İnsan Hakları Derneği (İHD) Marmara Bölgesi Şubeleri, Silivri Hapishanesi önünde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin Osman Kavala hakkında verdiği ihlal kararına rağmen yeniden yargılama ve tahliye taleplerini reddetmesine karşı açıklama yaptı.
“AİHM kararları uygulansın, Osman Kavala serbest bırakılsın” pankartının açıldığı eylemde, Meclis bünyesindeki Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun, AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması yönündeki ortak yaklaşımını ortaya koyan raporunun açıklanmasından yalnızca birkaç ay sonra, Osman Kavala hakkında AİHM tarafından verilen ihlal kararının 3. kez iç hukuk mekanizmaları eliyle etkisiz hale geldiği hatırlatıldı.
Osman Kavala’nın özgürlüğünden mahrum bırakılmaya devam ediliyor oluşunun Meclis çatısı altında ortaya konulan ortak irade ile bu iradenin hayata geçirilmesi arasındaki tutarsızlığı da görünür kıldığına işaret edilen açıklamada, “Gezi Parkı davasında hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen Osman Kavala, 18 Ekim 2017 tarihinden bu yana AİHM tarafından verilen 3 ihlal kararına rağmen halen Silivri Hapishanesinde tutulmaktadır. AİHM 2019 yılında verdiği kararda Osman Kavala’nın tutukluluk durumu değerlendirmiş ve ihlal kararı vermiştir. Türkiye’nin bu kararı uygulamaması üzerine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 2022’de Sözleşme’nin 46. maddesinin 4. fıkrası kapsamında ihlal prosedürünü başlatmış ve meseleyi AİHM Büyük Dairesine taşımıştır. Büyük Daire, 2022 tarihli kararında Türkiye’nin 2019 tarihli karara uyma yükümlülüğünü yerine getirmediğine hükmetmiştir. Bu süreçte Osman Kavala hakkında verilen karar, Yargıtay tarafından onanarak 2023 yılında kesinleşmiştir. Son olarak AİHM Büyük Dairesinin 25 Ağustos 2026 tarihli kararı, yargılama sürecine ilişkin temel hak ihlallerini ortaya koymuş; Kavala’nın derhal serbest bırakılması ve mahkumiyetinin sonuçlarının ortadan kaldırılması gerektiğini belirtmiştir” denildi.
Osman Kavala’nın avukatlarının AİHM Büyük Dairesinin kararına dayanarak yerel mahkemeye yeniden yargılama, infazın durdurulması ve tahliye taleplerini sunduğu anımsatılan açıklamada, “İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 13 Ekim 2026 tarihli kararıyla yeniden yargılama, tahliye ve infazın durdurulması taleplerini reddederek mahkumiyet hükmünün infazının devamına karar vermiştir. AİHM Büyük Dairesi, Osman Kavala davasında özgürlük ve güvenlik hakkı ile adil yargılanma hakkı başta olmak üzere hak ihlallerini tespit etmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesi uyarınca Türkiye, kesinleşmiş AİHM kararlarına uymakla yükümlüdür. Anayasa’nın 90. maddesi, temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmeler ile kanunların çatışması halinde uluslararası sözleşme hükümlerine öncelik tanımakta; 138. maddesi ise mahkeme kararlarının bağlayıcılığını güvence altına almaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesi de AİHM ihlal kararlarını yargılamanın yenilenmesi nedeni olarak düzenlemektedir. Bu çerçevede yeniden yargılama talebinin reddedilmesi, sadece Osman Kavala’nın özgürlüğüne ilişkin ihlalin devam etmesi anlamına gelmemekte; aynı zamanda Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin, Anayasa’nın ve evrensel hukuk ilkelerinin yok sayılması sonucunu doğurmaktadır” ifadeleri yer aldı.
AİHM kararlarının uygulanmaması sorununun Osman Kavala davasıyla sınırlı olmadığının altı çizilen açıklama, şöyle devam etti: “Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ başta olmak üzere, haklarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararları ve özgürlüklerinin sağlanmasına yönelik hükümler uygulanmayan siyasetçiler ile hak savunucuları özgürlüklerinden mahrum bırakılmaya devam edilmektedir. AİHM kararları, siyasi kimliğe veya davanın niteliğine göre değil, hukukun evrensel ilkeleri doğrultusunda uygulanmalıdır. Siyasi kimliği, düşüncesi veya temsil ettiği toplumsal kesim ne olursa olsun, hiç kimsenin özgürlük ve güvenlik hakkı keyfi biçimde sınırlandırılamaz. Kesinleşmiş uluslararası yargı kararlarının uygulanması, kişilere tanınmış bir ayrıcalık değil, herkesin haklarını güvence altına alan hukuk düzeninin zorunlu bir gereğidir. Hiçbir kişi, kurum veya yargı makamı hukukun ve bağlayıcı yargı kararlarının üzerinde değildir.”
Açıklamada, olarak şu vurgu yinelendi: “Hukuk, iktidarın ya da yargı makamlarının tercihine bırakılamaz. AİHM kararlarına uyulması bir tercih değil, hukuki bir yükümlülüktür. İnsan haklarının korunması, bağlayıcı yargı kararlarına eksiksiz uyulmasını zorunlu kılmaktadır.”
Kaynak: Etha
