Gündem

Filistin soykırımının 3. yılında eylem çağrıları

Filistin’de süren soykırımın 3. yılında dünyanın dört bir yanında sendikalar, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri eylem çağrıları yaptı. Liman işçileri sendikaları, 30 Ekim’i Küresel Eylem Günü ilan etti.

Filistinli direniş gruplarının siyonist İsrail’e karşı gerçekleştirdiği Aksa Tufanı hamlesinin 3. yıldönümünde dünyanın dört bir yanında siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar ve gençlik örgütlerinin İsrail’in soykırımcı saldırılarına karşı eylemleri sürüyor.

Avrupa ve Akdeniz çevresindeki 35’ten fazla limanda örgütlü olan Türkiye, Fas, İtalya, Fransa, Yunanistan ve Bask’tan 7 sendika, 2026’nın Mayıs ayında İstanbul’da düzenlediği 3’üncü Uluslararası Liman İşçileri Sendikaları toplantısıyla 30 Ekim’i Uluslararası Eylem Günü ilan etti ve bu tarihte örgütlü oldukları tüm limanlarda liman işçilerine eylem çağrısı yaptı.

“İstanbul Deklarasyonu” adı verilen açıklamada, limanların, deniz yollarının, demiryollarının, depoların, lojistik ve tüm ulaştırma zincirinin giderek daha açık bir şekilde savaş enstrümanlarına dönüştürüldüğüne dikkat çekildi.

Hükümetlerin, ABD, NATO, AB ve sermaye tekellerinin işçileri halkların katledilmesine hizmet eden silah nakliyesinde suç ortağına dönüştürmek istendiği belirtilen açıklamada, “Onlara bu iyiliği yapmayacağız! Sıfırdan başlamıyoruz. Zaten deneyimlerimiz, ortak kararlarımız, değerli miraslarımız ve mücadelede kurulan bağlarımız var. 6 Şubat’ta 7 ülkede ve 20 limanda düzenlediğimiz grev ve uluslararası eylem günü tarihi bir dönüm noktasıydı. Liman işçileri, emperyalistlerin savaşları için çalışmayacaklarına dair güçlü bir mesaj verdiler. Onlar, koordinasyonun sadece bir slogan olmadığını kanıtladılar. Koordinasyon eyleme dönüşebilir. Pire’den Cenova’ya, Marsilya’ya, Tangier’e, Mersin’e, Bilbao’ya, Pasaia’ya, Trieste’ye ve işçilerin başlarını dik tuttuğu her limana kadar uzanabilir” ifadeleri kullanıldı.

Bugünkü gelişmelerin başladıkları eylemleri daha kararlı bir şekilde sürdürmelerini gerektirdiği kaydedilen açıklamada, Ortadoğu’daki savaşın yayıldığına, Filistin halkına dönük soykırımın sürdüğüne, ABD-İsrail’in İran’a dönük saldırılarına dikkat çekildi. Halkların ve işçilerin savaş atmosferine giderek daha fazla itildiği kaydedilen açıklamada, limanların bu çatışmaların cephe hattında durduğu belirtildi.

Açıklama, şöyle devam etti: “Ellerimizin silah yüklemesini, ordularına hizmet etmesini istiyorlar. İşçilerin teriyle inşa edilen altyapıların, müdahaleler, ablukalar, soykırımlar ve halklara yönelik saldırılar için üsler haline gelmesini istiyorlar. Hükümetler ‘güvenlik’, ‘istikrar’ ve ‘seyir özgürlüğü’nden söz ediyor. Ancak gerçek bambaşka. Bu sözlerin ardında enerji güzergahlarının, ticaret yollarının, limanların, hammaddelerin ve pazarların kontrolü üzerine kurulu rekabet yatıyor. Bunların arkasında, emperyalist sistemde kimin hakim olacağı konusunda güçlü kapitalist devletler arasındaki çatışma yatıyor. Bunun halkların çıkarlarıyla ya da güvenliğiyle hiçbir ilgisi yoktur.”

