Gündem

Seçim vakti üç çocuk, korona varsa biz yokuz! | Nurullah Yıldız

Ülke ağır çekimde ilerlerken, atmosfer iyice soğuyor. Önümüz bahar olsa da aramızdaki mesafe havada sessiz bir soğumaya yol açıyor. Nedir öyle sosyal mesafeye dikkat edin çağrıları? Nasıl durabilir “medenileşen” toplum, iç içe geçmeden, kaynaşmadan, merak etmeden komşusunda var olan derdi, kederi? Nasıl selamlaşacaksın, iki yanaktan bir öpücük kopartmadan? Daha üç çocuk sözü vermedik mi birbirimize?

Covid-19 ilerlemeye devam ederken, dünyanın farklı yerlerinden salgını önlemek ve ekonomik olarak zorluk çeken sunmak kesimlere üzere paketler açıklanıyor. “Sokakta virüs var, cebimde para olsa ne olur?” Bu çok yaygın bir düşünce. Öyle ki, artık hayatının eskisi gibi kaldığı yerden devam edebileceğini düşünen sayısı epey az.

Corona günlerinde aşk: Sosyal Mesafe


“Osmanlı torunu” diye övünülen Boris Johnson coronovirüsün kontrollü serbest dolaşımını öngörüyor. Böylelikle toplumda zarar görecek kesim dışında kalan herkes bağışıklık kazanacak, sağlık sistemine çok yüklenilmeyecek ve sağlıkçılar sadece tehlikeli boyuta ulaşan vakalarla ilgilenecek. Bu önlem bir tarafa, “sosyal mesafenin” asla uygulanmadığı Londra sokaklarında, iki kesim bu sosyal mesafe kuralını en fazla ihlal etmekte. Birincisi, altın kaplama demir korkuluklar ardında bekleyip, Elizabeth el sallar umuduyla iç içe geçmiş olan kesim. Aynı ekip, binlerce kişi olarak dünyanın farklı yerlerinden koparılıp Londra müzelerine konulan eserleri görmeye giden ekip. Diğerleri, hiçbir güvencesi olmayan, yaz kış tek kişilik çadırda üç ya da dört kişi yatmak zorunda kalan evsizler. Londra’yı gezenler iyi bilir. Bu evsizlerin çadırları yalnızca şehrin göbeğinde değil, arka mahallelerde bile mevcuttur. Öyleyse, sosyal mesafe kuralına asla uyulmayacak olan Londra sokaklarında virüsün serbest dolaşmasını talep etmek, evsizleri güvence altına alıp, onlara kalıcı çözüm bulmaktan daha ucuz, daha basit gibi duruyor. Başka bir noktada, Fransa sosyal mesafe kuralını 2 metre olarak önermişti; lakin gün geçtikçe bu mesafe talebi uzuyor. Fransızlar bu kurala uymakta zorlanıyorlar; en sonunda kendilerini sokağa çıkma yasağıyla karşı karşıya buldular. Fransa, üçüncü aşamaya geçti ve artık geri dönüşü olmayan bir süreç başladı. Fransızlar, sosyal mesafe yerine, dayanışma demek için hep birlikte sokaklara çıkacakları günleri iple çekiyor. Zira, daha Macron’a sorulacak çok hesap var! Emeklilik yasası gibi. Karar almakta geç kalan ve aldığı kararları uygulayamadığı için şu an en ağır bedeli ödeyen İtalya, sosyal mesafe sohbetinden çok uzaklarda. Onlar için aşk, saat başı yenilenen maskeler ardında yaşanıyor. Gözler dolsa da yine dudaklar o yapay maskeye değiyor ve hep birlikte şarkılar söyleniyor: Stamattina mi sono alzato, o bella ciao, bella ciao, bella ciao ciao ciao, Stamattina mi sono alzato, E ho trovato l’invasor. Çav Bella: Hoşça kal Güzel! Herkes evine hapsolmuş durumda. Her gece bir tenor ya da alto, balkon konseri veriyor. Geçtiğimiz gün havai fişeklerle kutlama yapan Hubei’liler gibi, kutlama yapacakları ve sosyal mesafeyi ortadan kaldırıp, kaldırımlarda sevişecekleri anları bekliyorlar. Sokaklar dolacak, herkes yine bir şarkı tutturacak: Avanti popolo, alla riscossa, Bandiera rossa, Bandiera rossa.
Türkiye’nin aldığı önlemlere gelirsek, her gün parmakla sayılıyor, en önemli adımlar hükümet tarafından atıldı diye her kanalda dillendiriliyor. O nedenle bu yazıda bu konuya eğilmeye lüzum yok. Eli kalbe götürüp “korona” diye bağırıp, gönül selamı vermek, en sert adım olarak karşımızda duruyor.


Bir elin verdiğini öteki el görmeyecek!


Zor zamanlardan geçerken, hala para mevzusu mu yapıyorsunuz? Yapmayın o halde. Ne verildiyse ona razı olun. Peki ya hiçbir şey verilmediyse? Yahut verilmek yerine alındıysa! Mesela Ankara barlarında çalışan emekçilerin mekânların kapatılma kararı sonrası doğrudan işten çıkartılmaları gibi. Mesela bu kişilerin hiçbirinin sigortalı olmadan, aile geçindirdikleri ve şu an başvuru yapacakları hiçbir mecra olmaması gibi!
Korona vaktinde, para muhabbeti yapılamaz! Kim yaptı bunu? 85 milyon nüfuslu Almanya mı? Hani tüm ticaret sahasını ve yurttaşını desteklemek için, bu zor zamanlarda kullanılsın diye piyasaya 550 milyar euro yani tamı tamına 4 trilyon Türk lirası sunan Merkel’in Almanya’sı mı? Ya da 17 milyon nüfuslu Hollanda mı? Hani piyasaya 100 milyar euro sunan. Fransa mı yani? Macron: “Bütçesi, boyutu, kişi sayısı ne olursa olsun, hiçbir işletme yahut holding batmayacak. Hiç kimse işsiz kalmayacak. Herkesin faturaları ve kirası ödenecek. Ardından 300 milyar Euro destek paketi açıkladı. Mesela İngiltere mi yaptı para konusunu? 350 milyar Euro ile eli yükselterek.
Yukarıda farklı “büyüklerden” haber verince, gözler dünya 5’ten büyüktür diyen Türkiye’ye çevrildi. Ne mi açıkladı Türkiye? Ücretsiz kolonya, ev alacaklara fazladan kredi yüzdesi!


