Kayıp yakınları dört kentte gözaltında katledilen ve kaybedilenlerin faillerini sordu. Nezir Tekçi’nin 31, Ahmet Tekin’in ise 32 yıldır kayıp olduğu belirtildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle birçok kentte açıklama yaptı.
Amed’de kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, eylemlerinin 899’uncu haftasında Koşuyolu Parkı’ndaki Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Kayıpların fotoğraflarının taşındığı eylemde, 1994’te Amed’de katledilen Mehmet Şerif Avşar’ın failleri soruldu.
İHD Kayıp Komiyon üyesi Yahya Polat, Avşar’ın hikayesine dair şunları paylaştı: “Mehmet Şerif Avşar evli ve iki çocuk babasıydı. Amed’in Yenişehir ilçesinde ailesiyle birlikte gübre ticareti yapıyordu. Avşar, 22 Nisan 1994’te birlikte çalıştığı kardeşleriyle beraberken uzman çavuş Gültekin Sütçü ve yanındaki 3 korucu tarafından gözaltına alındı. Kardeşlerinin gözü önünde gözaltına alınmasına rağmen, bu durum yetkililer tarafından inkar edildi. Mehmet Şerif Avşar’ın kaçırılmasından iki hafta sonra gelen bir haberle, öldürüldüğü ortaya çıktı ve cenazesi metruk bir binada bulundu.
Mehmet Şerif Avşar’ın kız kardeşi Sadiye Avşar’ın anlatımına göre olay şöyle gelişti: ‘Önce 3 korucu ve bir itirafçı dükkana gelir. İfadesini almak üzere Mehmet Şerif’i karakola götüreceklerini söylerler. Kardeşleri de onunla gitmek ister ancak korucular izin vermez. Şerif koruculardan kimlik ister, yanlarındaki uzman çavuş kimliğini gösterir. Ancak kardeşleri yine de ikna olmaz ve Şerif’i onlara teslim etmek istemezler. Şerif’in kardeşleri tepki gösterince uzman çavuş, tepki gösterenlerin kurşuna dizilmesi emrini verir. Bunun üzerine Mehmet Şerif kardeşlerini durdurur ve bu kişilerle gitmeyi kabul eder. Korucular Şerif’i alıp bir Toros marka araca bindirerek oradan uzaklaşırlar.
Kardeşleri de araca binip onları Saraykapı Karakolu’na kadar takip eder. O karakol, halk arasında bir JİTEM merkezi olarak biliniyordu. Kardeşlerim karakola girip abilerinin gözaltına alındığını ve buraya getirildiğini söylerler. Görevli onlara ‘yanımızda gözaltında kimse yok’ der. Ardından inceleme yapacaklarını söyleyerek orada beklememelerini ister. Kapının önünde uzun süre beklerler ve Şerif’i gözaltına alan kişileri karakolun bahçesinde görürler. Günlerce Şerif’in yerini bize söylemediler. Birçok resmi kuruma başvurduk ancak hiçbir yanıt alamadık.
Şerif’in gözaltına alındığı gün savcılığa da başvurduk. Babam Ankara’da dönemin siyasetçileriyle iletişime geçti. Olay gazete ve televizyonlarda da yer buldu ama yine de bir sonuç çıkmadı. İki hafta sonra kardeşimin cansız bedeni yıkık bir binada bulundu. Otopsi raporundan sonra Şerif’in 10-15 gün önce öldürüldüğü anlaşıldı. Bu olayda bizim durumumuz diğer ailelerden biraz farklıydı; faillerden bazıları tespit edildi ve yargılandı. Ancak hak ettikleri ceza verilmedi. Koruculardan birine 20 yıl hapis cezası verildi fakat 10 yıl sonra serbest bırakıldı. Diğer korucular ve itirafçı 6 yıl ceza aldılar. Uzman çavuş ise yıllar sonra yakalandı ancak kısa sürede serbest bırakıldı. Şu an dışarıda ve özgürce geziyor.
