Gündem

ADDKİ: Gücümüze güç verin onlara diz çöktürelim

Yoldaş,

Dünya 3. savaşın eşiğinde. Emperyalist-kapitalist sistem, tarihsel krizini yeni bir paylaşım hamlesiyle aşmaya yöneliyor. Bu bir dağınıklık değil; planlı bir yeniden dizayn sürecidir. Haritalar yeniden çiziliyor, sınırlar yeniden tartışılıyor, bölgesel savaşlar küresel hegemonya mücadelesinin araçlarına dönüşüyor.

Rojava hattında tasfiye planları, Filistin’de Siyonist barbarlık, Ortadoğu’da kalıcı askeri tahkimatlar, Türkiye sömürgeciliğinin Kürt halkına dönük statü bozma saldırıları… Bunlar ayrı başlıklar değil; emperyalist yeniden paylaşım zincirinin halkalarıdır.

Emperyalizm ve Siyonizm, yalnızca askeri güç kullanmıyor; demografiyi, siyaseti, ekonomiyi ve ideolojiyi yeniden düzenliyor. Amaç nettir: Bölgeyi emperyalist çıkarlar doğrultusunda istikrarlı bir sömürge alanına dönüştürmek.

Rojava’da ortaya çıkan statü arayışı, Kürt halkının ulusal irade talebi ve bölgesel halkların özgürlük yönelimi; bu plan açısından tolere edilemez görülmektedir. Türkiye sömürgeciliği, bu büyük planın bölgesel uygulayıcısı olarak hareket etmektedir. Dolayısıyla mesele yalnızca savaş değil; sömürge ilişkilerinin derinleştirilmesidir.

Bu nedenle ulusların kendi kaderini tayin hakkı bizim için soyut bir demokratizm değil; sömürgeciliğe karşı devrimci çözüm perspektifidir. Filistin direnişi ile Kürt özgürlük mücadelesi aynı tarihsel çelişkinin farklı cepheleridir. Proleter enternasyonalizm bu ortak zeminde somutlanır.

Kürt direnişi, yüz yılı aşkın sömürgeci inkâr ve imha politikalarına karşı ortaya çıkmış tarihsel bir karşı duruştur. Osmanlı’nın çözülüşünden Cumhuriyet’in kuruluşuna, bölgesel devlet sisteminin inşasından NATO konseptine kadar uzanan süreçte Kürt halkı; inkâr, asimilasyon, zorunlu göç ve askeri tasfiye politikalarıyla kuşatılmıştır. Bugün yalnızca Türkiye sömürgeciliği değil; bölgesel güçler ve küresel emperyalist merkezler de Kürt statüsüzlüğünü kendi jeopolitik dengelerinin aracı olarak kullanmaktadır. Rojava’da ortaya çıkan özyönetim deneyimi, yalnızca yerel bir gelişme değil; Ortadoğu’daki sömürge denklemine tarihsel bir müdahaledir. Bu nedenle saldırılar da yalnızca tek bir devletten değil; bütün emperyalist güç merkezlerinden, farklı taktiklerle ama aynı stratejik amaçla gelmektedir. Çünkü Kürt halkının direnişi, bölgenin sömürgeci statükosunu kırma potansiyeli taşımaktadır. Ve tam da bu yüzden, bu direniş bir “etnik mesele” değil; emperyalist yeniden paylaşım planlarına karşı tarihsel bir kazanımdır.

Kadınlar açısından da felaketlerin yaşandığı dönemlerden geçiyoruz. Dünyada yaşanan savaşlar şiddeti hem meşrulaştırıp hem de dozunu artırıyor. Savaşlar nedeniyle yeni bir göç dalgası her yıl kendini tekrar ediyor bu sebeple ucuz emek siyasetinin bir parçası olan kadınlar daha fazla sömürü çarkına dahil oluyor. Kamplarda taciz ve şiddete uğrayan kadın sayısı önemli ölçüde artıyor. Ama elbette tüm bu erkek egemen kapitalizme karşı da mücadele de büyüyor. Özellikle Ortadoğu’dan yükselen bir kadın isyanı büyüyor. İran’da başlayan ayaklanma ”Jin, Jiyan, Azadi” sloganı dünya kadınlarına da ilham kaynağı oldu. Kürt kadın mücadelesi feminist mücadele ile birbirini besleyen ve oradan sokaklara taşmaya devam ediyor.

