Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis grup toplantısında gündemdeki konuları ele aldı.
Tülay Hatimoğulları, 1 Mayıs İşçi Bayramı öncesi yapılan gözaltılara tepki göstererek, “1 Mayıs engellenemez. Ezilenlerin ve sömürülenlerin haklarını savunanlar, gözaltına alınamaz, tutuklanamaz. Bütün gözaltılar derhal serbest bırakılsın” dedi.
DEM Parti Eş Genel Başkanı, Varto ve Karlıova Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) karşı verilen mücadeleyi hatırlatarak, “Varto, Karlıova halkına gösterdikleri onurlu direnişten dolayı kendilerini selamlıyor, direnişlerini destekliyoruz. Her daim yanlarında olmaya, sesleri solukları olmaya da devam edeceğiz” dedi.
28 Nisan Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından ilan edilen Dünya İş Sağlığı ve Güvenliği Günü’ne de işaret eden Tülay Hatimoğulları, şöyle konuştu: “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin verilerine göre, Türkiye’de 2025 yılında 2 bin 105 işçi iş cinayetlerinde yaşamını kaybetmiş. Sadece son 3 aydaki verilere baktığımızda 420 işçi iş cinayetinde hayatını kaybetmiş. Bunlar iş kazası değil. Bize iş kazasıdır diye yutturmaya kalkanlar şunu çok net bilsin; bunu iş kazası olarak görmüyoruz. Bu, bir iş cinayetidir.”
Doruk Madencilik işçilerinin Ankara’daki eylemine de değinen Tülay Hatimoğulları, 9 gündür açlık grevinde olan işçilerin ayrıca yağmur altında ve zor koşullarda mücadele ettiğini hatırlattı.
Adaletin olmadığını söyleyen Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi Adalet Bakanlığı bünyesinde Faili Meçhul Suçları Araştırma Birimi kuruluyor. Kurulsun, araştırılsın elbette. Gülistan Doku dosyasının yeniden açılması, faili meçhuller konusunda adım atılması son derece önemli. Bakın yine buradan şunun altını önemle çizmek istiyorum; Gülistan’ın arkadaşı Rojvelat Kızmaz’ın ölümü mutlaka araştırılmalıdır. Rojin Kabaiş başta babası, ailesi olmak üzere kadın hareketinin aylardır gündemden düşürmediği konu. Rojin Kabaiş için adalet talebi mutlaka sağlanmalı. Ancak buradan şunu açıkça ifade etmeliyim ki bu soruşturmalar bir vitrine dönüşmemeli. Dağ fare doğurmamalı. Faili meçhul dediğiniz şey gökten inen bir karanlık değil. Bu sistemin ürettiği, koruduğu, sakladığı karanlığın ta kendisidir.
Hepinizin bildiği üzere 27 Şubat’ta Sayın Abdullah Öcalan’ın yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı, sadece barış umudunu büyütmedi aynı zamanda Türkiye’nin önüne tarihsel bir eşik koydu. Çatışma çözümleri deneyimlerine baktığımızda örgütlerin 10 yıllar boyunca atabildiği adımlar Türkiye’de bir yılda atıldı. İnanın bununla ilgili ileriki zamanlarda çatışma ve çözüm çalışacak olan akademisyenler, bunu önemle inceleyecekler. PKK silahlara veda ettiğini, örgütsel yapısını lağvettiğini dünyaya ilan etti. Bunu gerçekleştirerek de tarihi bir hamle yapmış oldu. Bu 100 yıllık Cumhuriyet tarihinin en önemli gelişmelerinden birisidir. Bu adımın gereklilikleri yapılırsa toplumsal kutuplaşma son bulacak ve demokratikleşmenin zemini büyüyecek. Barışa bu kadar yaklaşmışken, barışı ve demokratikleşmeyi bu kadar konuşuyorken, barış menziline koşar bir adımla gidilmesi gerekirken iktidar ne yapıyor? İktidar aksak, ürkek ve oyalayıcı bir tutum içinde. Altını tekrar çiziyoruz. Barış sürecinde iktidarın adım atmadığı her an süreç karşıtlarının hile ve hurdayla dolu provokatif tutumları geliştirmesinin önünü açar.
Bakın, bu kadar fırsat ve risk denklemi söz konusuyken iktidara şu soruları soruyoruz; ekranlarda sürekli ‘süreç tıkandı’ diyerek, ortalığı bulandıran medya simsarlarının ellerini nasıl ovuşturduklarını görmüyor musunuz? Bunu görmemek mümkün mü? Bu kesimler ve onlara çanak tutanlar şu sözümüzü iyi dinlesinler; ellerini boşuna ovuşturmayın. Bu gölden size balık çıkmaz. Ne olursa olsun barış gemisini limana ulaştıracağız. Yine iktidara bir soru daha soruyoruz; Ortadoğu’daki istikrarsızlığı derinleştirmek isteyen güçler, bekleme halinizden son derece memnunlar. Bunu görmüyor musunuz gerçekten?
Madem dış güçler diye bir tehdit algınız var, o zaman bu tehditleri ortadan kaldırmak için barıştan daha iyi bir yol yok. Bunun altını defalarca kez çizdik. İktidar artık Nasrettin Hoca misali ipe un sermekten vazgeçmeli. Teyit, tespit tekerlemesine sarılarak puslu bir hava üretmemeli. Meclis Komisyonu’nun nihai raporunu, eksik de olsa siyasi barışın yolunu açmak için bir rehber olarak kabul etmeli. Artık arife tarif gerekmiyor. Adım atılsın ki ülke nefes alsın. Adım atılsın ki barış umudunun üstündeki kara bulutlar dağılsın. Adım atılsın ki bu ülkede onurlu bir barış sağlansın. Biz buradan bir kez daha teyit ediyoruz ki, ne olursa olsun onurlu bir barışın mücadelesini vermeye, onurlu bir barışı toplumla beraber örmeye ve örgütlemeye devam edeceğiz.
Bizler, onurlu bir barışın bu topraklarda tesis edilmesinin Türkiye’nin demokrasisinin tıkanan damarlarını açacağına ve demokratik cumhuriyeti inşa etmenin yolunu daha da açacağına yüzde yüz eminiz. Bunun için büyük bir inançla, azimle ve bilinçle çalışmaya devam edeceğiz. Engelleri aşarak, görmezden gelenleri aşarak, uzatmak isteyenlere karşı sürecin bir an önce başarıya kavuşması için DEM Parti olarak sadece elimizi değil, gövdemizi de taşın altına koyuyoruz. Bunun için de sonuna kadar çalışacağız.”
Kaynak: ANF
