AKP ve Gülen cemaati arasında çıkan iktidar kavgasında ortaya saçılan, Türkiye tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk skandalının üzerinden altı yıl geçti.
17/25 Aralık 2013 günü, ayakkabı kutularındaki milyonlar ve sıfırlanan kasalarıyla dönemin Başbakanı Erdoğan ve bakanları ile çocuklarına, oradan iş adamlarına kadar uzanan rüşvet ve yolsuzluğun belgeleri canlı canlı yayınlandı.
17 Aralık 2013 sabahı 05.30 itibariyle İstanbul ve Ankara’da, üç ayrı soruşturma kapsamında bir operasyon başladı. Operasyonlarda dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Salih Kaan Çağlayan, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir ile iş adamları Ali Ağaoğlu ve Rıza Sarraf’ın da aralarında bulunduğu toplam 89 kişinin gözaltına alındı. Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda büyük miktarda paraya el kondu.
Gözaltına alınan kişilere, ‘rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık’ gibi suçlamaların yöneltildiği operasyonu dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı vekili Zekeriya Öz koordine ediyordu. Operasyonlar üç ayrı soruşturmaya dayanıyordu. Bunlar TOKİ’de yolsuzluk, Fatih Belediyesi’nde rüşvet ve Rıza Sarraf’ın dört bakan ve çocuklarına rüşvet verdiği iddialarına dayanıyordu.
17 Aralık günü dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Arkasına karanlık odakları alanlar, çeteleri alanlar bu ülkeye istikamet çizemezler” açıklamasının ardından emniyet ve yargıya içerisinde ki cemaate yönelik karşı operasyonlar da başlamıştı.
Aynı günlerde getirilen yayın yasakları ile medya kuruluşlarının soruşturmalarla ilgili gelişmeler hakkında detaylı haberler yapılması engellendi. Ancak sızdırılan gözaltı görüntüleri, fotoğraflar, fiziki takip bilgileri, Bilal Erdoğan, bakanlar, gazeteciler ve iş adamlarına ait olduğu iddia edilen telefon konuşmaları, tapeler, internette hızla yayıldı. Sızan kayıtlardan biri de Erdoğan’ın oğlu Bilal ile yaptığı telefon görüşmesinin kayıtlarıydı.
Geçen yıl Ahval’e konuşan HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, 17/25 Aralık süreciyle ortaya çıkan bu talan sisteminin ve o günden bugüne kadar yaşanan bütün sorunların, iç ve dış düşmanlar tarafından yapılmış saldırılar olarak gösterilmesinin iktidar tarafından bir savunma mekanizması haline geldiğini söylüyor:
“Şüphesiz ki ortaya çıkanlar kurulmaya çalışılan bir yandaş ekonomisinin arka planıydı. Bakanlar ve çocukları eliyle yeni iktidarın yeni birikim modeli kuruldu. Sıcak paranın doğanın talanı ve tüketime dayalı bir ‘beton ekonomisi’nin finansmanı için kullanıldığını görüyoruz. Belirledikleri ekonomi modeli halk karşıtı, emek karşıtı, doğa karşıtı, talan ve soygun üzerine kurulu. İktidar çevresini ve bu çevreye yakın sermayenin gelişmesini, zenginleşmesini hedefleyen bir yolsuzluk sistemi inşa edildi. İktidarı paylaştıkları, kol kola yürüdükleri cemaat ile aralarındaki anlaşmazlıklar, çatışmalar bu yolsuzluk süreciyle ortaya çıktı. Açığa çıkış şekli tartışılsa da açığa çıkan şey buydu.”
17-25 Aralık sonrası ortaya çıkan her şeyin ‘iç ve düşmanların saldırısı’ olarak nitelenmesinin bir politika haline geldiğine vurgulayan Çepni şöyle devam ediyor:
“Olumsuz her türlü gelişme bir darbe girişimi olarak adlandırılmakta. Darbe diye tabir edilen her olay, sonrasında hükümet eliyle bir karşı darbeye dönüştürülmekte. O dönem de yine böyle bir manipülasyonla sümenaltı edildi. 17/25 Aralık süreci, bugün TBMM’de yaşan bütçe tartışmalarının da miladı niteliğinde. Bir nevi sonuçlarını yaşıyoruz denilebilir. Bugün de tıpkı o günlerdeki gibi yandaş şirketler üzerine kurulan tartışmalarla geçiyor. Hükümetin ‘Biz yaparız, yaptırırız. Buna karşı çıkan da vatan hainidir’ tutumu aynen devam ediyor.”
Bütçe görüşmelerinin 17-25 Aralık’ın devamı gibi seyrettiğini öne süren Çepni’nin devamla söyledikleri ise şunlar:
“Öyle ki önerilen bu bütçe, sonradan onarılabilir, geri dönüşü olan bir bütçe değil. Emek, sağlık, çevre gibi elzem sorunlar dururken bunlara ayrılması planlanan bütçe güvenlik harcamalarının 10’da biri etmiyor. Yani bir yönüyle de savaş bütçesi. 17 Aralık sürecinde istifa ederken onaylanan imar planlarının bizzat Başbakan’ın talimatıyla yapıldığını söyleyen Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, bugün savaş sanayiinde önemli bir şirketin de sahibi konumunda.” ifadelerini kullanmıştı.
Erdoğan – Cemaat iktidarı olarak inşa edilen yakın Türkiye tarihi, artık geri dönülmez biçimde karşılıklı tasfiye sürecine dönüşmüş “paralel devlet” iddialarından, “15 temmuza” ve OHAL’e kadar uzanan egemenler arası iktidar savaşında, ülke ezilenler için bir cehenneme dönüşmüştü. Adım adım Erdoğan lehine gelişen süreçte faşizmin köşe taşları döşenerek başkanlık rejimi altında sarayın darbesi inşası edildi.
Bugün halen 6. yılında tarihin en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu olarak anılan gelişmeleri konuşmak, iktidar açısından “cemaatin sözcülüğünü” yapmakla eş değer tutularak ağır yaptırmalara tabi tutulmaktadır.