Olaydan sonra ailemiz telefonla defalarca tehdit edildi. Aynı zamanda fiziki takip de her geçen gün artıyordu. Bu tehditler nedeniyle ailemiz farklı yerlere göç etmek zorunda kaldı. Yerel mahkemelerden adil bir karar çıkmadı. Bunun üzerine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurduk. Mahkeme, Türkiye’yi mahkum etti.’
Mehmet Şerif Avşar’ın zorla kaybedilmesinin 31. yıl dönümünde, bu ağır suçların faillerinin cezalandırılması için bir kez daha şeffaf bir soruşturma ve yargılama çağrısında bulunuyoruz.”
Batman’da kayıplar için 735’inci kez Gülistan Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde açıklama yapıldı. Mayıs 1994’te Diyarbakır’ın Lice ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Ahmet Tekin’in akıbeti soruldu.
İHD yöneticisi Hüseyin Elçi, şunları belirtti: “Ahmet Tekin, 1994 yılının Mayıs ayında Amed’den Licê’ye giderken bulunduğu araç yol kontrolü yapan askerler tarafından durdurulur. Aracı durduran askerler, minibüs şoförü ve yolculara ‘Siz gidin Ahmet bizim misafirimizdir’ diyerek, Tekin’i gözaltına alır. Bu tarihten sonra Ahmet Tekin’den bir daha haber alınamaz. Aile, Licê’de savcılığa başvurarak çocuklarının bulunmasını ister. Ancak dosya görevsizlik kararıyla Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı’na gönderilir.
Tekin’in kardeşi Bedri Tekin beyanlarında: ‘Ağabeyim gözaltına alındıktan sonra onu Lice Jandarma Komutanlığı’nda gören görgü tanıkları var. Annem de ağabeyimin durumunu sormak için gittiği komutanlıkta Ahmet’i gözleri bağlı bir şekilde askerlerin arasında sorguya götürülürken görmüş. Bu sırada annem bağırarak, ağlamaya başlıyor. Annem feryat edince, adının Şahabettin olduğunu sandığımız yüzbaşı annemi darp etmişti. Annemin gözü aldığı darbeler sonucu şişip morarmıştı. Ancak tüm girişimlerimiz sonuçsuz kaldı. Ağabeyimden o tarihten itibaren bir daha haber alamadık.’ der.”
İHD Urfa Şubesi, eylemlerinin 73’üncü haftasında Mustafa Suman’ın faillerini sordu. Novada Park AVM önünde yapılan açıklamada, gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları taşındı.
İHD yöneticisi Ahmet Doğan, “73 haftadır gözaltında kayıplar gerçeğine ve bu suça eşlik eden inkâr ve cezasızlık politikalarına dikkat çekmek için bu toprakların en uzun hakikat ve adalet arayışını sürdürüyoruz” dedi. Doğan, “Bizler insan hakları savunucuları olarak hakikat açığa çıkana kadar, kayıplarımızın akıbetleri belli olana kadar ve katledilen insanların failleri yargılanana kadar mücadelemize devam edeceğimizi bir kez daha dile getiriyoruz” diye konuştu.
Doğan, daha sonra Suman’ın kardeşi Ahmet Suman’ın olayla ilgili anlatımlarını paylaştı: “İki araç gelmişti. Bir araçtan inen kar maskeli şahıslar abim Mustafa Suman’a ateş ederken diğer araçtakiler de birinci aracın emniyetini sağlamak üzere gözetleme yapıyorlardı. Abim vurulduktan sonra meydanda da havaya ateş ederek, zafer kazanmışlar gibi bir kutlama yaparak gittiler. Kar maskeli oldukları için ne biz ne de başkası onları tanıyamamıştı. Zaten tanıyan olsa bile, o günün şartlarında kimse tanıklık edemezdi. Biz hastaneye gittiğimizde bir polis yanımıza gelerek ‘ateş edenleri takip ettik, ancak plakaları sahte çıktı’ dedi. Abim Mustafa sağ-sol nedir bilmez, parti nedir bilmez, örgüt nedir bilmezdi ve abimi sadece halkı korkutmak için ses getirmek için vurdular.”
Kaynak: Mezopotamya Ajansı
