“Biz eğitim sisteminin çarpıklığına karşı mücadelemizi işçi sınıfının özgürlük mücadelesinden ayırmıyoruz.”
Bu düzenin çarkı dönüyor, küçük dişlileriyle, sessiz sedasız her sabah “hazır ol” komutuyla, her yıl yeni bir staj sözleşmesiyle, her ödenen kurs parasıyla dönüyor ve o çarkın en küçük, en ucuz, en görünmez dişlisi olan liseli gençlik olarak biziz. Daha fabrikalara adımımızı atmadan sömürü bizi bulmuştur. Sıralarda, staj atölyelerinde, imzaladığımız ama belki de çoğumuzun okumadığı o kağıtlarda.
Tarihte işçi sınıfının mücadelesinde önemli bir ivme teşkil eden 1 Mayıs ilk olarak 1886 yılında ABD’li bütün işçilerin genel greve gitmesiyle tarihe adını altın harflerle yazdırdı. Chicago’da direnişçi işçilerin üzerine ateş açıldı, yüzlerce işçi ölümsüzleşti, hapse atıldı. O gün işçi sınıfının uluslararası dayanışma günü olarak tarihe geçti. Biz eğitim sisteminin çarpıklığına karşı mücadelemizi işçi sınıfının özgürlük mücadelesinden ayırmıyoruz. İşçi sınıfının kurtuluşu bizim de kurtuluşumuzdur. Bu yüzden 1 Mayıs bizim de mücadelemiz, bizim de alanımız, bizim de isyanımızdır!
Sabahları okula giriyoruz, kapıda kıyafetlerimiz ölçülüyor, saçımızın kısa mı uzun mu olduğu kontrol ediliyor. Sınıfa “hazır ol” komutuyla giriyoruz. Derslerde tahtaya bakıyoruz, bilimsel anlamda kimyayı bize göstermiyorlar bize birkaç formül ezberletiyorlar, evrim teorisini müfredattan çıkartıp yerine 15 Temmuz anlatılarını ön sayfalara kadar getirip ekliyorlar. Din derslerini dinimize bakmadan seçmeli şekilde değil, zorunlu ve tek mezhep üzerinden bize dayatıyorlar. Fen Liselerini kapatıp, İmam Hatiplerin bütçesini Fen Lisesinin 15 katına kadar çıkartıyorlar. Bunların bir raslantı olabileceği fikri son derece ütopiktir, bu bir projedir itaat eden, sorgulamayan bir nesil yaratma projesidir.
Sınav kapımızı çaldığında 2 milyon öğrenciyi aşarak sınavlara önümüzdeki aynı kağıtla giriyoruz, bu iki milyon öğrenci sanki aynı sınıftan çıkmışta gelmiş gibi bir muamele yapıyorlar. Birimiz özel lisede onlarca deneme çözmüşken diğerimiz meslek lisesinde stajdan yeni çıkmış oluyor, biri sınava giriş parasını zor öderken diğeri ise hangi dershanede kaçıncı sıraya yazılacağını düşünüyor.
Temel Liselerde notlar yapay şişiriliyor, yüzlerce öğrencinin önüne geçiliyor. Eşit sınav dedikleri şey yalandan ibaret ama en derin yaramız stajda açılıyor, burası bizi doğrudan 1 Mayıs ile bağlayan yer ve burası isyanımızın kalbidir. Meslek lisesi öğrencileri asgari ücretin üçte biriyle, kimi zaman da hiç ücret almadan üretim bandında, tarlada, atölyede çalıştırılıyor. Sıra arkadaşlarımızın sigortası yok, iş güvencesi yok, güvenlik tedbirleri yok!
Şimdi size bir isim vereyim, Emre Koç. Henüz daha 17 yaşındaydı önünde yılları vardı, meslek lisesi öğrencisiydi. Staj yaptığı atölyede üzerine suntaların devrilmesiyle hayatını kaybetti. Devlet ona “eğitim” verdiğini söylüyordu ama o eğitimden Furkan’ın cenazesi ÇIKTI!
