmayı hedefleyen bir planın ilk adımları olarak değerlendirilebilir.”
Kürtlerin sürgün edilerek demografik yapıya müdahalenin de hedeflendiğini belirten Aydın, DAİŞ çetelerinin de içinde olduğu gruplara “Suriye ordusu” denilmesine dair ise şu değerlendirmede bulundu: “Son dönemde ‘Suriye ordusu’, ‘Şam hükümeti’, ‘Suriye devlet başkanı’ gibi ifadeler kulağa, sanki bir devletçilik oyununda kullanılan kavramlarmış gibi geliyor. Yani HTŞ dediğiniz örgüt, on yıldan fazla süredir Suriye’de insanlara işkence eden, kafa kesen, kadınları pazarlarda satan bir barbarlar cemiyetinin kısaltması değil mi? Ahmet Şara da daha birkaç ay öncesine kadar 10 milyon dolar ödülle aranan bir katil değil miydi? Biz, Suriye ordusu, HTŞ ya da Şara ile IŞİD arasında fark olduğunu hiçbir zaman düşünmedik. Bize göre saldıran her zaman IŞİD oldu. Daha kötüsü ise şu: Şimdi HTŞ çeteleri tarafından ele geçirilen ve geçmişte SDG kontrolünde olan cezaevlerinde tutulan IŞİD üyeleri de önümüzdeki dönemde saldırılarda asker olarak kullanılacak.”
Kazanımın ancak direnişle olacağını belirten Aydın, “Rojava muazzam ve saygın bir direnişin ortaya çıkardığı bir kazanımdır. Yoksa diplomatik cambazlıkların veya etkileyici söylevlerin sonucu olarak doğmadı. Bu aşamadan sonra da durumun ancak direnişle belirlenebileceğini düşünüyorum. Yani AKP destekli HTŞ barbarlığına karşı uzlaşmayı kutsayarak değil, direnişi büyüterek baş edilebilir. Elbette işin merkezinde olanlar belirleyici kararları veriyor, ama bize göre yeni bir direniş paradigması ve örgütlenmesi yaratmak gerekiyor. Üstelik bu direniş paradigması, hem cihatçı saldırılara hem de emperyalist planlara karşı ortaya konmalı. ABD’ye güven olmayacağı gerçeği ilk kez ortaya çıkmıyor. Bu son örnek de bu saptamanın doğruluğunu açık biçimde gösteriyor” diye belirtti.
Barışın toplumsallaşmasının sağlanmasının önemli bir görev olduğunu vurgulayan Aydın, “Sosyalist sol ise, geçmişte olduğu gibi bugün de AKP-HTŞ-IŞİD saldırılarına ve emperyalist savaş planlarına karşı ortaya çıkacak bir direnişin hem destekçisi hem de parçası olacaktır. Sosyalist hareket, Suriye’de ve Ortadoğu’nun her yanında, IŞİD düşüncesi doğrultusunda yayılan şeriatçı barbarlığa karşı direnenlerin yanında olmalı ve halkların eşit, birlikte yönetim iradesini savunma çizgisinden geriye düşmemelidir. Bu çerçevede Rojava da anlam kazanıyor. Rojava, Ortadoğu’ya işlenen bir ilericilik ve özgürlükçülük aşısı olarak değer taşıyor. Ona sahip çıkmak, eşitlik ve özgürlük mücadelesinde birlikte yol alabilmenin de bir gereğidir” dedi.
Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Dönem Sözcüsü Oya Nur, Halep’le başlayan ve devam eden saldırıların hedefinde Kürt kazanımlarının olduğunu belirtti. Bölgenin gericiliğini bir aparatı haline getirilmek istendiğine işaret eden Oya Nur, “Özellikle Türk egemenlik sisteminin ve onun somuttaki temsilcisi olan AKP/MHP iktidarının, başta ABD emperyalizmi olmak üzere küresel güçleri de arkasına alarak giriştiği bu hamle, stratejik bir ‘çökertme’ planıdır. Bu saldırılar, sadece askeri bir harekat değil, bölge halklarının iradesini kırma girişimidir. Nitekim Hakan Fidan ve iktidar sözcülerinin yaptığı açıklamalar ve sahada aldıkları siyasal pozisyon, bu tasfiye konseptinin en açık göstergesidir” dedi.
“Suriye ordusu” diye parlatılanların DAİŞ ve El-Kaide artığı çetelerden devşirilmiş paramiliter güçler olduğunu belirten Oya Nur, “Buradaki ‘kılıf’, bilinçli bir stratejidir. Emperyalizm ve özelde Türk egemen sınıfları, uluslararası kamuoyunda ‘terör’ ile özdeşleşmiş DAİŞ kimliğini gizleyerek, bu barbarlığı ‘muhalifler’ veya ‘nizami ordu’ adı altında meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Bu çetelerin üniformalarının değiştirilmesi, onların halk düşmanı, talancı ve katliamcı karakterini değiştirmez. Aksine, bu unsurlar bugün Kürt ulusunun kazanımlarını boğmak ve bölgedeki devrimci dinamikleri ezmek için, NATO konseptine uygun olarak eğitilip donatılan, bizzat devletlerin ‘vurucu gücü’ haline getirilmiş aparatlarıdır. Dolayısıyla karşımızdaki tablo, bir iç savaş karmaşası değil; organize edilmiş, sevk ve idare edilen gerici bir işgal harekatıdır” diye belirtti.
Saldırıların halkların ortak yaşam iradesine, ileri kazanımlara ve anti-emperyalist duruşa yönelik olduğunu belirten Oya Nur, “Dolayısıyla örülmesi gereken mücadele hattı da yerel veya kısmi değil, birleşik, anti-emperyalist ve enternasyonalist bir karakter taşımalıdır. Sosyalist parti ve örgütler açısından durum ‘dayanışma’nın ötesinde, bu kavganın doğrudan bir parçası olma zorunluluğudur. Sosyalistler, bu saldırıların arkasındaki ‘güvenlik’ yalanlarını teşhir etmeli, Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını ve kazanımlarını savunmayı, devrimci mücadelenin temel bir ilkesi olarak görmelidir. Mücadele sadece basın açıklamalarına hapsolmamalı; sokakta, fabrikada ve hayatın her alanında bu işgalci zihniyete karşı fiili ve meşru bir direniş hattı örgütlenmelidir. Bölge devrimci güçleriyle stratejik ortaklıklar geliştirilmeli, saldırılar karşısında ortak bir cephe siyaseti hayata geçirilmelidir” diye belirtti.
Kaynak: Mezopotamya Ajansı
