Kadın - LGBTİQ+, Umut Yazıları

Röportaj – Baran Alaz: Sesimizi ve görünürlüğümüzü kapatamayacaklar

Eylül ayında LGBTİ+ derneklerine ve hak savunucularına yönelik “Ailem Güvende” operasyonları düzenlendi ve bu kapsamda 81 kişi tutuklandı. Umut Gazetesi olarak bu operasyon süreci hakkında LGBTİ+ aktivisti Baran Alaz ile bir röportaj gerçekleştirdik. Gerçekleştirmiş olduğumuz röportajı okurlarımıza sunuyoruz.

Umut Gazetesi: Merhaba, öncelikle kendinizden bahsedebilir misiniz?

Baran Alaz: Tabii, ben Baran Alaz. Uzun yıllardır LGBTİ+ aktivizmi içerisinde yer alıyorum. Çeşitli örgütlenmelerde ve derneklerde çalışıyorum. Birden fazla yerde faaliyet yürüttüğümü söyleyebilirim.

Umut Gazetesi: Eylül ayında LGBTİ+ derneklerine ve hak savunucularına yönelik Ailem Güvende operasyonları düzenlendi ve bu kapsamda seksen bir hak savunucusu tutuklandı. AKP-MHP iktidarı da LGBTİ+’ları sık sık hedef alan söylem ve politikalarıyla sık sık gündeme geliyor. Bu bağlamda, siz bu operasyonları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Baran Alas: Aslında bunu uzun süredir LGBTİ+’lara yönelik fobinin ve nefretin sonuçlarından biri olarak değerlendirebiliriz. Çünkü uzun süredir çeşitli saldırılara ve baskılara maruz kalıyoruz. Bunun tarihini çok daha geriye götürebiliriz ancak yakın tarihe baktığımızda, 20 Kasım 2024’te hormon erişiminde e-reçete zorunluluğunun getirilmesiyle başlayan, hemen ardından “Aile Yılı” ilanıyla devam eden ve yargı paketleriyle üç kez önümüze getirilen bir nefret siyasetinden söz ediyoruz. Bu operasyonları da bu sürecin devamında ortaya çıkan bir başka nokta olarak görüyorum. LGBTİ+ hareketini düşmanlaştırmaya, LGBTİ+’ları öcü gibi göstermeye, sanki toplumun içindeki diğer yurttaşlardan farklı bir şeymiş gibi hedef göstermeye yönelik siyasetin sonuçlarından biri bu operasyonlar. Aslında bu yeni bir şey değil. Ancak bir yanıyla baktığımızda, LGBTİ+ hareketine yönelik bu ölçekte bir operasyonla daha önce karşılaşmamıştık. Bununla birlikte biz 1980’lerden, 1990’lardan beri LGBTİ+’lara ve translara yönelik devlet şiddetini, işkenceleri ve nefret politikalarını biliyoruz. Bunlarla hâlâ mücadele etmeye çalışıyoruz.

Umut Gazetesi: Baskıların giderek arttığı bu dönemde, LGBTİ+ örgütleri hem yerel hem de uluslararası alanda mücadele ve dayanışma ağlarını nasıl yeniden şekillendiriyor?

Baran Alaz: LGBTİ+ hakları meselesi aslında insan haklarına, örgütlenme özgürlüğüne ve ifade özgürlüğüne dayanan, dolayısıyla herkesi ilgilendiren bir mesele. Bu nedenle böyle bir tepkinin ortaya çıktığını düşünüyorum.

Türkiye özelinde, yerellerde dayanışma eylemleri gerçekleştiriliyor. Kampanyaların yapacağı basın açıklamaları, nöbetler ve dernek ziyaretleri var. Bu anlamda hem kadın hareketinin, feminist hareketin, sosyalist hareketin hem de hak hareketlerinin genel olarak bu meseleye ilgi gösterdiğini, destek verdiğini ve birlikte mücadele ettiğini görüyoruz. Ancak bunun bir başka yanı da var. LGBTİ+ olmanın ya da LGBTİ+’ları desteklemenin suçmuş gibi gösterildiği bir yerde insanların tedirginlik ve endişe yaşadığını da maalesef görüyoruz. Diğer yandan sokağa çıktığımızda bunun böyle olmadığını da görebiliyoruz. Hâlâ sokağa çıkabiliyor, yoldaşlarımızla birlikte slogan atabiliyoruz. Bir yerde basın açıklaması gerçekleştirdiğimizde yalnız kalmıyoruz; birçok örgütten, kurumdan ve insandan destek görüyoruz. Bu örgütler ve kurumlar da kendi açıklamalarını yaparak nerede durduklarını ve neye karşı olduklarını ortaya koyuyorlar. Böylece LGBTİ+’ların yalnız başına mücadele etmediğini, bunun aynı zamanda bir insan hakları mücadelesi olduğunu ve insanların bu mücadele etrafında bir araya gelebildiğini gösteriyoruz.

Umut Gazetesi: Peki dijital alandaki erişim engelleri ve sansür politikaları, hem toplumun bilgiye erişimini hem de LGBTİ+ derneklerinin hak arama ve destek mekanizmalarını nasıl etkiliyor? Alternatif iletişim kanalları yaratmak konusunda ne gibi adımlar atıyorsunuz?

Baran Alaz: Bu, bir süredir özellikle LGBTİ+ örgütlenmelerini ve derneklerini etkileyen, ancak şimdi giderek genişleyen bir operasyon olarak değerlendirilebilir. Erişim engellemeleri aslında birbirimizden haberdar olmamızı ve örgütlenmeye dair yürüttüğümüz çalışmaları engelliyor. Devlet burada çeşitli bahanelerle erişim engellemeleri getiriyor. X ve Instagram da bu süreçte bunun bir parçası haline geliyor. Fakat biz bu durumda neler yapabileceğimizi biliyoruz.

Her gün yeni bir hesap açılıyor, bazen hesapların isimleri değiştiriliyor. Biz yine birbirimizi bulabiliyoruz. Devlet ve iktidar istedikleri kadar hesaplara erişim engeli getirsin, sesimizi ve görünürlüğümüzü kapatmaya çalışsın; biz yine o çatlaklardan sızarak birbirimizi bulabiliyoruz. Çünkü LGBTİ+’ların her yerde olduğunu hâlâ göremiyorlar. Mücadele etmek isteyen insanların bir şekilde yolunu bulduğunu ve birbirlerini bulabildiğini göremiyorlar diye düşünüyorum.

Elbette erişim engellemeleri yeni insanlara ulaşma konusunda sıkıntılar yaratabiliyor. Sesimizi daha fazla duyurmak konusunda sorunlar yaratıyor ama biz yine bir yolunu buluyoruz ve sesimizi, sloganımızı, sözümüzü üretmeye devam ediyoruz. Bunu yeni bir hesap açarak yapıyoruz, başka gruplarla birlikte yapıyoruz ya da farklı kanallar üzerinden paylaşarak sürdürüyoruz. Yani erişim engellerinin bizi kısıtlamasına, sesimizi ve görünürlüğümüzü azaltmasına izin vermiyoruz.

Tabii ki bu aynı zamanda ifade özgürlüğüne ve örgütlenme özgürlüğüne yönelik bir ihlal. Üstelik bu yalnızca örgütlerle ve kurumlarla sınırlı değil. Çok sayıda insanın bireysel X hesapları ve diğer sosyal medya hesapları da kapatıldı. Burada da yine hep birlikte mücadele ediyoruz. Mücadelemiz devam edecek.

Paylaşın