Gündem

Piroğlu: 3. Yol için devrimci dinamikler yana yana gelmeli

HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, emekçi sol hareketin gündeminde yer alan ‘3. Yol’ tartışmasına ilişkin “‘3. Yol’ bizim için sermaye karşısında işçilerin ve yoksulların ‘3. Yol’ cephesinin örülmesidir. En geniş demokrasi bloğu ancak onu ilerletebilecek ve daha büyük hedeflere taşıyacak devrimci dinamiklerin yan yana gelmesiyle gerçekçi hale gelebilir” dedi.

AKP-MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın İstanbul seçimlerinde yaşadığı yenilgide ezilenlerin öfkesinin büyük rolü belirleyici oldu. AKP başta olmak üzere egemenler cephesi yeni durumun analizini yaparken, emekçi sol hareket de yeni süreci analiz eden ve perspektifler sunan tartışmalara girişti. HDP ‘3. Yol’ önerisiyle ‘demokrasi ittifakı’ çağrısı yaptı. Emekçi sol hareketin diğer bileşenleri de bu tartışmaların muhatapları arasında.  Devrimci Parti eski Genel Başkanı Musa Piroğlu İstanbul seçimlerinin gösterdiği verileri ve politik gelişmeleri değerlendirdi.

 ‘EGEMENLER YENİ RIZA MERKEZLERİ ÖRGÜTLÜYOR’

 Egemenler arasındaki çatışmanın derinleşerek şiddetlendiğini hatırlatan Piroğlu, AKP ile yönetilen toplumsal rıza mekanizmasının İstanbul seçimlerinde çöktüğünü kaydetti. Piroğlu, “AKP, yaklaşık 17 yıldır kimlik siyaseti ekseninde, toplumsal bir kutuplaşma ile yoksul halklar ve işçi sınıfı üzerinden sermaye lehine yarattığı toplumsal rıza üretebilme kapasitesini yitirmiş durumda. İstanbul seçimleri bunu bütün çıplaklığıyla ortaya çıkardı. AKP, yoksulların yaşadığı bölgede oy kaybetti. Açığa çıktı ki AKP karşısında İmamoğlu’na oy verdi” dedi. Bu durumun, sosyalist hareket için yoksullara değme imkanını oluşturduğuna işaret eden Piroğlu, bunun yanı sıra iki önemli olanağı açığa çıkardığına dikkat çekti. Piroğlu, bu iki olanağı da şöyle tanımladı: “Birincisi sermayenin ve devletin kendi sistemini oturtmak adına yaptığı düzenlemeler, Kürt halkını ve onun siyasi temsilcisi olan HDP’yi siyasetin kilit unsurları haline getirdi. İkincisi Türkiye’deki demokrasi ve emek mücadelesinin Kürt halkıyla omuz omuza olmadan yürüyemeyeceği gerçekliğini herkese bütün çıplaklığıyla göstermiş oldu.” 

‘3. YOL İŞÇİLERİN VE YOKSULLARIN CEPHESİDİR’ 

Egemenlerin İstanbul seçimlerinin ardından yeni bir toplumsal rıza üretmek için yeni merkezler inşa etmeye çabaladığını söyleyen Piroğlu, HDP’nin ‘3. Yol’ tartışmasına ilişkin şu değerlendirmeleri yaptı: “Bu merkezlerden biri bugün AKP’den Babacan ve ekibi sağ liberal bir çizgide şekillendirirken, diğeri de İmamoğlu şahsında sol liberal bir çizgi olarak ortaya çıktı. Sonuçta her iki çizginin ortaklaştığı yer sermaye sisteminin ve egemen devlet yapısının restore edilmesi, ağır kriz koşullarından çıkış için, küresel emperyal ekonomiye eklemlenerek, faturanın işçi sınıfı ve yoksullara çıkarıldığı yeni ekonomik politikalara yoksulara onay vermesinin sağlanması olarak özetleyebiliriz. Tam bu noktada HDP’nin tarif ettiği ‘3. Yol’ çizgisi, bu egemen blok karşısında işçi sınıfı ve ezilen halkların çıkarlarının nasıl rasyonalize edileceği, egemen bloğun herhangi bir safına eklenmeden siyasal mücadeleyi hangi araçlar üzerinden tarif edeceği tartışmasına denk gelmektedir. Bizim için ‘3. Yol’, sermaye bloğu karşısında işçi sınıfı ve ezilen halkların kendi safını ve cephesini yaratmaktan başka şey değildir. Aslında söz konusu olan iki cephedir. ‘3. Yol’ bizim için sermaye karşısında işçilerin ve yoksulların cephesinin örülmesidir. Biz  bu açıdan yaklaşıyoruz.” 