Bu gerçeklik karşısında işçilerin, “savaş ekonomisi”nin hedeflerini kabul eden, savaşlara katılımı “kalkınma”, “istihdam” ya da “ulusal çıkar” olarak sunan, işçileri kar ve savaşlar uğruna fedakarlık yapmaya ve hükümetin ihtiyaçlarının arkasına dizilmeye çağıran sendikal güçlere güvenemeyeceği dile getirilen açıklamada, “Silahlanmaya milyarlarca harcanırken, liman işçileri yoğunlaştırılmış çalışma, yorucu mesai programları, esnek çalışma ilişkileri, taşeronluk, düşük ücretler ve sağlık ve güvenlik önlemlerinin eksikliği altında çalışıyorlar” denildi.

“Barış zamanında karları uğruna hayatlarımızı feda ediyorlar, şimdi de savaşta feda etmek istiyorlar. Savaşlarının bedeli her zaman aynı kesimin sırtına yükleniyor: halklar, işçiler, denizciler, liman işçileri, mülteciler” denilen açıklamada, şu talepler sıralandı:

-“Filistin halkına yönelik soykırım derhal sona erdirilmeli ve insani yardım için güvenli bir koridor açılmalı. Filistin halkına dayatılan sömürgeleştirme, işgal ve apartheidin sona erdirilmeli ve 1967 sınırları içinde, başkenti Doğu Kudüs olan, uluslararası toplum tarafından tanınan bağımsız bir Filistin devleti kurulmalı.

-Orta Doğu’daki savaş sona ermeli. ABD-İsrail’in İran’a, Lübnan’a veya başka herhangi bir emperyalist müdahaleye karşı yürüttüğü savaşa hiçbir destek, hiçbir kolaylaştırma ve hiçbir katılım olmamalıdır. Askeri filolar ve üsler bölgeden çekilmelidir. ABD emperyalizmi tarafından tehdit edilen Küba, Venezuela ve Sudan halklarına tam dayanışmamızı ifade ediyor ve halkların egemenliğini, kaynaklarını, toprak bütünlüğünü, adaletli barışı ve kendi kaderini tayin hakkı için direniş hakkını savunmaya çağırıyoruz.

-Limanlar, silah, mühimmat, askeri teçhizat ve askerlerin nakliyesi için kullanılmamalıdır. Sendikalara, uyanıklığı artırmaları, işçileri bilgilendirmeleri, savaş kargolarını ifşa etmeleri ve elimizdeki tüm meşru imkanlar ve mücadelemizle kitlesel toplu direniş örgütlemeleri çağrısında bulunuyoruz.

-Limanların ve kritik altyapının askeri amaçlarla kullanılmasına son verilmelidir. Limanlar halklara ve işçilere aittir. Bunlar ne NATO’nun, ne ABD’nin ne de AB’nin üsleri, ne de gemi sahiplerinin ve tekelci grupların araçlarıdır.

-Savaş ekonomisine ve silahlanmaya hayır. Para, ücretlere, toplu sözleşmelere, sağlığa, eğitime, sosyal ihtiyaçlara ve işyerinde can ve emniyetin korunmasına ayrılmalıdır.

-İşyerlerinde sağlık ve güvenlik önlemleri sağlanmalıdır. Kar uğruna tek bir işçi bile ölmemeli. Yoğunlaştırma, taşeronluk, tehlikeli çalışma koşulları ve işveren keyfiliğine son verilmeli.

-Gerçek ücret artışları içeren toplu sözleşmeler, haklara sahip istikrarlı işler, daha iyi emekli maaşları sunan bir emeklilik politikası ve çalışma süresinin kısaltılması. Teknolojik gelişmeler, makineleşme, otomasyon, yapay zeka kullanımı ve limanların geliştirilmesi, işçilerin ihtiyaçlarına hizmet etmeli; işin yoğunlaşmasına ya da işlerinin ortadan kalkmasına yol açmamalıdır.