Koronasız evlere rağbet artıyor!

Gün içerisinde ajanslar şöyle bir haber geçti: “Erdoğan, Eyüp Sabri Tuncer Kolonyaları sahibini aradı.” Bu haber, muhtemeldir ki, Cumhurbaşkanı aracılığıyla fiyat artırımına gidilmemesi ya da halka kolaylık sağlamak için yapılan bir görüşmeyi düşündürdü ilkin. Fakat kabinenin tüm katıldığı ve corona karşıtı ekonomik paket toplantısı ardından açıklanan paket, bu görüşmenin içeriğiyle ilgili detay verdi. Hükümet, 65 yaş üstü yurttaşlara ücretsiz kolonya paketi sundu.

Corona günlerinde, paradan bahsetmek olmaz. 80 derecelik Eyüp Sabri Tuncer, bir sişe ozan ve 50 kiloluk un ile bu süreci atlatmakta kararlı pek çok yurttaş var. Fakat yine de bir beklenti hakimdi. Çarşamba günü, öyle bir el uzanacaktı ki, belki de tarihinde ilk kez bu denli “korku” ve endişeye kapılmış bu toplumun tüm kesimlerine kucak açacaktı. Öyle olmadı. Yine azar eşitti birileri. Yine birileri “onlar”, yine biz “haklı olanlar” olduk Yine en iyi önlemi biz aldık, ötekiler tu kakaydı. Bu da sorun olmadı. İnatla bekledi izleyici. Reytingler arttı. Taksiciler sağa çekti. Herkes ya radyodan ya da televizyondan o ilk lafı bekledi: “Ücretsiz kolonya.” Ensesinde bir nefes, başını koyacağı sıcak bir omuz bekliyordu, yüzünü hiç göremeyeceği covid-19’dan çekinen milyonlarca insan. Bu sıcak el maalesef uzanmadı. Beklentiler boşa çıktı. Demlenen çaylar, açılan çekirdekler bir sonraki beklenti paketine kadar kapatıldı. Çekirdek nemlenmesin diye pakete züle bant yapıştırıldı.

Bugüne kadar iktidarın aldığı her önlem paketini destekleyen ve Erdoğan’ın korona destek paketi ardından kepenk kapatanlar da vardı. Daha Erdoğan’ın lafı bitmemişti ki, dayanışma çağrısı gibi bir dedikodu yayıldı. “Patronlar açıklama yapacak”. Bu dedikodu biraz olsun birkaç sektör adına olumlu düşünceleri uyandırsa da çok geçmeden, Erdoğan’ın konuşmasından satır aralarını iyi anlayan ekonominin bu hınzır çocukları, derhal kepenk kapattı. Kimler yoktu ki aralarında: Yargıcı; Midpoint; Mavi; Boyner; YKM; İpekyol; Ford Otosan; Yves Rocher; Beymen; Tommy Hilfiger; Adidas; Calvin Klein; Altın yıldız; Twist. Kapitalizmin kravatlı bu beyleri, başka hiçbir açıklamaya gerek duymadan, bir sonraki çağrıya kadar çekip gittiler. İhtiyarların evinde kolonya, gençlerin evindeyse hüsran ve hüzün kokuları yayılmaya başlıyor. Covid-19 adına yakışanı yaparak yayılıyor, korku ve endişe çoğalıyor.

Her gecen gün bir ton artarak yayılan “gıda yeterli” çağrıları kimseye yetmiyor. Bu büyük firmalar kaça dursun, emekçi yığınları bir korku haliyle mücadele ediyorlar. Hiçbir kesim “istif yapmayın, mamul yeterli” lafına kanmıyor. Aslında bu da bize gösteriyor ki “hiçbirimiz güvende değiliz” ve “hiç kimse devletine güvenmiyor”. Bu sürecin devamlılığı ise, bu güvensizliği körükleyecek ve artık bireysel kopuşlar, toplumsal kopuşlara zemin hazırlayacak. İktidarlar ile emekçi yığınları arasındaki mesafe açılacak. Bu mesafeyi hesap etmektense, ortaya çıkacak tabloyu net bir şekilde açıklamak kalıyor geriye. Bu mesafe, bir isçinin alın teri döktüğü ve emeğini sattığı işyeri ve evi arasındaki mesafeye denk düşüyor. Bu mesafe, artık elini uzattığın kardeşlerini dahi kucaklamana izin vermeyen “sosyal mesafeye” denk geliyor. Yani, yaşam bizi ufak kulübemizden dışarıya çağırıyor. Yaşam, birlikte öreceğimiz ortak bir iradenin doğuşuna zorluyor. Ölümü gösterip sıtmaya razı edenlere inat, yaşamayı koronaya tercih edenlerin saflarına davet ediyor bizi. Ciddiye almasalar da iktidarların yok oluşlarını hızlandıracak, bizlerin birlikteliklerini kuvvetlendirecek bir dönem kıpımızı çalıyor.

Paylaşın