‘EMEKÇİLER UYANIŞ HALİNDE’

 Piroğlu, ezilen halkların ve yoksulların cephesinin örülmesine de iki açıdan yaklaştıklarını kaydetti ve şöyle devam etti:  “Seçimler Kürt halkının Türkiye’deki emek ve demokrasi mücadelesi açısından kilit öneme sahip olduğunu göstermiş bulunuyor. Kürt halkı bu seçimlerde bir bütün olarak örgütlü ve politik bir duruş göstermiştir. Fakat aynı seçimler, Türkiye yakasında, emekçi halkların bir uyanış içine girdiğinin de bir göstergesi olmuştur. Bu noktada burayı örgütleme görevi Türkiye sosyalistlerine düşen bir görevdir. Bir de şunu görmek gerekir ki, Türkiye halklarını bekleyen temel mücadele alanlarından birisi de dayatılmaya çalışılan IMF tarzı politikalar olacaktır. Bunun işaretleri çoktan verilmeye başlanmıştır. İşsizlik rekor derecede artmış, seçimlerden hemen sonra kamu ürünlerine zamlar yağmur gibi gelmeye başlanmıştır. Bu politikanın derinleşeceği işsizlik ve yoksulluğun artarak süreceği görülmek zorundadır. Aynı zamanda bu sürece eşlik eden işçi direnişlerindeki tırmanmadır. Neredeyse ülkenin her yerinde irili ufaklı haklarını arayan veya koruyan işçilerin örgütlü direnişleri patlamaktadır. Önümüzdeki sürecin işçi sınıfı hareketi açısından bir canlanma dönemine tekabül edeceğini söyleyebiliriz.  Sosyalist hareketin kimlik duvarlarını aşamayarak giremediği yoksul semtleri ve işçi sınıfının yoğun yaşadığı bölgeler ve fabrikalar örgütlenmek açısından elverişli duruma gelmeye başlamıştır. Hareket halindeki kitlelerin söyleminin politik dile tercüme edilmesi ve Kürt halkıyla omuz omuza mücadeleye sevk edilmesi, Türkiye sosyalist hareketin yapması gereken iştir.” ‘3. Yol’ tartışmasının sosyalist hareketin içinde bulunduğu durumla doğrudan ilişkili olduğunun altını da çizen Piroğlu, şunları kaydetti: “Sosyalist hareketin bu ağır görevin altından kalkması için parçalı yapısını gözden geçirmesi, devlete ve sermayeye karşı Kürt halkıyla omuz omuza yürüyecek bir ortaklaşmayı sağlaması zorunlu hale gelmiştir. İddiam şudur ki, sosyalist hareketin verili yapısı, bu haliyle devam ettiği taktirde Saray’a karşı oluşan öfkenin politize ettiği kitlelerin talepleri cevapsız kalacak, bu kitleler büyük oranda egemen sınıfın blokların arkasında yol yürümeye devam edecektir. Bu engellenmelidir. 3. Yol’un batıdaki inşası böyle bakıldığında 3. Yol tartışması başka bir boyut da, yan yana yürüyebilecek sosyalistlerin hangi araç ve yöntemlerle bu yürüyüşü sürdüreceği tartışması olarak görülebilir. Bu tartışma ikisiyle beraber yürütülecektir.” 

‘SOSYALİSTLER SÜRECİ DOĞRU OKUMALIDIR’