-Liman işçileri sendikaları arasındaki uluslararası koordinasyonu güçlendirmek amacıyla, sendikalar arasında bilgi alışverişi, ortak eylemler, eşzamanlı seferberlikler ve grev girişimleri yoluyla savaş ve silah ambargosuna karşı direnişi sürdürmek ve hükümetler, işverenler ve baskı mekanizmaları tarafından saldırıya uğrayan her sendikaya dayanışma göstermek, ortak bir taahhüttür.”

Açıklama, şöyle son buldu: “Liman işçileri, onların karları ve savaşları uğruna fedakarlık yapmayacaktır. Ölümü yüklemiyoruz. Çocukların öldürülmesi için mermi, bomba ve füze taşımıyoruz. Limanlarımızın savaş üslerine dönüştürülmesini kabul etmiyoruz. İşçiler, savaş ekonomisinin, enflasyonun, silahlanmanın ve tekellerin karlarının bedelini ödemeyecek. Gücümüz örgütlenmemizde yatıyor. Sendikalarımızda, genel kurullarımızda, kolektif kararlarımızda ve farklı ülkelerden işçiler arasındaki dayanışmada yatıyor. Biz, liman işçileri olarak, biz olmadan hiçbir şeyin hareket etmediğini çok iyi biliyoruz. Bizim emeklerimiz olmadan konteynerler yerinde kalır, gemiler yüklenmez, savaş makineleri durdurulur. Tüm liman işçileri sendikalarını bu bildiriyi tartışmaya, ortak adımlarımızı güçlendirmeye ve ortak eylemler düzenlemeye, limanlar arasındaki dayanışma bağlarını güçlendirmeye çağırıyoruz.”

Deklarasyona imza atan sendikalar şu şekilde: Liman-İş (Türkiye), ODT (Fas), USB (İtalya), CGT (Fransa), ENEDEP (Yunanistan), LAB (Bask ülkesi), ORSA (İtalya)

Dünyanın dört bir yanında toplam 200’ü aşkın organizasyon ise, bugün Filistin’le dayanışmak ve İsrail’in soykırım saldırılarının son bulmasını talep etmek için sokaklara çıkıyor.

Filistin için Küresel İttifak (GAFP) tarafından, Apartheid Karşıtı Hareket (AAM) ve Filistin’in İşgaline Karşı Küresel Koalisyonun (SANED) desteğiyle düzenlenen Küresel Eylem Günü, 60’tan fazla ülkede aralarında sendikaların, öğrenci konfederasyonlarının, insan hakları örgütlerinin ve yerel ağların da aralarında bulunduğu 200’den fazla organizasyonu bir araya getirecek.

Çağrı kapsamında aralarında Londra, Sydney, Cape Town, São Paulo, Rabat, Quito, Mexico City, İstanbul, Santiago, Reykjavik ve Bangkok’un da bulunduğu çok sayıda merkezde eylemler yapılması planlanıyor.

Sokak protestolarının yanı sıra, katılımcı örgütler, milletvekillerine yönelik heyetleri, silah ihracatına ilişkin parlamento soruşturmaları, acil durum tartışmaları ve İsrail ile silah, enerji ve ticaret konusunda kısıtlamalar getirilmesi çağrıları da dahil olmak üzere, koordineli yasa kampanyaları hazırlıyor. Diğer katılımcı gruplar ise, İsrail savaş makinesini destekleyen askeri tedarik zincirleriyle bağlantılı devlet kurumlarını, kamusal alanları, şirketleri ve finans kurumlarını hedef alan eylemler planlıyor.

Organizatörler ayrıca kültürel programlar, halka açık bilgilendirme toplantıları, film gösterimleri, anma nöbetleri ve öğrenciler tarafından yürütülen eğitim etkinlikleri planlıyor; Atina, Modena ve Kuala Lumpur’da birkaç gün süren çeşitli eylemler de düzenlenecek.

Kampanya, “Toprağı Savun” ve “Soykırıma Son Ver” olmak üzere iki talep etrafında şekilleniyor: Bu talepler, hem İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü saldırılara, hem de işgal altındaki Batı Şeria’da rejim destekli yerleşimcilerin şiddet eylemlerine, toprak gaspına ve askeri baskınlara dikkat çekiyor.

Kaynak: Etha

Paylaşın