Yoldaş,

Biz şunu açıkça ifade etmek zorundayız: yapımızın son beş yılı, yalnızca bizim örgütümüze özgü olmayan; bütün sosyalist hareketi etkileyen bir tasfiye sürecinin parçası olmuştur. Emperyalist saldırıların yoğunlaştığı, ideolojik çözülmenin derinleştirildiği, örgütsel sürekliliğin hedef alındığı bu dönemde yaşanan kopuşlar, dağılmalar ve geri çekilmeler bireylerin zaaflarıyla yalnızca açıklanamaz. Tarihsel materyalist bir bakışla söylüyoruz ki; sorumluluğun esas ağırlığı bireyde değil, örgütsel mekanizmalardadır.

Bu nedenle seni çağırırken, “neden gittin?” sorusuyla değil; “nasıl yeniden birlikte güçleniriz?” sorusuyla konuşuyoruz.

Bilimsel sosyalizm bize şunu öğretir: Her kriz aynı zamanda bir öğrenme momentidir. Her yenilgi, doğru bir özeleştiriyle ele alındığında, yeni bir sıçramanın maddi zeminini yaratır. Yaşadığımız süreçler, örgütün kendini yeniden üretmesi, hatalarını görmesi, merkeziyetçiliği kolektif iradeyle dengelemesi açısından değerli dersler barındırmaktadır. Bugün bu dersleri yok sayarak değil, onlardan öğrenerek ilerlemek zorundayız.

Yeni savaş dönemine, eski alışkanlıklarla girilemez. Bu dönem; daha fazla güveni, daha fazla ortak aklı, daha fazla kolektif sorumluluğu zorunlu kılıyor. Bireyin silikleştiği değil; kolektif bireyin özneleştiği, karar süreçlerine katıldığı, iradesini örgütte somutladığı bir mücadele hattını inşa etmek zorundayız. Aksi, tasfiyenin farklı biçimlerde yeniden üretilmesidir.

Senin bugün yurt dışında, Avrupa’da yaşadığın yabancılaşmayı, güvencesizliği ve yalnızlığı biliyoruz. Kapitalist Avrupa, emeğini sömürürken seni sürekli dışlayan; göçmenliği bir disiplin mekanizması olarak kullanan bir düzendir. Bu koşullarda bireysel ayakta kalma stratejileri geçicidir. Kalıcı olan, dayanışmadır. Örgüt; sadece politik bir araç değil, aynı zamanda yaşamı yeniden kurmanın, onurlu bir varoluşun kolektif biçimidir.

Emperyalizme ve Siyonizm’e karşı, sömürgeciliğe karşı yürütülen mücadele; ancak örgütlü ve bilinçli bir proleter hatta anlam kazanır. Anti-emperyalist, anti-siyonist ve anti-faşist güçlerin birliği bugün bir tercih değil; tarihsel bir zorunluluktur. Parçalanmış bilinçler yenilir; örgütlü halklar direnç üretir. Güven, kişiler arasında değil; ortak programda, ortak mücadelede ve ortak gelecekte kurulur.

3. savaşın eşiğinde örgütsüzlük tarafsızlık değildir. Örgütsüzlük, nesnel olarak güç dengesini karşı-devrim lehine bırakmaktır. Devrimci bilinç, tarihsel momenti doğru kavramak ve o moment içinde konum almaktır. Bugün geri durmak ya da beklemek, emperyalist yeniden dizayn karşısında edilgenleşmektir.

Bugün yeniden yan yana gelmek geçmişi onarmak için değil; bu tarihsel eşikte özneleşmek içindir. Mesele duygusal bağlılık değil, tarihsel sorumluluktur. Mesele aidiyet değil, konumlanıştır.

Ya emperyalist yeniden dizaynın edilgen izleyicisi olacağız, ya da sömürgeciliğe ve Siyonizm’e karşı proleter sosyalist hatta bilinçli bir özne.

Zafere giden yol birlikte yürünür.



Paylaşın