 Sosyalist hareketin bir kesiminin yaşanan süreci faşizm olarak tarif etmesi, diğer bir kesiminin faşizme karşı birleşik cephe altında yürümesi gerektiğini ileri sürmesine rağmen yan yana gelişin sağlanamadığı yönünde eleştiri yapan Piroğlu, nedenleri şöyle sıraladı: “OHAL uygulamalarına bile ortak duruş yaratılamadı. Bunun sebeplerinden birisi muhtemelen sol hareketlerin kendi politik tespitlerine rağmen, sürecin kendiliğinden dönüşmesini bekliyor olmaları oluşturmaktadır. Solun önemli bir kısmı AKP’nin askeri darbe, saray darbesi ya da bugün olduğu gibi kendi iç parçalanması sonucunda iktidardan uzaklaşacağını var saydı. Şu anda yaşanan sıkıntı burada yatıyor. Bütün toplumsal muhalefet AKP’nin kendiliğinden dağılması, Erdoğan’ın iktidardan düşmesini, kendiliğinden sağlanmasını, dış güçlerden yardımla becerilmesini bekler durumda. Faşizm tespiti yapanlar, faşizmi güncel bir mesele, yakın bir tehdit olarak algılamamıştır. Bunun altında yatan gerekçelerden birisi de bedel ödeme kaygısından kaynaklandığını düşünmekteyim. Kürt hareketiyle yan yana gelmek, devlete cepheden yanıt vermek son iki yılda da görüldüğü gibi ağır bedellerin ödenmesiyle sonuçlanmaktadır. Siyasal olarak tutarlılığını koruyan ve devrimci enternasyonalist çizgide yürümeye çalışanlar bu bedelle yüzleşmiştir. Bedelden kaçınıp, örgütsel varlığı korumanın yöntemlerden birisi siyasal olarak mücadeleden geri çekilmek oluşmuştur. Tabi burada bütün olarak toplumsal muhalefetin yaşanan baskı politikaları karşısında geri çekilişi de doğru okunmalıdır.  Verili durumu değiştirmek için yola çıkması gerekenler verili geri çekilmişlik halini kendi politik duruşlarının gerekçesi yapmayı tercih yapmıştır. 

‘DEVRİMCİ DİNAMİKLER YAN YANA GELMELİ’

 Yan yana gelme çabası tartışılırken, geçmiş deneyimler bir ışık olma şansını taşımamaktadır. Bunun gerekçelerinden biri bunun solun eski sol olmamasıdır. Diğeri de yan yana gelişi zorlayan gerekçenin sosyalist yapıların ihtiyaçlarından öte toplumsal mücadelenin dayatması olduğu gerçeğidir. Sosyalist hareketler içinde yüzdükleri sol kamuoyunun çok büyük gövdesini politik örgütsel ya da hegemonik olarak değememektedir. Verili siyaset yapma tarzı, onlarca yıllık dokulara işlenmiş politik kodlar ne sokakta hareket halinde olan kitleleri kucaklamaya, ne de canlanmakta olan işçi sınıfı hareketine dokunmaya yetmemektedir. Aynı zamanda Kürt özgülük mücadelesini, Türkiye yakasında bile belirleyici hale geldiği bir momentte, sosyalistlerin kendi görevlerini yerine getirmesini hizmet etmemektedir. Kendi durumundan memnun olma hali, solun büyük bir kısmında hakim olsa da bu halin politikadaki karşılığı yaşanmakta da olan siyasal mücadelelere seyirci kalmak olarak ortaya çıkmaktadır. Sosyalistler bu seyircilik haline son vermelidir. Uzunca bir süredir, sosyalist hareketin yeniden tariflenme sürecine ihtiyacı olduğu yan yana gelebilecek olanların yan yana yürümeyi peşinen ortaya koyması gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz. Bu güncel bir görevdir ve gerçekçi bir taleptir. İddiam şudur ki, en geniş demokrasi bloğu ancak onu ilerletebilecek ve daha büyük hedeflere taşıyacak devrimci dinamiklerin yan yana gelmesiyle gerçekçi hale gelebilir. Devrimci hareketin muradı sarayın devrilmesiyle sınırlandırılamaz. Bizim derdimiz Saray’ı ortaya çıkaran temel kaynağın yani kapitalist sömürgeci devlet yapısının ve sisteminin kaldırılması olmalıdır. Bizim demokrasiden anladığımız halkın ve işçi sınıfının demokrasisidir. Ama mücadeleyi böyle bir rotaya çevirmek için solun hem belli sayıda örgütsel yapısının hem de bu örgütsel yapının içinde yüzdüğü geniş tabanın ortak bir mücadelede yan yana gelmesi, bu yan yana gelen vücut, Kürt özgürlük hareketiyle omuz omuza daha büyük bir mücadelenin örgütlemesi gerekmektedir. 3. Yol ancak böyle bir tarif edildiğinde ideal olmaktan çıkıp gerçekçi bir zemine oturabilir iddiasındayım.”

Kaynak: ETHA

Paylaşın