Okulun içinde sadece ölüm değil, her gün biraz daha ezilen bir hayat var. “Hazır ol!” komutuyla başlayan sabahlar, kıyafet dayatmalarıyla geçen öğle araları, disiplin cezasıyla noktalanan öğleden sonralarının hikayesi. Kadın öğrencilere, sıra arkadaşlarımıza yönelik gerici dayatmalar artıyor, trans öğrenciler her gün okulun koridorlarında görünmez kılınıyor. Öğretmen şiddeti, müdür baskısı ve cezasız kalan taciz vakaları! Bunların hepsi ayrı bir sorun değil, hepsi aynı sistemi koruyor.
Kuruluşumuzdan itibaren eşit, parasız, bilimsel, anadilde ve anti-cinsiyetçi bir eğitim için haykırıyoruz: bu talebin arkasında bu gün her zamankinden daha güçlü duruyoruz! “eşit” derken temel lise ile meslek lisesi arasındaki sınav adaletsizliğinin bitirilmesini, “parasız” derken kayıt katkı payının, staj sömürüsünün, sınava giriş ücretlerinin tümünün kapatılmasını, “bilimsel” derken evrim teorisinin geri gelmesini, din derslerinin seçmeli ve mezhep dayatmasının kaldırılmasını, “anadilde” derken Kürtçe başta olmak üzere tüm dillerde eğitim hakkı istediğimizi, “anti-cinsiyetçi” derken ders kitaplarındaki cinsiyetçi ifadelerinin temizlenmesini ve tacize, şiddete karşı gerçek bir korunmanın inşasını HAYKIRIYORUZ! Staj sömürüsünün bitmesini istiyoruz, staj bir eğitim değil yarı ücretli ya da ücretsiz bir emek sömürüsüdür: meslek lisesi öğrencilerimiz sıra arkadaşlarımız üretim sürecinin içindedir ve asgari ücretin altında tutulmakta iş hukukuna aykırıdır! Bu talep bir eğitim talebi değil CAN talebidir!
Militarist disiplin yönetmeliğinin kaldırılmasını istiyoruz. Okul bir kışla değildir, “Hazır ol” bir eğitim yöntemi değildir, disiplin cezası da bir pedagoji aracı olamaz. Okul yönetiminde öğrenci söz hakkı istiyoruz. Bütçe, yönetmelik, disiplin uygulamaları bunların hepsinde öğrenci temsilcisinin gerçek anlamda “belirleyici” olmasını istiyoruz!
Lenin diyor ki:
“Organize olmuş azınlıklar, organize olmamış yığınlara hükmeder.”
Bunu anlamak için Lenin okumak zorunda değiliz, okul koridorlarına bakmak yeterlidir. Müdür organizedir, MEB organizedir, staj sözleşmesini yazan işveren organizedir, müfredatı hazırlayan komisyon organizedir. Peki ya biz?
Biz de organizeyiz! Dev-Lis dünden bugüne bu geleneği alanlarda, anti-faşist mücadelelerde, işçi sınıfının kurtuluşunun kendi kurtuluşu olduğu bilinciyle sokaklardaki militan duruşuyla kazanmıştır.
Emre Koç’un ve daha nicelerinin hesabını soracağız! Sigortasız stajda hayatını kaybeden her öğrencinin hesabını soracağız, müfredattan silinen bilimin, “hazır ol” komutuyla geçen binlerce sabahın, dershane parasını çıkarmak için inşaata giden her çocuğun hesabını SORACAĞIZ.
1 Mayıs susmanın günü değildir, alanları doldurmanın, sokakları zapt etmenin günüdür. “Özgürlük Sokaktadır!” diye haykıranların günüdür, sistemin kokuşmuşluğuna karşı “Tek Ses, Tek Yumruk Dev-Lis Geliyor” şiarını yükseltmenin günüdür!
Sıra arkadaşlarımızı Dev-Lis saflarında örgütlenmeye ve 1 Mayıs’ta meydanlarda olmaya çağırıyoruz. Bu sömürü fabrikalarda değil sıralarda başlıyor aynı şekilde direnişte SIRALARDAN başlıyor!
Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın Devrimci Liseliler!
